İslam medeniyetinde ibadetler, sadece ferdin kendi ruh dünyasını inşa etmesi değil, aynı zamanda müminler arasındaki manevi bağları güçlendiren birer köprü vazifesi görür. Müslümanlar, yaptıkları ibadetlerin sevabını başkalarına bağışlayarak bu manevi dayanışmayı diri tutmuşlardır. Sevabı vefat etmiş müminlerin ruhlarına bağışlanmak üzere yapılan mali ibadetler, İslam toplumlarında köklü bir gelenek hâline gelmiş ve fıkhî delillerle temellendirilmiştir.
Bu vefa halkasının en müstesna örneklerinden biri de, varlık sebebimiz ve ümmetin rehberi olan Fahr-i Kâinat Efendimiz (s.a.v.) adına kesilen kurbanlardır. Bu uygulama, Hanefî fıkhının kabul ettiği “ihdâ-i sevâb” (sevap bağışlama) prensibi çerçevesinde değerlendirilmiştir.
1. Hanefî Fıkhında “İhdâ-i Sevâb” Esası
Hanefî mezhebine göre bir Müslüman, yaptığı ibadetin sevabını gerek hayatta olan gerekse vefat etmiş bir başka Müslümana bağışlayabilir. Bu ibadetler; namaz, oruç, hac, sadaka ve kurban gibi hem mali hem de bedeni ibadetleri kapsar.
Büyük Hanefî fakihi İbn Âbidîn bu prensibi şu şekilde ifade eder:
“Kişi yaptığı ibadetin sevabını başkasına bağışlayabilir ve bu sevap ona ulaşır.”
(İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, II, 243)
Aynı prensip Hanefî mezhebinin temel eserlerinde de zikredilmiştir. Merğinânî’nin el-Hidâye adlı eserinde ve Kâsânî’nin Bedâiʿu’s-Sanâiʿ adlı kapsamlı fıkıh kitabında, mali ve bedeni ibadetlerin sevabının başkasına bağışlanabileceği açıkça ifade edilmektedir (Merğinânî, el-Hidâye, IV, 73; Kâsânî, Bedâiʿu’s-Sanâiʿ, V, 70).
Bu çerçevede Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) ruhuna sevap bağışlamak, ihdâ-i sevâb prensibinin en faziletli uygulama alanlarından biri olarak görülmüştür.
2. Nebevî Uygulama ve Sahabe Tatbikatı
Efendimiz’in vefatından sonra O’nun adına kurban kesmenin meşruiyeti, sahabe uygulamalarıyla da desteklenmiştir.
Hz. Ali (r.a.), Resûlullah’ın vefatından sonra her yıl iki koç kurban ettiğini ifade etmiş; bunlardan birinin kendisi, diğerinin ise Resûlullah (s.a.v.) adına olduğunu belirtmiştir. Kendisine bunun sebebi sorulduğunda şöyle demiştir:
“Resûlullah (s.a.v.) bana kendisi için de kurban kesmemi vasiyet etti; ben hayatta olduğum müddetçe bunu terk etmeyeceğim.”
Bu rivayet Sünen-i Ebû Dâvûd ve Sünen-i Tirmizî gibi hadis kaynaklarında nakledilmiş ve ulema tarafından bu uygulamanın meşruiyetine delil olarak zikredilmiştir (Ebû Dâvûd, Edâhî, 2; Tirmizî, Edâhî, 19).
Ayrıca Câbir (r.a.)’dan nakledilen bir rivayette Resûlullah (s.a.v.) kurban keserken şöyle buyurmuştur:
“Bismillâhi vallâhu ekber. Bu, benim adıma ve ümmetimden kurban kesemeyenler adınadır.”
Bu hadis, Efendimiz’in ümmetini bu hayra ortak ettiğini göstermesi bakımından dikkat çekicidir.
3. Tevhid Hassasiyeti ve Kavramsal Doğruluk
“Peygamberimiz adına kurban kesmek” ifadesi, fıkhî açıdan doğru anlaşılması gereken bir tabirdir. Zira kurban ibadeti yalnızca Allah için yapılır; kurban edilen hayvanın canı Allah’ın adı anılarak kesilir.
Dolayısıyla burada kastedilen şey, kurbanı Allah rızası için kesmek ve hasıl olan sevabı Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) bağışlamaktır.
Bu durum Kur’an hatmiyle benzerlik gösterir. Müminler Kur’an’ı Allah rızası için okur; ancak hatim duasında sevabını Peygamber Efendimiz’e veya diğer müminlere bağışlayabilirler. Kurban ibadetinde de fiil ve niyet Allah için, sevabın bağışlanması ise ihdâ-i sevâb kapsamında değerlendirilir.
Nitekim Diyanet İşleri Başkanlığı ilmihal ve fetvalarında da ibadetlerin yalnızca Allah için yapılacağı; ancak sevaplarının başkalarına bağışlanabileceği ifade edilmektedir.
4. Teknik Şartlar: Mülkiyet, Vekâlet ve Niyet Esasları
Kurban ibadeti, belirli şartlara bağlı olarak yerine getirilen mali bir ibadettir ve rastgele bir kan akıtma fiili değildir. Hanefî fıkhında kurbanın sahih olması için mülkiyet, niyet ve temsil (vekâlet) gibi bazı temel prensiplere riayet edilmesi gerekir.
Hanefî usulünde mali ibadetlerde temsilin mümkün olduğu kabul edilmiş ve fakihler bunu “العبادات المالية تقبل النيابة” (mali ibadetler vekâleti kabul eder) kaidesiyle ifade etmişlerdir.
Bu çerçevede şu hususlar önem taşır:
Mülkiyet ve Temsil İlkesi: Hanefî mezhebine göre küçükbaş hayvan tek kişi adına kesilir; bir koyun veya keçiye birden fazla kişinin kurban niyetiyle ortak olması caiz görülmemiştir. Ancak birden fazla kişinin kurban bedeline katkıda bulunması mümkündür. Bu durumda içlerinden biri kurbanı satın alma ve kesme hususunda vekil kılınır. Kurban onun adına kesilir ve daha sonra hasıl olan sevap istenilen kimselere bağışlanabilir.
Para Toplanması Meselesi: Bir grup müminin (örneğin bir aile, arkadaş topluluğu veya talebe grubu) Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) ruhuna sevabını bağışlamak üzere kurban kestirmek istemesi halinde, toplanan para içlerinden birine verilerek onun kurban satın alması ve kesmesi konusunda vekâlet verilebilir. Bu yöntem Hanefî fıkhında geçerli kabul edilmiştir. Bazı âlimler ihtiyata binaen paranın bir kişiye hibe edilmesini de tavsiye etmişlerdir; ancak vekâlet yöntemi de fıkhen yeterli görülmüştür.
Ortaklık ve Niyet Birliği: Büyükbaş hayvanlarda en fazla yedi kişinin ortak olması mümkündür. Ancak Hanefî mezhebine göre hissedarların tamamının kurban veya ibadet niyeti taşıması gerekir. Ortaklardan birinin yalnızca et elde etme niyetiyle hayvana iştirak etmesi durumunda, bu niyet ortaklığın ibadet vasfını zedelediği için diğer hissedarların kurbanı da geçersiz sayılır.
Bu prensipler Hanefî mezhebinin klasik fıkıh literatüründe ayrıntılı biçimde ele alınmıştır. Özellikle Kâsânî’nin Bedâiʿu’s-Sanâiʿ (V, 70-72), Merğinânî’nin el-Hidâye (IV, 73) ve Fetâvâ-yi Hindiyye (V, 302) gibi eserlerinde kurban ibadetine ilişkin mülkiyet, vekâlet ve niyet esasları geniş şekilde izah edilmiştir.
5. Zamanlama ve Tasarruf
Peygamber Efendimiz adına sevabı bağışlanarak kesilen kurbanlar nafile hükmündedir. Bu sebeple Kurban Bayramı günlerinde kesilmesi zorunlu değildir; yılın herhangi bir zamanında kesilebilir.
Bununla birlikte bazı âlimler, arefe gününde veya Kurban Bayramı günlerinde kesilmesini daha faziletli görmüşlerdir. Çünkü bu günlerde kesilen kurbanlar, fakirlerin bayram sevincine ortak edilmesi bakımından daha geniş bir sosyal fayda doğurur.
Bu tür kurbanlarda vasiyet bulunmadığı sürece kesen kişi etinden yiyebilir ve ikram edebilir. Ancak sevabın kemaline ulaşması için etin tamamının fakirlere dağıtılması da güzel bir davranış olarak görülmüştür.
Netice
Netice itibariyle Peygamber Efendimiz (s.a.v.) adına sevabı bağışlanmak üzere kurban kesmek, Hanefî mezhebinde ihdâ-i sevâb prensibi çerçevesinde meşru kabul edilmiş bir ameldir. Bu uygulama hem sahabe devrinden itibaren nakledilen rivayetlerle desteklenmiş hem de İslam toplumlarında asırlar boyunca devam eden bir hayır geleneği olarak yaşatılmıştır.
Kurban ibadetinin mülkiyet, niyet ve temsil esaslarına riayet edilerek yerine getirilmesi, ibadetin hem fıkhî sıhhatini hem de manevi bereketini temin eder. Böylece bu amel, bir taraftan ihtiyaç sahiplerini sevindiren bir sosyal yardımlaşma vesilesi olurken diğer taraftan müminlerin Peygamber Efendimiz’e olan muhabbet ve bağlılıklarını ifade eden güzel bir vefa nişanesi hâline gelir.
Feriha Saniye İklim
İncemeseleler.com editörü
