30. SOHBET: CİHAD

Yayınlanma İnce Sohbetler

30. SOHBET CİHAD

 

Allâh’ü Teâlâ Enfal sûresinde şöyle buyurdu:

Ey Peygamberim! Müminleri cihada teşvik et. Eğer sizden sabredici yirmi kişi olsa iki yüz kişiye galip olurlar. Ve eğer sizden yüz kişi olsa, kafirlerden bin kişiyi yenerler. Çünkü onlar hakkı anlamayan bir kavimdirler. (Enfal-65)

 

Tefsir:

(Ey Peygamber! Müminleri) hesapsız sevap va’d etmek suretiyle (cihada teşvik et)meye uğraş (gayret et).

 

Tahriz ; bir şeye teşvik etmek demektir. Bu da, milletin kendisini takip etmesi için, önce ilk adımı kendisi atmakla olur. Onun içindir ki, Nebi Aleyhisselâm harp şiddetlendiği zaman müslümanlardan düşmana en yakın kişi olurdu.

 

Sahâbeden: Harp şiddetlendiği zaman Rasülüllah’ı düşman ile aramızı ayıran bir sınır gibi (bulurduk).

 

CİHADIN FAZİLETİ

 

Ayeti Kerimede cihadın fazileti beyan edilmektedir. Eğer cihad faziletli bir davranış olmasaydı elbette ona teşvik edilmezdi.

 

Bilmelisin ki, cihadın faziletleri ve şehid olan kulların elde edecekleri sevab hakkında vârid olan ayeti kerime ve hadisi şerifler sayılamayacak kadar çoktur. İşte bunlardan birisi: (1)

 

Ayet Meali:

Şüphesiz ki Allah, cihad eden müminlerden canlarını ve mallarını cennet karşılığında satın almıştır. Çünkü onlar Allah yolunda savaşırlar. Öldürürler ve öldürülürler. Bu, Allah’ın Tevrat’ta, İncil’de ve Kuran’da olan gerçek va’didir. Kim, Allah’tan daha çok sözünde durur? Öyleyse, yapmış olduğunuz bu alışverişe sevinin! Büyük kurtuluş da budur işte. (Tevbe-11)

 

Tefsir:

 

(Şüphesiz ki Allah cihad eden müminlerden canlarını ve mallarını cennet karşılığında satın almıştır.) Münafık ve kafirlerden değil. Çünkü, onlar bu alışverişin şerefine hazır değildirler.

 

Sebebi nüzûlü:

 

Rivayet edildi ki, Ensardan, Medinelilerden 70 kadar kişi Mekke-i Mükerremede Akabe mevkiinde Rasülüllah’a biat ettikleri zaman içlerinden Abdullah ibni Revaha Peygamberimize hitaben:

-“Ey Allah’ın Rasülü! Kendin için arzu ettiğin ahdi bizden al, Rabbin için istediğin şartları da bize tebliğ et” dedi.

Rasülüllah Efendimiz şöyle buyurdular:

-“Rabbim için istediklerim; ona hiçbir ortak koşmaksızın ibadet ve taatte bulunmanızdır. Kendim için de; kendi nefsinizi, evladınızı ve mallarınızı esirgeyip koruduğunuz gibi beni de muhafaza etmeniz ve bu yolda ahit vermenizdir. “

Abdullah ibni Revaha;

-“Ey, Allah’ın Rasülü! Bu söylediklerini yaparsak, bize ne var?” diye sordu. Peygamberimiz:

-“Allah’ın (rızası ve) cenneti var,” buyurdular.

Bunun üzerine Medine’li müslümanlar;

-“Bu ne hayırlı, ne kazançlı bir alış-veriştir, biz bu alışverişi ne bozar, ne de bozulmasını isteriz” dediler.

Bu hadise üzerine bu ayeti celile indi.

 

Allah namına Allah’ın Rasülünün yaptığı bu alış veriş, ensar ve muhacirler hakkında geçerli olduğu gibi, onlara tabi olan ve onlardan sonra kıyamet gününe kadar gelecek olan bütün müminlere de şamildir. Ancak, müminlerin ayeti celilede beyan edilen iki şartı, -mallarını ve canlarını Allah yolunda sarf etmeleri şartlarını- yerine getirmeleri lazımdır. Ondan ötesi Allah’a aittir. O zat-ı Ecell ve Âlâ da mutlaka vadini yerine getirecektir.

 

Eğer denilirse ki; İnsanlar ve Allah’ın onlara bahşetmiş olduğu mal ve mülklerin hepsi Allah’ın mülkü olduğuna göre, Allâh’ü Teâlâ’nın kendi mülkünü, yine kendi mülkü ile değiştirmek suretiyle bir alışveriş nasıl (mümkün) olur?

Bu soruya şöyle cevap verilebilir: Gazada, muharebede teşvik yolu üzere söylenmiştir.

 

Buradaki alış veriş mecazi bir ifadedir. Şöyle ki; canlarını ve mallarını Allah yolunda, dinin devamı için ortaya koyan müminlerin bu fedakarlıkları mukabilinde Cenab-ı Hak cenneti bahşetmek suretiyle canlarını ve mallarını kabul etmektedir.

 

Öyle ise Ey Müslüman! (İçinde bulunduğun nimetin) kadrü kıymetini bil. Zira Hazreti Allah senin kadrini, kıymetini biliyor ve cennetin dışında bir bedele razı olmuyor. Müşteri (olan Rabbimiz) bütün ayıp ve kusurları ile beraber bu alış-verişten lütfü ve keremi ile razıdır. Bu durumda bu alışverişi reddetmek doğru değildir.

 

(Onlar Allah yolunda savaşırlar) Burası mukadder suale cevaptır. “Müminler canlarını ve mallarını cennet mukabilinde nasıl satıyor?” sorusunun cevabıdır ki; (Allah yolunda -Allah rızası için- savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler) diye cevap veriliyor.

 

Öldürenler gaziler, öldürülenler de şehitlerdir. Her iki sınıf için de cennet vardır.

Allah yolunda mukatele eden, savaşan kimse salim ve zengin olsa dahi canını ortaya koymuş demektir. Zaten cihad da sırf böyle azim ve gayret ile tahakkuk eder.

 

 

 

Şair İsmeî şöyle diyor:

Kıymetli canın değerini ancak (onu veren) Rabbi öder,

Varlıkların tamamı para olsa, onun bedelini ödeyemez.

Eğer onu satarsam, karşılığında Cennetler alınır.

Canın dışındaki şeylerle kazanmaya çalışmak, aldanmaktır.

Nefsim bir şeye gittiği zaman ona ulaşır.

Dünya giderse değeri, parası da gitti demektir.

 

Bilinmelidir ki:

 Mahlûkatın tamamı Allah’ın mülkü ve kuludur. O Zatı Ecell ve Âlâ mülkünde dilediğini yapar. Müminlerin nefisleri (canları)nın kendi yanındaki kıymeti sebebiyle tarafından bir ihsan olarak onu satın almaktadır.

 

Ecel hükmedilmiş (kesinleşmiş), rızık da ayrılmıştır.

Hatalı hareket eden doğru (neticeye) ulaşamaz.

Ölümün hissesi herkese ulaşacaktır.

Her canlı ölümü tadacaktır.

Ecelde takdir edilenin gerçekleşmemesinden korkulmaz

Cennet, kılıçların gölgesi altındadır

En büyük kazanç, ölüm şerbetini içincedir.

Ayakları Allah yolunda tozlananları Hazreti Allah Cehennemine haram kılar.

Bir dinar infak edene Mevla yedi yüz dinar yazar.

Allah katında haktır ki, şehitler diridirler.

Ruhları yeşillikte uçan kuşlar misali cennette diledikleri yere konar, yerleşirler.

 

Netice olarak, her akıllı kişi, bu mertebeye erişmek için gayret etmeli, cihad etmek suretiyle ömrünü bu rütbeleri kazanmakta sarf etmeli ve inat sahibi kafirlere de nefret etmelidir.

 

İman etmemekte inat edenlerin tamamı, her ne kadar sayıca

çok olsalar da mağlupturlar. Dalalet ehli adamlar her ne kadar müzekker (erkek) olsalar da yenilecekler, helak olacaklardır. Allâh’ü Teâlâ’nın savaşta bir müslümanın iki gayrı müslime galip geleceği hükmünü görmez misin?

 

 

Ayet Meali:

Şimdi Allah, sizden yükü hafifletti. (Bir kişiye karşı on düşmanla savaşı, bire karşı iki düşmana indirdi) Bildi ki, sizde bir zayıflık var. Şimdi sizden sabredecek yüz kişi olursa, iki yüzü yenerler. Eğer sizden bin (kişi) olursa, Allah’ın izniyle iki bine galip gelirler. Allah, (nusret ve yardım etmek suretiyle) sabredenlerle beraberdir. (Enfal-66)

 

Ayet Meali: Ey iman edenler, size öyle bir kazanç göstereyim ki, sizleri acıklı bir azabdan kurtarıversin.

(Sâf-10)

Bu ayet nazil olunca müminler kendi aralarında;

-“Bu kazancın (amelin) ne olduğunu bilseydik canlarımızı, mallarımızı ve ehlimizi vermek suretiyle onu alırdık,” dediler. Bunun üzerine müteakip ayet nazil oldu.

 

Ayet Meali: Allah’a ve peygamberine iman edip mallarınızla, canlarınızla Allah yolunda mücahede edersiniz. Bu, sizin için çok hayırlıdır, eğer bilirseniz.

(Sâf-11)

 

Ebu Hüreyre Radıyallâhü Anh’dan rivayet ediliyor:

Rasülüllah S.A.V. e “Hangi amel daha faziletlidir? diye soruldu. 

-“Allah’a ve Rasülüne imandır” buyurdu. Sonra hangisi ? diye soruldu. 

-“Allah yolunda cihaddır” buyurdu. Sonra hangisidir? diye soruldu. 

-“Haccı mebrur’dur” buyurdu.

 

CİHAD İMANDAN SONRA AMELLERİN EN FAZİLETLİSİDİR (2)

 

İbni Abbas Radıyallâhü Anh’dan rivayet edildi:

Abdullah bin Revaha; “Allah’ın en sevdiği amelin hangisiolduğunu bilseydik onu işlerdik”dedi. “Cihad” meşru kılındı. Müminler bundan hoşlanmadı. Bunun üzerine şu ayeti kerime nazil oldu:

 

 

Ayet Meali: Yapmayacağınız şeyi söylemeniz, Allah katında buğz bakımından çok büyüktür. (Sâf-3)

 

Allâh’ü Teâlâ Kur’an-ı Kerimde yine cihad ile ilgili şöyle buyurdu:

Ey Müminler, hoşunuza gitmediği halde din düşmanları ile savaşmak üzerinize farz kılındı. Olur ki, bir şey hoşunuza gitmezken, sizin için o hayırlı olur ve bir şeyi de sevdiğiniz halde o, hakkınızda şer olur. Allah bilir, siz bilemezsiniz.  (Bakara-216)

 

Rabbimiz, Allah’ı sevdiğini iddia edenlerin, bu sevgisini, mallarını O’nun yolunda feda ederek isbat etmeleri için zekatı emrettiği gibi, yine bu sevgisini izhar için vücudunu O’nun yolunda feda etmeye hazır olmaları için gazayı emretmiştir.

 

Gaza etmek ve zekat vermek, muhabbeti ilâhiyyenin ölçüsüdür. Çünkü her insan, can ve mal sevgisi üzere yaratılmıştır. Allah C.C. da iddia sahiplerinin davalarında samimi olup olmadığını gaza ve zekat ile imtihan etmektedir. Zira herkes Allah’ı sevdiğini iddia eder. İşte cihaddaki sır budur.

 

CİHAD KIYAMET GÜNÜNE KADAR FARZDIR

 

Hadisi Şerif:

Cihad Kıyamet gününe kadar devam eder.Cihad terk edildiği zaman islam (ümmetin)de aşağılık ve hakirlik meydana gelir. Cihad edildiği zaman ise, islamın izzet ve şerefi ortaya çıkar ve Allah'ın kelamı insanlar arasında yücelir.

 

Cihad bu ümmet arasında kıyamet saatine kadar devam eder.

 

Cumhur-u ulema dediler ki: Cihad farzı kifayedir. Bazıları yaptığı zaman diğerlerinde farziyyet düşer. Cenaze namazı ve selamı almak gibi.

Farzı kifaye olsun, farzı ayın olsun imam (sultan – idareci) cihada hazırlandığı zaman sultana itaat ederek herkesin takati-gücü nisbetinde malıyla canıyla ona yardımcı olması lazımdır.

 

Ayeti Kerime’de Allâh’ü Teâlâ ; “Allah’a, Rasülüne ve sizden emir sahibi olana itaat edin” (Nisa-59) buyuruyor. Emir sahipleri, ümerâ (yöneticiler) ve ulemâ (alimler) dir.

 

Allah’a itaattan maksat:

 Kitabı (Kur’an)a uymak, Rasülüne itaatten maksad: Sünnetine uymak, sultanlara, imamlara, kadılar ve valilere itaatten maksad da emrettikleri ve yasakladıkları hususlarda (Allah’a isyan olmadığı müddetçe) itaat etmektir. Çünkü Halik’a (yaratıcıya) isyan olan yerde mahluka itaat edilmez.

 

Bilesin ki; insanların (umumun) işlerini idare etmek bu dinin vaciplerinin en büyüklerindendir. Hata dünyanın düzeni ancak bununla gerçekleşir. Zira, Ademoğlunun maslahatı ancak birbirlerinin ihtiyaçları için bir araya gelmesi ile tamam olur.Bu bir araya gelme, toplanma anında da elbette kendilerine bir baş lazımdır.

 

Aleyhisselâm Efendimiz ; “Üç kişi sefere çıktıklarında içlerinden birini emir yapsınlar” buyurmuştur. (Ramuz 1/43)

 

Allâh’ü Teâlâ iyiliği emir, kötülükten nehyetmeyi vacip kılmıştır. Bu da ancak güç ve emâret makamının bulunmasıyla tam yapılabilir.

 

Yine cihad, insanlara adaletin tatbik edilmesi, cuma ve bayram namazlarını ikame, mazluma yardım etme, cezaları uygulama gibi işler de ancak emirlik ile yerine getirilebilir.

 

Hadis Şerif: Sultan, yeryüzünde Allah’ın gölgesidir ki, Allah’ın kullarından her mazlum ona iltica der. (Ramuz 1/213)

 

Sultanın “gölge” diye isimlendirilmesinin sebebi: Gölge güneşin hararetinin sıkıntısını giderdiği gibi, sultan da insanlara gelecek eziyet ve sıkıntıları defeder.

 

Selef (eskiler) şöyle derdi: Müstecâb bir duamız olsa onunla elbette sultana dua ederdik.

 

 

Deylemi'nin rivayet ettiği bir hadisi şerifte Aleyhisselam Efendimiz şöyle buyurdular.

“İslam ve sultan iki kardeştir ki, biri olmadan diğeri salih (iyi, sağlam) olmaz.”

 

İslam bir temel, sultan da onun bekçisidir. Temeli olmayan bina yıkılır, bekçisi olmayan eşya da zayi olur.

 

Ebu Hüreyre Radıyallâhü Anh Peygamberimiz Aleyhisselam’dan rivayet etti.

 

Kim (imama) itaatten çıkar ve müslümanlar topluluğundan ayrılırsa cahiliyyet ölümü ile (cahiliyyet üzere) ölür.

 

İnsanların sultana itaat etmeleri icab ettiği gibi, sultanın da idaresi altındaki insanlara adalet ile hükmetmesi, devletindeki işleri en güzel bir şekilde yürütmesi icab eder.

 

Sahih hadiste şöyle buyuruldu: Hepiniz çobansınız ve hepiniz idareniz altındakilerden mesulsünüz. (Ramuz 2/343)

 

DÜNYAYI AYAKTA TUTACAK DÖRT ŞEY

 

Dünyanın ayakta durması dört şey iledir.

1- İdare edenlerin adaletli olması.

 

Dünyanın harab olması da tebaaya zulüm iledir.

 

HİKAYE.

SULTANINI ZULÜMDEN ALIKOYAN VEZİR

 

Sultanın biri halkına çok aşırı zulüm ediyordu. İnsanlar vezirine gidip çok zulme uğradıklarına dair şikayette bulundular. Vezir de bir hile yolu bulup sultanı zulümden vazgeçirmek ve adaletle muamele etmesini temin etmek istedi.

Bir gün sultan ile beraber şehrin dışında gezintiye çıktılar. Harab olmuş, yıkılmış yerlere rastladılar. Orada sultan, bir erkek baykuşun bir dişi baykuşa seslendiğini duydu. Vezirine;

-“Şu kuş, dişi baykuşa ne güzel sesleniyor” dedi. Vezir :

-“Sultanım, kuşun ne söylediğini anlıyor musunuz ?” diye sordu. Sultan da:

-“Hayır, anlamıyorum, ya sen anlıyor musun? dedi. Vezir dedi ki:

-“Evet anlıyorum. Bu erkek olanı, öbürüne aşık ve onun sevgisi ile deli olmuş. Dişi baykuşa dedi ki :

-“Ey kuşların efendisi! Arzum sana ulaşmak ve sana helalinden yaklaşmaktır.” Öteki şöyle cevap verdi:

-“Bana olan sevgin ve aşkın seni deli etmiş olabilir. Ama mehrimi (Nikahta kadına verilen para) ödemeye gücün yetmez” Erkek baykuş:

-“Mehrin nedir?” diye sordu. Dişi olanı:

-“On tane harap, yıkıntı şehir,” dedi. Bunun üzerine erkek baykuş şöyle dedi:

-“Müjdeler olsun sana. Eğer sultanımız bu sene sonuna kadar tebaasına böyle (zulmetmeye) devam ederse yüz harab şehir alırsın” dedi.

 

Vezirin bu sözlerini duyan sultan ne demek istediğini düşündü. Kendisinin halkın durumundan gafil olduğunu, onların zulüm ve bela içinde bulunduklarını ve vezirin kendisine kuşların diliyle nasihat ettiğini anladı. Vezirine:

-“Allah iyiliğini versin (raz-ı olsun)” dedi.

Sonra mazlumlarla beraber oturup-kalktı. Halkına adaletle muamele etti. Halkın, çalışanların ve tebaasının işlerini araştırıp takip etti.

 

Tirmizi’nin Muaz bin Cebel Radıyallâhü Anh’dan rivayet ettiği şu hadisi şerif de cihadın faziletini beyan etmektedir. Hazreti Muaz şöyle buyurdu:

-“Efendimiz S.A.V.e dedim ki:

-“Ya Rasülallah, beni cehennemden uzaklaştıracak ve cennete girmemi sağlayacak bir amel söyler misin?”

Aleyhisselâm Efendimiz şöyle buyurdular:

“Çok büyük bir işten sordun. Ama bu amel Allah’ın kendisine kolaylaştırdığı kimselere çok kolay gelir. Allah’a kulluk eder, ona hiçbir şeyi ortak tutmazsın, namazı kılar, zekatı verir, Ramazan orucunu tutar ve Beyt-i (Kabeyi) haccedersin.”

 

 

 

 

Sonra şöyle buyurdu.

-“Dikkat et, sana hayır kapılarını göstereyim. Oruç (cehenneme karşı) kalkandır. Suyun ateşi söndürdüğü gibi sadaka da hataları söndürür (onlara keffaret olur.) Kişinin gece yarısı namaz kılması” buyurdu ve şu ayeti okudu:

“Onlar, (o kimselerdir ki, geceleyin, namaz kılmak için) yataklarından kalkarlar; Rablerine, azabından korkarak ve rahmetinden ümidvar olarak dua ederler. Kendilerine verdiğimiz rızıklardan da hayır yollarına harcarlar.”

(Secde-16)

Daha sonra şöyle buyurdu:

-“Sana işin başını, direğini ve zirvesini haber vereyim mi?

Evet ya Rasülallah, dedim. Buyurdular ki:

-“İşin başı İslam (müslüman olmak) tır. Direği namazlardır. Zirvesi ise cihaddır.”

 

Bir şeyin zirvesi demek, onun en üst noktası demektir. Cihad yapılmak suretiyle İslamın teâli ve terakkisi, diğer dinlerden üstün kılınmasındandır ki, cihad, itaat çeşitlerinin en üstünüdür.

Bu özellik diğer ibadetlerde yoktur. İbadetler içerisinde cihaddan daha faziletlisi bulunsa da bu özellikleri taşıması itibariyle diğerlerinden üstündür.

Bazılarının “cihada hiç bir şey mukavemet edemez” sözü de böyle değerlendirilir.

 

Peygamber Efendimiz (Aleyhisselâm) “Hangi amel daha faziletlidir? diye sorulduğunda bazen;

-“Vaktinde kılınan namazdır,” bazen;

-“Cihaddır,” bazen de;

-“Ana – babaya iyiliktir,” diye soruyu soran kişinin durumuna göre değişik cevaplar verdi şeklinde değerlendirilir.

 (Şerhi Neveviye)

 

İbni Ömer Radıyallâhü Anh babası Hazreti Ömer Radıyallâhü Anh’dan rivayet etti.

Aleyhisselâm Efendimize “İslam nedir? diye soruldu.

-“(İnsanlara) güzel konuşmak, yemek yedirmek ve selamı yaymaktır” buyurdu.

 

Yine kendisine “ Hangi müslüman daha faziletlidir?” diye sorulduğunda:

-“Müslümanların elinden ve dilinden salim olduğu kimsedir” buyurdu. (Ramuz 1/235)

-“Hangi namaz daha faziletlidir?” diye soruldu.

-“Kıyamı uzun olanıdır” buyurdu.

-“Hangi sadaka daha faziletlidir?” diye soruldu.

-“İmkanı az olan kişinin gücü nisbetinde verdiğidir,” buyurdu.

-“Hangi iman daha üstündür?” diye soruldu

-“Sabır ve müsamaha ile olanı” buyurdu.

-“Hangi cihad daha faziletlidir?” diye soruldu?

-“Küheylanı (atı) yaralanan ve kanı akıtılandır,” buyurdu.

-“Hangi köle (yi azad etmek) daha faziletlidir?” denildi.

-“En pahalı olanını,” buyurdu.

 

CİHAD İKİ ÇEŞİTTİR

 

1-Zahir 

2-Bâtın

 

Zahir Cihad: Kafirler ile yapılan cihaddır.

Batın Cihad: Nefis ve şeytan ile yapılan cihaddır ki bu diğerinden daha zordur.

 

Ebu Ümame Radıyallâhü Anh’dan;

Aleyhisselâm Efendimiz şöyle buyurdular:

Kim harb etmez veya bir mücahidi (silâhla) donatmaz, yahut bir mücahidin ehli (beyti) arasında hayırla iş görüvermez ise, Allah da onu kıyamet gününden önce bir belaya uğratır. 

 (Ebu Davut Cilt: 3 Sh: 10)

 

Hadisi Şerif: Harb etmeyen veya kendisi hakkında (keşke ben de gazi olsaydım) demeyen kimse münafıklıktan bir şube üzerine ölür. (3)

 

Öyle ise, müminin gaza etmeyi kötü görmemesi ve hatta şehitliği temenni etmesi gerekir. Bu hal, islamın ilk dönemlerinde müslümanların adeti idi.

 

 

Hadisi Şerif: Ebu Hüreyre Radıyallâhü Anh dan;

“Kim sadakat ile Allah’tan şehid olmayı isterse, döşeğinde ölse bile Hazreti Allah onu şehitler menzilesine ulaştırır. (4)

 

Onun içindir ki, Rasülüllah S.A.V. şehitlik derecesine nail olsun diye, vefatı esnasında, zehirli yemeğin tesiri ortaya çıkmıştır.

 

Buhari Hazreti Aişe Radıyallahü Anha’dan rivayet etti; Rasülüllah Aleyhisselâm şöyle buyurdular: 

 Ya Aişe! Hayber’de yediğim (zehirli et) yemeğinin acısını hala duyuyorum.

 

ZAFER VE GALİBİYETİN SEBEPLERİ

 

Zafer ve nusret şu Ayeti Kerime ile müminlere vadedilmiştir:

“And olsun ki, Biz senden önce kendi kavimlerine nice peygamberler gönderdik de onlara açık deliller getirdiler. Günaha dalanlarından intikam almışızdır. Müminlere yardım etmek de bize hak olmuştur. (Rum-47)

 

Müminlere zafer vadolunmuştur. Ama zafer ve galibiyet için de birtakım sebepler vardır.

 

Zafer Ve Galibiyetin Sebeplerinden Bazıları:

1-İhlas

2-Niyet

3-Sabır

“Muhakkak Allah’ın (yardımı) sabredenlerle beraberdir”

 

4-Şecaat

5-Takva

6-Zikir

7-Dua

8-Asker ve istihkâmların (silâh, top tüfek vb.) çokluğuna değil, Allah’ın kuvvet ve yardımına güvenmek.

 

 

 

 

Ayet Meali:

Gerçekten Allah, size (Bedir, Hayber, Mekke’nin Fethi gibi) birçok savaş yerinde ve Huneyn1 (savaşı) gününde yardım etmişti. (5) O vakit Huneyn’de çokluğunuz size güven vermişti. Fakat çokluğunuz size bir fayda sağlamamıştı. Yeryüzü ise, geniş olmasına rağmen (korkunuzun şiddetinden) size dar gelmişti. Sonra da bozularak gerisin geri kaçmıştınız. (Tevbe-25)

 

Huneyn’de Rasülüllah Aleyhisselâm beyaz bir deve üzerinde idi. Yanında sadece (Amcası) Abbas ve Ebu Süfyan (Radıyallâhü Anh) kalmıştı. Ebu Süfyan Hazreti Peygamberin bineğinin üzengisini tutuyordu.

 

 9- Hainlik etmemek

 10-Sünnete (sımsıkı) sarılmak

 11-Sadâkat üzere bulunmak

 12-Sebat etmek

 

 Ayet Meali: Ey müminler, bir düşman topluluğuyla karşılaştığınız zaman, sebat edin ve (tekbir, tehlil, yardım için dua etmek suretiyle) Allah’ı çok anın ki, kurtulabilesiniz.   (Enfal-45)

 

Yardım için de şöyle dua etmeli:

 

Ayet Meali: Ey rabbimiz,üzerimize bol bol sabır dök, ayaklarımıza kuvvet ve sebat ver ve bizi kafirler kavmi üzerine muzaffer kıl. (Bakara-250)

 

Bir müslümana iki kafir düşüyorsa ordudan (harpten) kaçmak büyük günahlardandır.

 

 İbn-i Abbas R.A’dan : Bir müslümana üç kafir düşer de harpten kaçarsa büyük günah işlemiş sayılmaz. Ama iki kafir düşüyorsa büyük günah işlemiş olur. 

 

Akıllı kişiye yakışan: Allah’a tevekkül ederek cesur bir kalb ile harbin ön saflarında yer almak, korkakların ecelinin ertelenmeyeceğini ve önde olanların ölümünde de acele edilmeyeceğini, öne alınmayacağını bilmektir.

Yine, gaza ve harb esnasında, şecaat ve düşmana saldırmada aslana, azamet ve büyük görünmede de kaplana benzemelidir ki Sahâbe-i Kiramın düşmanlara karşı tavrı da budur.

Normal zamanlarda caiz olmaması, hatta haram olmasına rağmen harbde mücahitlerin (6) bıyıklarını gür şekilde büyütmesi, tırnaklarını uzatması, sakalını siyaha boyaması ve gururlu-çalımlı yürümesine cevaz verilmiştir.

 

Saçını ilk boyatan Firavun Aleyhillane’dir.

 

Muharebe esnasında gayrette kurt gibi olmalı. Bir taraftan ümidini kestiği zaman hemen diğer tarafta mücadeleye devam etmeli.

Ağır silâhları taşımakta karınca gibi olmalı.

Sebat etmekte taş gibi olup yerinden ayrılmamalı .

Sabırda merkep gibi, vefada da kelb (köpek) gibi olmalı. Öyle ki, sahibi ateşe atsa dahi köpek yine de sahibine tabi olur.

Allah’tan Zafer ve yardım istemekte horoza benzemeli.

Harb safında mümin, namaz safında huşu içinde duran musalli gibi olmalı.

 

Ayet Meali: Muhakkak ki Allah, kendi yolunda (aksâmı) birbirine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak savaşanları sever. (Saf- 4)

 

Hazreti Allah Sâffât sûresi ilk ayetinde, harb saflarına yemin ederek şöyle buyurmuştur:

 

And olsun, o saf bağlayıp duranlara. (Saffat-1)

Bu, kendi yolunda cihad edenlerin hallerini açıklamaktır.

 

 Hafisi Şerif: Üç kimse vardır ki, Hazreti Allah onların yüzüne güler; Gece kalktığı zamannamaz kılan kişi, namazda saf tutan topluluk, düşman ile mücadelede saf tutan topluluk.

 

Yine Hazreti Allah gazilerin (düşmana koşan) atlarına yemin ederek şöyle buyurdu:

 

And olsun, soluyarak koşanlara (gazilerin atlarına).

 

Alâ-î “Tâhâ” hakkında şöyle dedi:

Tâ; Allah yolunda bulunan gazilerin davulu, da onların, düşmanların kalbinde oluşan heybetidir.

Asker, namazda imamına uyan cemaat gibi komutanına tabi olmalıdır ki, cemaat asla imamına muhalefet etmezler.

Düşmanı bozguna uğratıp yenmek için hile ve düzen kurmakta tilkiye benzemek lazımdır. Zira harbin kazanılması hileye bağlıdır.

 

HİKAYE

OKLARI ALTINDAN YAPTIRDI

 

 Sultanın birisi bir memleketi muhasara etmişti. Muhasara uzadı, şiddetli bir hal aldı. (Muhasara altındaki) beldenin sultanı vezirlerini topladı:

-“Muhasara çok uzun sürdü. Vaziyet iyi değil, ne dersiniz? Teslim mi olalım, yoksa gece hücum mu edelim?” diye sordu. Vezirlerden birisi şöyle dedi:

-“Benim bir fikrim var. Onu uygularsak düşmanın bizimle harb etmeden ayrılıp gideceğini düşünüyorum.” Sultan:

-“Nedir o?” diye sordu.

Vezir, efendisinden hazinelerdeki bütün altınları toplatıp hazırlatmasını istedi. Altınlar bir yerde toplandı. Sultan kuyumcuları çağırdı. Altınların tamamını eritip ok yapmalarını emretti. Oklar hazırlandı.

Vezir her okun ucuna iki satır yazı yazdı. Sonra herkesin bir ok alıp kendilerini muhasara eden askerlere atmalarını emretti. Oklar yaydan fırladığında her birinin ucu parlıyordu. Bunu gören askerlerin gözleri açıldı ve titredi, dikkat kesildi. Komutan askerin toplanmasını istedi. Huzurunda toplandıklarında herkesin ellerindeki oklardaki yazıyı okumalarını emretti.

 Oklarda şu ibare yazılı idi.

 

Sultanımız lütuf ve ihsanını oklar ile atıyor,

Bu oklar ki, uçları, eritilmiş som altındandır.

Bu altın ile, yaralılar yaralarını tedavi ettirsin,

Bu altın ile, ölenlere kefen alsın.

 

Bunu duyan komutan (sultan) ;

-“Burası muhasara edilemez ve bunlarla harb edilmez,” dedi. Muhasaranın hemen sona erdirilip yola çıkılmasını emretti.

Harb esnasında hafif olup bir taraftan diğer tarafa hareket etmekte çocuk gibi olmalı. Nara attığı zaman da gök gürültüsünü andırmalı.

Velhasıl, Allah’ın ehli islama yardımını, şehit ve gazilere müjde ve nimetlerini mülahaza ederek sabır ve sebat etmek lazımdır.

 

Hazreti Ali Radıyallâhü Anh’dan:

İman, dört direk üzerinedir:.

1-Sabır,

2- İnanç,

3- Adalet,

4- Cihad.

 

Nebi S.A.V. Bedir, Uhud, Hendek, Tebük ve Hayber gibi (bir çok) harbe bizzat iştirak etmiştir. Hatta Uhud’da müşriklerden Utbe bin Ebi Vakkas Rasülüllah’ın alt çenesinin sağ yanındaki rubaiye (kesici) dişini kırdı. Abdullah’ı Şahab da mübarek yüzünü yaraladı.

Bütün bu sıkıntılara rağmen Peygamberimiz harb meydanından ayrılmadı.

 

Ayet Meali:

Gerçekten Allah’ı, ahiret gününü arzulayanlar ve Allah’ı çok zikredenler için, size, Allah’ın Rasülünde (takip edeceğiniz) pek güzel bir örnek vardır. (Ahzab-21)

 

Harplerde sebat, (7) zahmet ve sıkıntılar çekme konusunda da O mübarek zatın örnek alınması ve kendisine uyulması icab eder.

Bilinmelidir ki; Ülül emre itaat etmek ve cihad etmek kullar üzerine vacibdir.

 

DUA

 

Allah’ım! Alemdeki mahlukat üzerine senin halifen, Emir’ül müminin, imam ül Müslimin, büyük sultanımız, Sultan Abdülmecid Han oğlu Sultan Gazi Abdülhamid Han’ın devletini yücelt.

Allah’ım! Saltanatının rükunlarını doğru şeriatınla müstakim kıl. Diğer milletlere karşı ona yardım et. Sultanımızı hayırların tamamına muvaffak kıl. Asi ve azgınları zelil kılmakta yardım et. Din-i mübin-i onun vasıtası ile yücelt. O dinin, memleketin her yanında yayılmasını nasib et. Mülkünün esasını gece ile gündüz birbirini takip ettiği müddetçe kuvvetlendir. Zira O, Osmanlı saltanat semasının dolunayı, yüce islam devletinin güneşidir. Kur’an ayetinde kendisine “yeryüzüne iyi kullarım varis olacaktır” diye işaret edilmiştir. O, ahir zamana kadar, ahir zaman nebisinin neslinden Hazreti Mehdi zahir oluncaya kadar devam edecek olan Osman oğullarındandır.

Allah’ım! Bizi cihad eden dostlarından, sana itaat eden, ülül emrin emirlerine boyun eğip uyan kullarından kılmanı isteriz. Bizi dünyada mümin olarak yaşat. Tevbekar müslüman olarak vefat ettir. Ve bizleri (münker-nekir’in) suali anında (imanımızda) sabit kıl. Kitabını sağ tarafından alanlardan eyle. En büyük korku anında emin olanlardan eyle. Ümid ettiğimizden fazla hayır ver. Korktuğumuzdan fazla kötülükten koru.

Allah’ım! Yüce muvaffakiyetlerini Sultanımızın kalbini memnun ve mesrur etmeye yönelt. Onun askerlerini müeyyed (kuvvetlendirilmiş) muzaffer ve mensur eyle. Mülkünü mahfuz

ve mamur kıl. Düşmanlarını mahvedip, hezimete uğratıp kahreyle. Zira onlar helake düşen bir topluluktur. Hidayet, şifa ve nur olarak indirdiğin kitabın hürmetine... Muhammed Aleyhisselâm’a, âli ve ashabına salat eyle. Amin...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

CİHAD -II

 

 

 

Hadisi Şerif: Kim, bana bir salavat okursa Allah C.C. muhafız meleklerine üç gün (günah) yazmamalarını emreder.

 

Ebu Bekr-es Sıddık Radıyallâhü Anh’dan:

Rasülüllah Aleyhisselâm üzerine salavat okumak günahları helak etmekte soğuk suyun ateşi söndürmesinden daha tesirlidir.

 

HİKAYE

SALAVATI ŞERİFE HÜRMETİNE AZAPTAN KURTULDU

 

Bir kadın, çocuğunun vefatından sonra rüyasında ona azab edilirken gördü. Yavrusunun azab edilişine çok üzüldü. Aradan bir müddet geçtikten sonra ise onu nur ve rahmet içinde gördü. Hikmetini sorduğunda çocuk şöyle dedi:

-“Bir adam kabristana gelmişti. Peygamberimiz Aleyhisselâm’a salavat okudu ve sevabını ölülere hediye etti. Mağfiretten benim hisseme düşen ile af edildim.”

(Mefatih-ut Tefasir)

 

Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin fil evvelîne vel ahirîn ve fil mele-il âlâ ilâ yevmiddîn. Ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn.

 

(1)

Aşağıdaki Ayeti Kerime de cihadın faziletini ve şehitlerin sevabını ifade etmektedir:

“İnsanlardan bir kısmı da vardır ki, Allah’ın rızasını kazanmak için canını verir. Allah, kullarına karşı çok merhametlidir. (Bakara-207)

 

Yani öyle insanlar vardır ki, Allah’ın ve Rasülünün rızasını kazanmak ve onun şeriatını yaymak için ruhunu (canını) satar. Evet, satılan can, ücret de Allah’ın rızasıdır.

 

Ayeti Kerime her ne kadar Reci’de şehid edilen yedi kişi hakkında indirilmiş ise de, hükmü, Allah yolunda cihad eden bütün mücahidlere şamildir.

 

İbn-i Abbas Radıyallâhü Anh Ayeti Kerimenin Reci Seriyyesi’nde nazil olduğunu bildirdi.

 

 

 

RECİ HADİSESİ

 

Kureyş kafirleri hile yolu ile bir grup müslümanı öldürmek istediler. Mekke’den Medine’ye Rasülüllah (A.S) a (Adal ve Kare kabilelerinden oluşan) bir heyeti gönderdiler:

-“Ya Rasülallah! Biz müslüman olduk. Ashabının alimlerinden bazılarını gönder de onlar bize dini öğretsinler,” dediler.

 

Bunu üzerine Efendimiz Asım bin Sabit bin Ebi Eflah el Ensari başkanlığında Hazreti Hubeyb bin Adiyy-el Ensari, Mersed bin Ebi Mersed, Halid-ibni Ebi Bükeyr, Abdulllah bin Tarık, Zeyd-ibni Dessine ve Muattıb Radıyallâhü Anhüm’den oluşan yedi kişilik bir seriyyeyi gönderdi. Bu sahabiler yola çıktılar. Mekke ile Medine arasında Reci suyu civarında mola verdiler ve yanlarında bulunan bir miktar Acve hurmasını yediler. Yaşlı bir kadın bunları gördü. (Ya da kendilerini götüren heyetten birisi, bir bahane ile yanlarından ayrıldı.)

-“Muhammedin ashabından bir grup Yesrib (Medine)li yoldalar” diye Mekkelilere haber verdi. İçlerinde okçular da bulunan 70 kişi onları kuşat (ıp öldürmek ) için yola çıktılar.

Onların (silâhlı bir şekilde) geldiğini gören Asım ve arkadaşları bir tepeye çıktılar. Müşrik heyeti onların etrafını kuşattılar. Mersed, Halid ve Abdullah bin Tarık’ı şehid ettiler.

 

 

 

 

Hazreti Asım ok kabını çıkardı. İçinde yedi ok vardı. Her bir ok ile müşriklerin ileri gelenlerinden bir kişiyi öldürdü. Sonra da şöyle dua etti:

-“Gündüzün ortasında senin dinini korumak (için çarpıştım). Sonunda da sen benim bedenimi (onlardan ) koru”.

Müşrikler Asımı da şehid ettiler. Mübarek başını Sülafe binti Sad’a satmak için kesmek istediler.

Bu müşrik kadın, Uhud’da iki oğlunu öldüren Asım için “Asım’ın başını ele geçirebilirsem, kafatasında şarap içeceğim” diye nezretmiş (ve başını getirene 100 deve va’detmişti.)

Hazreti Allah Asımın duasını kabul etti. Arıları gönderdi. Onlar Asım’ı müşriklerden korudular, kafirleri yaklaştırmadılar. Bu durumda katiller, arılar çekilsin, o zaman alırız diye geceyi beklemeye başladılar. Bu defa da Cenab-ı Hak bir bulut gönderdi. Ani bir yağmur yağdı. Sel suları Asım’ın cesedini aldı. Vadide kayboldu. Böylece Cennete gitti. 50 civarında kafiri de cehenneme sürüklendi.

 

 

Hazreti Hubeyb

Müşrikler Hazreti Hubeyb ile Zeyd-ibni Dessine’yi esir aldılar ve Mekke’ye götürdüler. Hazreti Hubeyb’i Hâris-ibni Âmir Oğulları babalarının intikamını almak için öldürmek düşüncesiyle (100 deve mukabilinde ) satın aldılar. Hubeyb (Radıyallâhü Anh) Bedir’de Haris’i öldürmüştü. Onların yanında esir olarak kaldı.

İdam edilmek için Haremi Şerif hudutlarının dışına çıkardılar. İdamdan önce;

-“Müsaade edin, iki rekat namaz kılayım,” dedi. Müsaade ettiler. Namazını kıldı. (Onun namaz kıldığı bu yerde, şimdi Ten’ım mescidi vardır.) İdam edilecek müminlerin son anda iki rekat namaz kılmaları, bu sahabiden kalan bir sünnettir.

Hazreti Hubeyb;

-“Allahım, onların ayrı ayrı (hepsini) helak et, hiç birisini bırakma” diye onların helaki için beddua etti. Ayrıca şu iki beyti okudu:

Ben Allah yolunda müslüman olarak öldürülürken,

Canıma ne suretle kıyılacağına ehemmiyet vermem.

Benim ölümüm Hak Teâlâ uğrundadır ve O dilerse,

Benim tarumar olan vücudumu mübarek kılar.

 

Hazreti Hubeyb Şehid olurken;

-“Ey Allahım, etrafımda selamımı Rasülüne ulaştıracak kimse yok. Sen Habibine selamımı ve halimi tebliğ eyle,” diye niyazda bulundu.

(Peygamberimiz Aleyhisselâm ashabının arasında iken birden “Ve aleyküm-üs selam!” dedi. Ashabı bunun sebebini sorunca:

-“Hubeyb’in selamına karşılık verdim. Mekke müşrikleri onu şehid ettiler! buyurdu.

Nihayet bir müşrik tarafından göğsüne saplanan mızrak ile can verdi,, şehid oldu. (Darağacında şehid edilen ilk müslüman oldu.)

 

 

Hazreti Zeyd-ibni Dessine

Hazreti Zeyd-ibni Dessine’yi ise Safvan bin Ümeyye bin Halef (50 deve mukabilinde) satın aldı. Ten’ım’de bulunan kölesinin yanına gönderip (orada) hapsetti. İçlerinde (Mekke Reisi) Ebu Süfyan’ın da bulunduğu bir topluluk idam etmeden evvel kendisine;

-“İster misin, şu anda senin yerinde Muhammed olsaydı da biz onun boynunu vursa idik ve sen kurtulsaydın?” dediler.

Hazreti Zeyd şöyle cevap verdi:

-“Onun, değil böyle olması, şu anda bulunduğu yerde (Medine’de) ayağına bir diken batmasına dahi gönlüm razı olmaz.”

 

Bu iman ve sevgi karşısında Ebu Süfyan şöyle dedi:

-“(Yeryüzünde) Eshabının Muhammed’i sevdiği kadar, bir kimsenin başka bir insanı sevdiğini görmedim.”

 

Bu haber Peygamber Efendimize ulaştığı zaman ashabına şöyle buyurdu:

-“Hanginiz Hubeyb’i dar ağacağından kapar gelirse onun için cennet vardır.” Hazreti Zübeyr:

-“Ben ve arkadaşım Mikdad bin el Esved Ya Rasülallah” dedi (ve bu hizmete talib oldu.)

 

Gece yürüyüp gündüz saklanmak suretiyle yolu kat ettiler. Geceleyin Ten’ım mevkiine geldiler. Darağacının etrafında 40 kadar müşrik vardı. Uyuyorlardı. Hubeyb’i indirdiler. O anda çok güzel bir koku vardı ki 40 gün müddetle bu koku devam etti. Elindeki

yarasından hala kan sızıyordu. Kanın kokusu misk kokusu gibi idi. Zübeyr Hubeyb’in naaşını atına yükledi ve uzaklaştılar. Kafirler uyandı. Hubeyb’i bulamayınca hadiseyi Kureyş’e haber verdiler. 70 kişi atlarına bindi. Onlara yetiştiklerinde Zübeyr Hazreti Hubeyb’i attı. Toprak onu yuttu. Sonra başından sarığını kaldırdı;

-“Ben, Zübeyr bin Avvam’ım. Annem Safiye binti Abdülmuttalip’dir. Arkadaşım da Mikdad bin Esved’dir. Bizler, yavrusuna gelen düşmanı defeden iki aslanız. İster bizi takip edin, isterseniz dönün gidin”

Bu kararlı ifade karşısında müşrikler takipten vaz geçip Mekke’ye döndüler. Bu iki sahabi Rasülüllah Aleyhisselâm’ın yanına geldiler.

O anda Cebrail Aleyhisselâm da geldi ve dedi ki:

-“Ya Muhammed! Melekler bu iki sahâben ile övünüyorlar.”

 

Ayeti Kerime bu iki sahabi hakkında nazil oldu. Hazreti Hubeyb ile arkadaşı, Allah’ın rızasını kazanmak için canlarını verdiler.

 (Mealim-üt Tenzil Tefsirinden)

 

 

CENNETİ SATIN ALDI

 

Şeyh Abdülvahid’den nakledildi:

Bir gün harbe çıkmak için hazırlanıyorduk. Arkadaşlarıma iki ayet okumalarını söyledim. Oradakilerden birisi şu ayeti okudu:

“Şüphesiz Hazreti Allah, karşılığında cenneti vermek suretiyle müminlerden mallarını ve canlarını satın aldı.”  (Tevbe-111)

 

Bunun üzerine 15 yaşlarında bir çocuk ayağa kalktı. Babası vefat etmiş ve kendisine çok da mal bırakmıştı. Dedi ki:

-“Ey Abdülvahid! Demek Hazreti Allah cennetini vermek suretiyle müminlerden mallarını ve canlarını satın aldı, öyle mi?”

-“Evet ey dostum,” diye cevap verdim. Dedi ki;

-“Sen şahid ol, ben de malımı ve canımı cennet karşılığında sattım.” Ona şöyle dedim. Kılıcın keskinliği (bu sözü söylemekten) çok daha zordur. Sen henüz çocuksun. Sözünde sabır edememen veya yerine getirememenden korkarım.” Bunun üzerine şöyle söyledi:

 

 

 

-“Hazreti Allah cenneti sattı mı? Allah şahid olsun ki ben de malımı ve canımı sattım Ya Abdülvahid.” Biz de dedik ki:

-“Çocuk bunu düşünüyor da biz düşünemiyoruz.”

 

Atını, silâhını ve nafakasını ayırıp geride kalan bütün malını tasadduk etti. Harbe hareket günü geldiğinde de yanımıza ilk gelen o oldu;

-“Esselamü aleyke,” dedi.

-“Ve aleykesselam, çok kazançlı bir alışveriş inşallah,” dedim.

 

Sonra beraberce yola çıktık. Gündüz oruç tutuyor, gece ibadet ediyordu. Bize ve hayvanlarımıza hizmet ediyor, uyuduğumuz zaman da bekçiliğimizi yapıyordu. Ta ki Rum sınırına geldik.

 

Sınırda dururken aniden ön tarafa atıldı ve bağırmaya ve askeri “Haydi, Ayna-yi Mardıyye’ye” diye teşvik etmeye başladı. Arkadaşları:

-“Bu çocuk galiba aklını yitirdi,” dediler. Ben:

-“Dostum, nedir bu Ayna’yı Mardıyye?” Dedim. Anlatmaya başladı:

-“Hafif uyumuş, kestirmiştim. Bir rüya gördüm. Birileri geldi ve bana dediler ki:

-“Ayna-yı Mardıyye’ye git.” Beni bir bahçeye götürdüler. Bahçede tadı, rengi, kokusu değişmemiş saf sudan bir deniz vardı. Sahilde, size tavsif edemeyeceğim derecede güzel, kıymetli elbiseler giymiş cariyeler vardı. Beni gördüklerinde müjdelediler ve;

-“Şu zat, Ayna’yı Mardıyye’nin kocasıdır,” dediler. Onlara :

-“Allah’ın selamı üzerinize olsun. Ayna-yi Mardıyye içinizde mi?” diye sordum.

-“Hayır, biz onun hizmetçileriyiz, ileriye doğru yürü” dediler. İleriye doğru yürüdüm. Bir de baktım ki, tadı değişmemiş sütten bir nehir. Yine, içinde her türlü süs olan bir bahçe ve bahçede cariyeler var. Onları gördüğüm vakit güzelliklerine hayran kaldım. Beni gördüklerinde onlar da beni müjdelediler ve;

-“Vallahi şu zat Ayna-yı Mardıyye’nin efendisidir,” dediler. Ben;

-“O sizin içinizde mi?” diye sordum.

-“Ey Allah dostu! Biz onun hizmetçileriyiz, ileriye doğru git,” dediler. Biraz daha gittim. Baktım ki önümde saf baldan başka bir nehir. Biraz ötede beyaz inciden bir çadır, çadırın kapısında, yine sizlere tavsif edemeyeceğim derecede güzel ziynetler ve süslü elbiseler giymiş bir cariye. Beni gördüğünde müjdeledi. Çadıra doğru dönerek;

-“Ey Ayna-yi Mardıyye, kocan geldi,” diye seslendi. Çadıra yaklaştım, içeri girdim. Baktım ki O, inci ve yakut ile süslenmiş altın bir köşk üzerinde oturuyor. Onu gördüğümde hayran kaldım. Bana;

-“Merhaba ey Allah dostu! Bize geliş vaktin yaklaştı,” dedi. Kendisini kucaklamak üzere eğildim. Yüksek sesle dedi ki:

-“Beni kucaklama vaktin henüz gelmedi. Zira sende hayat ruhu var. İnşallah bu akşam iftarı

bizim yanımızda yaparsın,” dedi.

Genç bunları anlatırken sözünü henüz bitirmemişti ki, bir grup düşman üzerimize doğru geldi, gence saldırdılar. Saydım, dokuz kişi idiler. Onu şehid ettiler.

Yanına vardığımda vücudundan kan fışkırıyor, O ise gülüyordu. Bu dünyadan ayrıldı. Fedakarlık ve şahadeti Allah için idi.

Hazreti Allah Rahmet etsin. (Mefatih-ut Tefasir Li Evliyazade)

 

(2)

Denildi ki: Allah yolunda cihad edenlerin yanında kulların amellerinin tamamı, kuşun gagasıyla denizden su almasına benzer.

 

Allâh’ü Teâlâ şöyle buyurdu:

Biz de, iman edenleri, düşmanlarına karşı kuvvetlendirdik de böylece (düşmanlarına ) galip geldiler. (Saf-14)

 

Ayet Meali: Eğer siz, Peygambere yardım etmezseniz, Allah vaktiyle ona yardım ettiği gibi yine eder. Hani Mekke kafirleri onu Mekke’den çıkardıklarında ikinin ikincisi (peygamberin arkadaşı Ebu Bekir) ile (Sevr) dağında mağaradaydılar. O vakit Peygamber, arkadaşına şöyle diyordu: “Mahzun olma, zira Allah’ın yardımı bizimledir.” Nihayet Allah Peygamberin (veya Ebu Bekir’in) üzerine manevi huzuru indirdi ve onu, görmediğiniz ordularla kuvvetlendirdi. Böylece küfredenlerin kelimesini (şirk davasını) en alçak etti. O, Allah’ın kelimesi tevhid ise, en yüksek.. Allah, (her şeye) galiptir, hükmünde hikmet sahibidir.    (Tevbe-194)

 

 

Hadisi Şerif: La ilâhe illallah” deyinceye kadar insanlarla harb etmek ile emr olundum. Kim bu sözü söylerse kanını ve malını benden kurtarır. Ancak hukuk ve hesabı Allah’a aittir.

 

Ayet Meali: İman edenler, Allah yolunda savaşır, küfredenler de sapıtan şeytan yolunda cenkleşir. O halde siz şeytanın dostları ile (kafirlerle) savaşın. Muhakkak ki şeytanın hilesi zayıftır.  (Nisa-76)

 

Bedir ve diğer harpler de böyle olmuştur. Çünkü kafirler Allah’ı ve ahiret gününü bilmediklerinden, (inanmadıklarından) bu inceliği anlayamazlar. Onlar, müminler gibi sebat etmezler. Müminler ise sevab ve yüksek dereceler ümit ettiklerinden hem öldürür, hem de öldürülürler.

 

Uyûn-ül Mecâlis’de şöyle zikredilmiştir:

Semadan inen ilk silâh yaydır. Zira, Adem Aleyhisselâm ekin ekmişti, kargalar da onu söküp perişan etmişti. Adem babamız bu durumu Allâh’ü Teâlâ ya şikayet etti. Hazreti Allah da yayı gönderdi. O da kargalara (ok) attı ve mahsulü kurtarmış oldu.

 

Nebi Aleyhisselam’ın yanında salihlerden bahsedilmişti. “Yay”dan mevzu edildi. Buyurdular ki;

Hayırda hiçbir silâh onu geçemedi.

 

Hadisi Şerif: Kim Allah yolunda bir ok atarsa, düşmana ulaşsın veya ulaşmasın, onun için bir köle azad etmiş (sevabı) vardır. Kim mümin bir köle azad ederse, bu da onu cehennemden (kurtaracak) bir fidye olur. (Ramuz-2/422)

 

GAZADA RİAYET EDİLECEK HUSUSLAR

 

Hazreti Avf’tan:

Kim sünnete uygun olarak Allah yolunda cihad eden gerçek gazi olmak isterse on hasleti muhafaza etsin.

1- Ana-babasının rızasını alarak çıkmak.

2- Önce namaz, zekat, hac, keffaret gibi Allah’a olan borçlarını, sonra da zulüm ve kötü söz gibi üzerindeki kullara ait olan hakları ödemek.

3- Ailesine, harbde kalacağı müddet içinde yetecek kadar nafaka bırakmak.

4- Nafakasının helal olması.

5- Habeşi bir köle de olsa emir (kumandan) ine itaat etmek.

6- Arkadaşının hakkını yerine getirmek, ihtiyaçlarını karşılamak ve her karşılaştığında mütebessim, güler yüzlü olmak.

7- Yolda ne bir müslümana, ne de ahitleştiği kimseye eza etmemek.

8- Orduya zarar vermemek

9- Ganimetten hakkı olmayan hiçbir şeyi almamak

 10- Yaptığı iş ile muradı; dinin izzeti, islamın güçlenmesi ve müslümanların nusreti olmak.

 

Hadisi Şerif: Cihadın en faziletlisi, kişinin nefsi ve hevası ile cihad etmesidir. (Ramuz-1/76)

 

Ahmet Bin Sehl şöyle diyor:

Dört düşman vardır.

1- Dünya. Silahı; İnsanlarla haşır-neşir olmak, Hapis yolu;uzlettir.

2- Şeytan. Silahı; Tokluk, çok yemek, Hapis yolu; açlıktır.

3- Nefis. Silahı; Uyku, Hapis yolu; Seher vakti uyanık olmaktır.

4- Heva. Silâhı; çok konuşmak, Hapis yolu; susmaktır.

 

Hadisi Şerif: Düşmanlarınızla cihad ettiğiniz gibi (nefs-i) hevanız ile de cihad ediniz.

 

Rivayet edildiğine göre Rasülüllah Aleyhisselam Tebük harbi dönüşünde şöyle buyurdu:

Küçük cihaddan büyük cihada döndük.

 

Öyle ise (Ey Müslüman!) Nefis ile mücahede etmekten bir an olsun gevşememen, geri durmaman icab eder.

 

Bir Allah adamı şöyle dedi:

Ey Rabbim, benim cihadım kesintisiz (sürekli)dir,

Zira yeryüzünün her tarafı düşmanla dolu ve bana hücum ediyor.

 

 

 

EMİRE İTAAT

 

Bazıları dediler ki: Zalim bir sultanın idaresi altında altmış yıl geçirmek, sultansız bir gece geçirmekten daha iyidir.

Bu gerçek, tecrübe ile sabittir.

 

Hadisi Şerif: Size Allah’tan korkmanızı ve Habeşli bir köle bile üzerinize emir yapılsa onu dinleyip itaat etmenizi tavsiye ederim. (Ramuz-1/157)

 

Ubade bin Samit Radıyallâhü Anh’dan: Peygamber Efendimiz bu sahabiye şöyle buyurdular:

-Kolaylık ve zorlukta, isteyerek ya da istemeyerek (her durumda) zamanın halifesini dinle ve ona itaat et. Malını da yeseler, sırtına da vursalar alenen Allah’a isyan olmadıkça (emri yerine getirmeye) azim ve gayret et.

 

Hazreti Ebu Bekir Radıyallâhü Anh’dan; Rasülüllah Aleyhisselâm buyurdular ki:

-Sultan, yeryüzünde Allah’ın gölgesidir. Kim ona ikram ederse Allah da ona ikram eder. Kim de ona ihanet ederse Allah da ona ihanet eder. (Ramuz 1/213)

 

Ebu Davud’un Hazreti Amir Radıyallâhü Anh’dan naklettiği bir hadisi şerifte Peygamber Efendimiz şöyle buyurdular:

-İmam (idareci) larınıza itaat edin, onlara muhalefet etmeyin. Zira onlara itaat, Allah’a itaattir. Onlara isyan, Allah’a isyandır. Allâh’ü Teâlâ beni hikmet ve güzel vaaz ile kendi yoluna (insanları) davet etmem için gönderdi.

 

Hadisi Şerif: Sultan, yeryüzünde Allah’ın gölgesidir ki, Allah’ın kullarından her mazlum ona iltica eder. Adalet yaparsa ona ecir, tebaaya şükür, zulmederse ona vebal, tebeaya da sabır düşer. Valiler zulüm ederse kıtlık olur. (Ramuz 1/213)

 

İbn-i Abbas Radıyallâhü Anh hadisinde şöyle buyuruldu:

-Adil ve mütevazı imam yeryüzünde Allah’ın gölgesi ve kuvvetidir. Adil ve mütevazı vali (idareci) ye her gün ve gece

 tamamı abid ve müctehid olan altmış veya yetmiş sıddıkın ameli (kadar ecir) verilir.

 

İmam-ı Gazali Hazretleri “Nasihat-ül Mülük” kitabında Nebi Aleyhisselâm’ın şu hadisi şerifini zikretti:

Muhammed’in nefsi yedi kudretinde bulunan (Allah’a) yemin ederim ki, adaletli olan bir sultan için, tebaasının amelleri kadar amel semaya kaldırılır. Kıldığı her namaz yetmiş bin namaza denk olur.

 

Enes Radıyallâhü Anh’dan:

 Aleyhisselâm Efendimiz buyurdular ki;

Sizden biriniz sultanı, hükümdarı olmayan bir beldeye girdiğinizde orada durmasın.

 

Çünkü öyle bir beldede can, mal ve din emniyeti olamaz. Zira emniyet, sultanın varlığına bağlıdır. Sultan olmadan emniyet tahakkuk etmez. Onun içindir ki; her zaman bir sultan edinmek vacibdir.

 

Bazıları dediler ki:

Müslüman doktor ve haccâm (hacâmet eden, kan alan) bulunmayan bir beldede yaşamak caiz değildir.

 

Doktor ve haccâm bulunmayan bir beldede yaşamak caiz olmadığına göre, sultan bulunmayan bir beldede yaşamak nasıl caiz olur?

 

Hadisi Kudsi:

Ben sultanlar sultanı Allah’ım. Sultanların kalbleri ve alınları benim (kudret) elimdedir. Eğer kullar bana itaat ederse ben de sultanları onlara merhametli kılarım. Eğer isyan ederlerse, ben de sultanları onlara bir azab (vesilesi) kılarım. Sultanlara sövmekle meşgul olmayın. Bana itaat edin ki, onları size şefkatli ve merhametli kılayım.

 

Aleyhisselâm Efendimiz şöyle dua ederdi:

Allah’ım! Günahlarımız sebebiyle, senden korkmayanları ve bize merhamet etmeyenleri üzerimize musallat etme.

 

İmamı Buhari’nin Ebu Hüreyre Radıyallâhü Anh’dan tahric ettiği bir hadisi Şerifte Efendimiz Aleyhisselâm şöyle buyurdular:

Üç kimse vardır ki, onları yapanlarla kıyamet günü Hazreti Allah konuşmaz, onlara bakmaz, onları tezkiye etmez ve onlar için elim bir azab vardır. Suyun taksim mahallinde bulunup da yolculara su vermeyen adam. Malını el sıkışıp başkasına sattıktan sonra onu şöyle alacağım diye yemin ve tasdik edip sözünde durmayan adam. İmamına sadece dünya için biat edip, kendisine dünyalık bir şey verdiğinde biatında sözünde duran, vermediğinde ise durmayan adam.

Bu mevzuda daha birçok hadisi şerif vardır.

 

HÜKÜMDARLARIN ADİL OLMASI.

 

Sultanların, emirlerin, vali ve hakimlerin de hükümleri icra ederken insaf ve adaletle davranması Allah’ın bir emanetidir.

 

İbni Ömer Radıyallahü Anhüma’dan:

Hiç bir hükümdar ve vali yoktur ki kıyamet günü elleri boynuna bağlanmış olarak getirilmiş olmasın. Ya adaleti onu çözer, ya da zulmü onu helak eder.

 

Hazreti Ali bin Ebu Talip bir gün başında siyah bir sarık olduğu halde bir hutbe irad etmişti. Hutbesinde şöyle dedi:

-Ey insanlar! Rasülüllah Aleyhisselâm dan işittim, şöyle diyordu:

-Hiçbir kadı ve vali yoktur ki, kıyamet günü getirilmesin. Sırat üzerinde, Allah’ın huzurunda bekletilir. Sonra, melekler tebaasıyla ilgili sahifesini açarlar, adaletle mi hükmetti yoksa zulüm ile mi? Mahlukatın huzurunda ilgili sayfayı okurlar. Eğer adil idiyse adaleti sebebiyle Hazreti Allah onu kurtarır. Yok eğer gayri adil idiyse sırat onu sallar. Uzuvlarının her biri arası yüz senelik mesafede olur. Daha sonra Sırat yarılır, Cehennemin dibi önce yüzü ve alnını karşılar.

 

Başka bir hadis Şerifte ise şöyle buyuruldu.

Kim, müslümanların işlerine idareci olur da müslümanlara daha faydalı olacak biri varken başkasını idareci tayin ederse Allah’a, Rasülüne ve müminlere hainlik etmiş olur.

 

 

Mefatih-ut Tefasir isimli eserde cihad ve şehitliğin fazileti hakkında şöyle diyor:

Şehidin bütün günah ve hataları af edilir. Ruhları, yeşil bir kubbe altındadır. Ev ehli evladından yetmiş kişiye şefaat eder. Kıyamet günü büyük korkudan emin olur. Ölüm zorlukları ve mahşerin sıkıntılarını duymaz. Vefatı anında acı hissetmez.

 

Şehitlerin faziletli olduğu herkes tarafından bilinmektedir.

 

HİKAYE

DİNİNDEN DÖNDÜREMEDİLER

 

Şam’lı üç kardeş çok cesur ve iyi ata biniyorlardı. Bir gün harb ederken Rumlara esir düştüler. Rum Meliki şöyle dedi:

-“Eğer Hıristiyanlık dinine girerseniz size mal-mülk vereceğim, Ayrıca evlendireceğim.”

Onlar bu teklifi kabul etmediler ve “Vâ Muhammedâh” dediler. Melik üç kazan getirilmesini istedi. Kazanlar zeytin yağı ile dolduruldu. Altlarına ateş yakılıp üç gün süreyle kazanlar gösterilerek bu teklif tekrar edildi. Yine red ettiler. Bunun üzerine büyük kardeş kaynayan kazana atıldı. Sonra ikincisi atıldı. Üçüncü kardeş de atılmak üzere iken birisi ortaya çıkıp dedi ki:

-“Ben onu dininden döndürürüm.” Melik;

-“Nasıl” diye sordu. O kişi şöyle dedi:

-“Arablar kadınlara meyilde çok ileridir. Rumda ise kızımdan daha güzeli yok. Üzerine musallat ederim. O da onu dininden döndürür.

Kendisine kırk gün mühlet verildi. Müslüman genç kırk gün kızın yanında tutuldu. Ama gündüzleri oruç tuttu, geceleri de ibadetle meşgul oldu. Mühletin dolması yaklaşınca kız dedi ki ;

-“Ey kişi, gördüm ki sen büyük bir rabbi takdis, (ona ibadet ) ediyorsun. Ben de atalarımın dinini bıraktım, senin dinine girdim.” Genç:

-“Buradan nasıl kaçılır?” diye sordu. Kız:

-“Ben bir yolunu bulurum,” dedi.

Kaçacak binek getirdi. Bindiler ve geceleri yol alıp gündüzleri saklanmak suretiyle oradan uzaklaştılar. Bir gece yola devam ederken ansızın bir süvari sesi işittiler. Bir de baktılar ki karşılarında şehid olan iki kardeşi. Yanlarında melekler var. Onlara selam verdi ve hallerini sordu. Dediler ki:

-“ Gördüğün gibi, bir sıkıntı yok . Firdevs cennetinden çıktık, geldik. Senin bu kız ile evlenmende şahit olalım diye Allâh’ü Teâlâ bizi gönderdi.”

Gençleri orada evlendirdiler ve onlarla beraber Rum diyarından çıktılar. Bu iki genç Şam’da ikamet ettiler. Zaman-ı evvelde Şam’da çok maruf ve meşhur oldular. Hatta şairler onlar için şiirler yazdı. Şu beyit onlardandır:

 

Sadıklara yakın zamanda sıdkının fazileti,

Hayatta ve mematta (ölünce) kurtuluş verilir.

 (Mefatih-ut Tefasir)

 

Bağdadi “Gâliyet-ül Mevâız” da der ki:

Bu hikaye zahiri yönden bakıldığında her ne kadar uzak bir ihtimal gibi görülse de, kardeşlerinin suretinde melaike göndermesi Hazreti Allah’ın kereminden uzak değildir. Zira alemi berzah aklın kavrama alanının dışındadır. Şehitlerin de hayatı berzahta hayat sürdükleri en sahih nakiller ile sabittir.

 

Ayet Meali: Allah yolunda öldürülenlere “ölü” demeyiniz, onlar diridirler.

 

(3)

Harbe gitmekten kaçınmak ve meşru bir sebep olmadan evladını askerlik hizmetine göndermemek de münafıklık alametlerindendir.

Bir görünüz, zorlama olmasa insanlar evladını nasıl askerlikten men ederler?

Eğer mesele kendi arzu ve isteklerine bırakılsa çocuğunu askere gönderen kimse bulunmayacak. Bu durumda böyle olanlar kerhen toplanıyor, kerhen harb ediyorlar. Neticede müslüman gaziler ve şehitlerin sevabına nail olamıyorlar.

 

Hadisi Şerifte “Üç gözün cehennemi görmeyeceği” ifade edilmiştir. Bunlardan birisi, “Allah yolunda bekçilik yapan göz (ün sahibi) dir. Yani emire itaat ederek İslam dinine yardım maksadıyla cihad ve murabata yapan kimsedir.

 

 

 

Ebu Zerril Gıfari Radıyallâhü Anh’dan: Rasülüllah S.A.V. şöyle buyurdular.

Benden sonra yakın gelecekte sultanlar olur. Kim onun zilletini isterse islamda bir gedik açılmış olur. O gediği kapatmadıkça tevbesi kabul edilmez ki o gedik de kıyamete kadar kapatılamaz.

 

İbn-i Ömer Radıyallâhü Anhüma’dan:

Kim dünyada Allah’ın sultanına ikram derse Allah (c.c) da kıyamette ona ikram eder.

 

(4)

ŞEHİDLİK YÜCE BİR MERTEBEDİR

 

Şehidlik gerçekten çok yüce bir mertebe ve çok şerefli bir derecedir. Bu mevzuda bir çok delil vardır.

Mefatih’de zikredilen hadisi şerif bunlardandır:

Cihadın efdali, atı yaralanan ya da öldürülen ve kanı dökülendir. Şehidler Allah katında diridir. Ruhları yemyeşil mekan ve nimetlerin içindedir.

 

Galiyet-ül Mevaiz isimli eserde zikredilen ve Ebu Hüreyre (Radıyallâhü Anh) tarafından rivayet edilen hadisi şerifte Efendimiz Aleyhisselâm şöyle buyurdular:

Cennete ilk önce girecek üç kişi bana arz olundu. Şehid, iffetli kişi (haramdan, çirkin şeylerden kaçınan ) Allah’a güzelce ibadet edip çevresindekilere de nasihat eden kul.

 

Mikdad bin Madi Kerib Radıyallâhü Anh dan:

Nebi Aleyhisselâm buyurdular ki:

Şehid için Allah indinde altı haslet vardır: Kanının ilk damlasında günahları mağfiret olunur. Cennette makamını görür. Kabir azabından emindir. Büyük korku (kıyamet korkusu)ndan emin olur. Başına, dünya ve dünyadakilerden daha hayırlı olan vakar tacı giydirilir. Hur-il-ıynden yetmiş iki Huri ile evlendirilir. Akrabasından yetmiş kişiye şefaat eder. (Ramuz 2/350)

 

Hadisi Şerif: Şehid, öldürülmesinin acısını, ancak sizin pire ısırmasını duyduğunuz gibi duyar. (Ramuz 1/216)

 

 Haberde geldiğine göre Hazreti Allah şehidlere beş şey ile ikram eder ki onlar başkasına ikram edilmedi. Ruhlarını kabz etmeyi kendi üzerine almıştır. Yıkanmazlar. Cenaze namazları kılınmaz. Üzerideki elbiseleri kefenleri olur. Kabrinde “diri” diye adlandırılırlar. Her gün rızıklandırılırlar.

 

Umde’de şöyle zikredilmiştir:

Şehidlerin ruhları cesetlerinden çıkar. Cennette yeşil bahçelerin ortasında olurlar. Yer, faydalanır ve nimetlendirilirler. Gece de, arşın altına bağlanmış kandillere dönerler.

 

Hazreti Enes Radıyallâhü Anh’dan; Aleyhisselâm Efendimiz şöyle buyurdular:

Cennete giren hiçbir kimse yoktur ki tekrar dünyaya dönmeyi arzu etsin. Ancak şehidler gördüğü nimet ve ikramlardan dolayı dünyaya on defa tekrar tekrar dönüp öldürülmeyi temenni ederler.

(5)

HUNEYN GAZVESİ

 

Allâh’ü Teâlâ Tevbe Sûresinde şöyle buyurdu:

Gerçekten Allah size (hitap, hususiyle müminleredir, Bedir, Kurayza, Hayber ve Mekke’nin fethi gibi) birçok harb yerinde yardım etti.Huneyn (savaşı) gününde de (yardım etti.) O vakit çokluğunuz size güven vermişti.

 

Huneyn, Mekke ile Taif arasında bir vadidir. Müslümanlarla Havazin ve Sakif kabileleri arasında orada harb olmuştur. Müslümanlar 12 bin, Hevazin ve Sakif oğulları ise 14 bin kişi idi. Düşman ile karşılaştıklarında müslümanlardan Seleme bin Selâme el Ensari “Artık, bu gün azlık yüzünden yenilmeyiz!”dedi.

Peygamberimiz, böyle söylenmesinden hiç hoşlanmadı.harb şiddetlenip müşrikler bozguna uğradığında müslümanlar ganimet toplama hevesine düştüler.

Bu durumu gören müşrikler birbirlerini çağırdılar. “Kötülükleri hatırlayın” deyip geriye döndüler. Onları ok yağmuruna tuttular. İslam askerleri bozulup dağıldılar.

 

 

 

 Fakat çokluğunuz size (düşmanlarınızı defedecek ) hiçbir fayda vermemişti. Yeryüzü geniş olmasına rağmen (korkunun şiddetinden) size dar gelmişti.  Sonra da bozularak gerisin geri kaçmıştınız.   (Tevbe-25)

 

Rasülüllah Aleyhisselâm yalnız başına kaldı. Yanında sadece Amcası Abbas Radıyallahü Anh, amcasının oğlu Ebu Süfyan bin Haris ile beraber az miktarda müslüman kalmıştı. Hazreti Abbas peygamberimizin katırının yularını, Süfyan da üzengisini tutuyordu. Aleyhisselâm Efendimiz bineğini ileriye sürerek “Peygamber benim, bunda yalan yok, ben Abdülmuttalip neslindenim” diyordu.

 

Abbas Radıyallâhü Anh diyor ki:

Rasülüllah’ın bineği müşrikler tarafına koşmasın diye yularını tutup geri çekiyordum. Bu harbde bir defa daha şahid olundu ki, Efendimiz son derece şecaat sahibi idi. Bu da, Allah tarafından yardım edildiğinin bir işareti idi. Harbin bu tehlikeli anında:

-“Ya Rabbi! Bana vad ettiğini artık ver,” dedi.

Amcası Hazreti Abbas’a da, çok gür olan sesiyle şöyle çağırmasını emretti:

-“Ey Akabe’de biat eden Ensar Cemaati! Ey Şecere-i Rıdvan altında (geri dönmemek üzere) söz vermiş olan Eshab! Ey sure-i Bakara Eshabı! Dönün, dönün..”

Hazreti Abbas’ın çok uzaklardan duyulmasıyla meşhur bu gür sesini işiten mücahitler:

-“Lebbeyk, lebbeyk” diyerek cevap verdiler ve peygamberimizin etrafında toplanmaya başladılar.

Sonra Hazreti Allah rahmetini rasülü ve (hezimete uğramış) müminler üzerine indirdi.

 

Peygamberimiz bineğinden indi. Dua ve iltica etti. Yerden bir avuç toprak alıp müşriklerin üzerine savurdu. Toprak yüzlerine ve gözlerine doldu. Neticede helak oldular.

 

 

(6)

Hazreti Allah C.C. mücahitleri şu ayeti celile ile methediyor:

Müminlerden özür sahibi olmaksızın cihaddan geri kalanlarla, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla savaşanlar bir olmazlar. Allah, mallarıyla ve canlarıyla savaşanları, derece bakımından, oturanlardan çok üstün kıldı. Bununla beraber Allah ikisine de cenneti vadetmiştir. Fakat Allah savaşanlara, oturanların üstünde pek büyük bir mükafat vermiştir. (Nisa-95)

 

Bu mevzuda hadisi şerifler de varid olmuştur.

Hadisi Şerif: Kim Allah yokunda infak eder (harcama yapar) da evinde oturursa her dirhem için yedi yüz dirhem infak etmiş sevabı vardır. Kim de Allah yolunda bizzat gaza eder ve infak da ederse her dirhem için yedi yüz bin dirhem vardır.”

Sonra Rasülü Ekrem Efendimiz şu ayeti kerimeyi okudu.

Allah dilediği kimseye kat kat verir. (Bakara 261)

 

Hadisi Şerif: Allah yolunda cihad eden kimsenin misali, gündüz oruçlu, gece namaz kılan ve Allah’a kulluk eden kimsenin misalidir. Mücahid Allah yollundaki cihaddan dönünceye kadar bu namaz ve oruç (sevabı) devem eder.

 

Hadisi Şerif: Ebu Hüreyre Radıyallâhü Anh’dan: Nebiyi Ekrem Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdu ki:

Allâh’ü Teala kendi yolunda (cihada ) çıkan kimseye : “Onu (evinden) çıkaran şey yalnız bana iman ve peygamberimi tasdik ise nail olduğu ecir veya ganimetle (salimen yurduna) geri getireyim, yahut da cennete ithal edeyim” diye tekeffül etmiştir.

 

Hadisi Şerif: Sehl bin Sad Radıyallâhü Anh’dan;

Bir gün fisebilillah gözcülük etmek, dünya ve dünyadakilerden hayırlıdır.

 

Selman-ı Farisi Radıyallâhü Anh’ın rivayet ise şöyledir:

Fisebilillah bir gün nöbet beklemek bir ay oruç ve (nafile) ibadetten hayırlıdır. O hal üzere ölürse yapmış olduğu amel ve rızık üzerine icra olunur, fettandan (kabir sual ve azabından) da emin olur.

 

İbni Abbas Radıyallâhü Anh’dan rivayette Efendimiz şöyle buyurdular:

Kim Allah yolunda bir at tutarsa her kılı için bir hasene yazılır, bir günahı af edilir ve bir derece yükseltilir.

 

Abdullah bin Ömer R. Anhüma’dan; Peygamberimiz Aleyhisselâm buyurdular:

Denizdeki bir gaza, karadaki on gazadan hayırlıdır. Denizi geçen, bütün vadileri geçmiş gibidir. Deniz gazasında kendini deniz tutan kimse, karada kanı içinde çırpınan adam gibidir. (Ramuz-2/321)

 

Cihadda ganimetten çalmak, hakkı olmayanı almak büyük günah olduğu gibi harbden kaçmak da büyük günahtır.

 

Hazreti Sevban Radıyallâhü Anh’ın rivayet ettiği bir hadisi şerifte Rasülü Ekrem şöyle buyurdular:

Kim kıyamet günü üç şeyden uzak olarak gelirse cennete girer: Kibir, ganimete hıyanet etmek ve borç.

 

Hadisi Şerif: Ganimet çalan adama yataklık yapan da onun gibidir. (Ramuz-2/440)

 

ALLAH İÇİN HİCRET

 

Küfür diyarından dar-ı islama hicret etmek hakkında da azim ayeti kerimeler ve mümtaz hadisi şerifler varid olmuştur.

 

Ayet Meali: (Mekke’den hicret vacip olduğu zaman oradan hicret etmeyip, küfür diyarında kalıp) nefislerine zulmettikleri halde, meleklerin, canlarını aldığı kimselere (azarlama kastı ile) melekler şöyle derler: “Ne işte idiniz?” Onlar; “Biz Mekke’de zayıf kimselerdendik, hicret etmekten acizdik” derler. Melekler de “Allah’ın arzı geniş değil mi idi? Siz de oraya hicret edeydiniz ya” derler. İşte onların yeri cehennemdir. O ne kötü bir dönüş yeridir!.. (Nisa 97)

 

Hazreti Ömer Radıyallâhü Anh’ın Nebi Aleyhisselâm dan rivayet ettiği bir hadisi şerifte de Efendimiz şöyle buyurdular:

Ameller niyetlere göredir. Herkes için asıl olan niyet ettiği şeydir. Her kim Allah’a ve Rasülüne hicreti niyet etti ise, onun hicreti Allah’a ve Rasülünedir. Her kim hicreti kendine isabet edecek bir dünyalığa veya nikah edeceği bir kadına niyet etti ise onun hicreti o niyet ettiğinedir. (Ramuz 1/136)

 

Hicretin şerefini ifade etmeye Allâh’ü Teâlâ’nın Nisa Sûresindeki şu ayeti kerimesi yeter.

Her kim Allah yolunda hicret ederse, yeryüzünde gidecek çok yer ve genişlik bulur. Kim Allah’a ve Rasülüne itaatle hicret ederek evinden çıkar da sonra kendisine ölüm yetişirse, onun ecri (mükafatı) gerçekten Allah’a düşmüştür. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir. (Nisa-100)

 

Hadisi Şerif: Kim dini için bir yerden başka bir yere velev bir karış olsun giderse cenneti kendine vacib kılar, İbrahim ve Muhammed Aleyhisselama da arkadaş olur.

Takat getirilemeyen yerden ayrılıp başka yere gitmek rasüllerin sünnetindendir.

 

Mesela İbrahim Aleyhisselâm Nemrud’un ateşinden kurtulduktan sonra Beyti Makdis’e yakın Hızâne mevkiine hicret etti.

Peygamberimiz Aleyhisselâm da Mekke’den Medine’ye hicret etti. Hicret kıssasının tafsilatlı bilgileri tefsir kitaplarında, Kaside-i Bürde şerhinde ve diğer kitaplarda mevcuttur. Arzu eden oralara müracaat etsin.

 

(7)

PEYGAMBERLERE UYMAK VE SABIR

 

Ayet Meali: O halde (Ey Rasülüm, kafirlerin eziyetlerine karşı), azim sahibi olan peygamberlerin sabrettiği gibi sabret ve onlar hakkında (azab için) acele etme. (Ahkaf-35)

 

Yani; sana gelen sıkıntı ve zorluklar karşısında sebat sahibi rasüller gibi sabret. Şüphesiz sen de o peygamberlerdensin.

 

Ülül Azm Peygamberler; (yerleştirmek için çaba harcadıkları) şeriatı olanlardır. Onların meşhurları: Nuh, Halil (İbrahim), Musa, İsa ve Muhammed Aleyhimüsselâmdır.

“Onlar, Allah’tan gelen belalara sabreden peygamberlerdir” denildi. Mesela;

Nuh Aleyhisselâm kavminin eziyetlerine sabretti ki, onu bayıltıncaya kadar dövüyorlardı.

İbrahim Aleyhisselâm atıldığı ateşe ve oğlunun kurban edilmesi hükmüne sabretti.

Zebîh (İsmail Aleyhisselâm) kurban olmaya, kesilmeye sabretti.

Yakup Aleyhisselâm oğlu (Yusuf Aleyhisselâm)ın kaybolmasına sabretti.

Yusuf Aleyhisselâm kuyuda ve hapiste sabretti.

Eyyûb Aleyhisselâm yakalandığı hastalığa sabretti.

Musa Aleyhisselâm’ın kavmi, Firavunun kıpt kavmi ile

karşılaştığında Musa’nın ashabı “yakalandık” dedikleri zaman sabretti. (Şuara –61)

Yunus Aleyhisselâm balığın karnında ve diğer sıkıntılara karşı sabretti.

 

Öyle ise Ey müminler! Eğer Allah’tan sevab ve ahiret nimetlerini istiyorsanız; Peygamberin sünneti ile sünnetlenin. Ona yardımcı olun,Allah yolunda cihad edip onun yardımcıları olun.

 

Hadisi Şerif:  Üç kişinin gözünü kıyamette cehennem ateşi yakmaz. Allah korkusundan yaş akıtan göz. Allah yolunda nöbet bekleyen göz. Allah’ın haram kıldığı şeylerden sakınan göz.

 

Hazreti Ali Radıyallâhü Anh’dan:

Dünyadan üç şey bana sevdirildi: Yaz günlerinde oruç tutmak, Kılıç ile (fisebilillah) vurmak. Misafire ikram etmek.

 

Kısaca, cihad edenlerin faziletine dair sözler çoktur. Akıllı kişinin yapması gereken; Bu yüce rütbeyi elde etmek için taarruz, ömrünü onu kazanmak için sarf etmek, inat sahibi (kafirlere) karşı mücadele edenlere iştirak edip cihada gayret etmek, orduları techiz, malları ihsan ya da borç şeklinde vermektir. Ta ki onlar bölük bölük Allah’ın dinine girsinler. Muvahhid müslümanların gönülleri de sevinç ve sürûr ile dolsun. Zira gazilerin salim ve ganim olarak dönmesi ile sevinç izhar etmek, kıyamet sıkıntılarından kurtulmaya ve mağfirete sebep olur.

 

 

 

 

 

 

HİKAYE :

CENAZESİNE MELEKLER İŞTİRAK ETTİ

 

Muaz-ün Nesefi den nakledildi:

Buluğ çağına ermiş bir genç vardı. Namazını kılmazdı. Vefat ettiğinde insanlar cenazesine iştirak etti, ama babası gelmedi. İştirak etmesi için zorlanıp azarlandığında;

-“O, Allah ve Rasülüne asi idi,” dedi.

Rüyasında oğlunu gördü, şöyle diyordu:

-“Babacığım! Cenazemde bulunmadın, ama senden daha hayırlı kimseler iştirak etti. Cebrail Aleyhisselâm yetmiş bin melek ile gelip bana salat etti ve Allah’tan mağfiret ile müjdeledi.” Babası dedi ki:

-“Oğulcağızım! Bu keramet sana nereden geldi? Halbuki sen Allah ve Rasülüne asi idin.” Oğlu şöyle cevap verdi:

-“Babacığım! Müslümanlar salimen harpten döndükleri haberi bana ulaştığında buna çok sevinmiştim. Allah C.C. bu tavrımdan dolayı bana ikram etti, af etti.”

Orduda bulunmadığı halde askerlerin harpten selametle döndükleri için sevinç duyan kimsenin kazancı böyle olursa, ya onların içinde bizzat bulunan kimsenin durumu nasıl olur?

 

DUA

Allah’ım korkaklığı bırakıp onlardan olmakta senden yardım isteriz. Kıyamet koptuğunda onlardan ayrılmamayı lütfet. Bizden razı olacağın şehitliği isteriz. Belimizi çatırdatan günahlardan af ve yardım isteriz. Tarafından bir merhamet, fazilet ve iyilik olarak duamızın kabulünü isteriz. Senin keremin arzu ve ümit ettiğimiz şeyden mahrum bırakmaz. Sen merhametlilerin en merhametlisi, ikram edenlerin en çok ikram edenisin..

 

 

 



1 Huneyn: Mekke ile Taif arasında bir vadidir. Orada Hicri 8 senesi Şevval ayında (putperest) Hevazin (ve Sakif) kabileleri ile muharebe yapılmıştır. Kafirler 4000 kadar idi