5.SOHBET: “O GÜN NE MAL FAYDA VERİR; NE DE EVLAT” AYETİNİN BEYANI .

Yayınlanma İnce Sohbetler

5.SOHBET: “O GÜN NE MAL FAYDA VERİR; NE DE EVLAT” AYETİNİN BEYANI .

 

 

Cenab-ı Hak Şura Sûresi’nde İbrahim (as)’dan hikayeten buyuruyor ki: (İnsanların) dirilecekleri gün, beni mahcup etme. O gün, ne mal fayda verir, ne de evlat. Ancak Allah’a kalb-i selim (temiz bir kalp) ile gelenler (o günde fayda bulur). (Eş-Şura - 87,88,89)

 

 Açıklama:

Beni mahcup etme” yani, evla olanı terk ettiğimden dolayı, beni azarlamak suretiyle beni mahcup etme, demektir. İyi kullar için hasene olan bazı haller (mukarrebin), Allah’a yakın olanlar için günah olur.

 

İbrahim (as)’ın Allah-ü Tealâ’nın kendisini mahcup etmeyeceğini bildiği halde böyle söylemesi kulluğunu izhar ve başkalarını kendine uymaya teşvik ve onları irşad etmek içindir. Yoksa peygamberler son nefes korkusundan emindirler (1)

 

İnsanların dirilecekleri günde mahcup etme” demesi, Dünyada Cenab-ı Hak, settar isminin tecellisi ile kulların kusurlarını örtüyor. Mağfireti ve mahcup edilmemeyi ahiret hayatı için talep etmemiz lazımdır. İbrahim (a.s) bize bunu öğretmiş oluyor.

 

“O gün mal ve evlat fayda vermez” Yani mallar, dünyada hayır ve hasenat yolunda da harcanmış olsa, çocuklar, salih kimseler ve şefaat ehlide olsa, kişiye faydası olmaz.

 

“Ancak Allah’a selim bir kalple gelenler müstesna” Yani ancak küfür, nifak ve kötü ahlâk hastalığından temizlenmiş kalp sahiplerine dünyada yaptıkları hayır ve hasenat yolundaki harcamaları ve geri bıraktıkları salih evlatlar fayda verir.

 

Ayet Meali: “Bilsin ki insan için, kendi çalışmasından başka bir şey yoktur.”(En- Necm- 39)

 

Ayet Meali : “Kim iyi bir iş yaparsa, bu kendi lehinedir. Kim de kötülük yaparsa aleyhinedir. Rabb’in kullarına zulmedici değildir.”(Fussilet- 46)

 

Kimin kalbi nifak ve küfür hastalığından temiz olmazsa, kıyamet günü mal ve evladının faydasını görmeyecektir.

 

Kâfirler mal ve evlat çokluğu ile övünüyorlardı. Hz. Allah onlara dünyada kalpleri temiz olmadığı için, bunların faydasını görmeyeceklerini haber vermiş oldu. (2)

 

Ayet Meali : “Gerçekten, inkar edip kâfir olarak ölenler var ya, onların hiç birinden fidye olarak dünya dolusu altın verecek olsa dahi kabul edilmeyecektir. Onlar için acı bir azap vardır, hiç yardımcıları da yoktur. (3) (Al’i İmran- 91)

 

Kalbi isyan ve kötü ahlâktan temiz olan müminin çocuğu kendisinden önce ölürse ona ecir ve zahire (stoklanmış azık) olur, çocuğu kendisinden sonraya kalır ve kendisine hayır duada bulunursa onun şefaati ümit olunur. (4)

 

Hadis-i Şerif: Ebu Hüreyre (ra) den: Peygamberimiz buyurdular ki:

 

“İnsan öldüğü zaman ameli kesilir, ancak üç zümre müstesna.1. Sadaka-i cariye (devam eden hayır işler)2. Kendisiyle faydalanılan ilim 3. Kendisine hayır dua eden salih evlat (5)

 

Onun için itikadı düzeltmek, kalbi; kin, haset ve türlü fesattan temizlemek, mal ve evladın çokluğuna aldanmamak lâzımdır.

 

Ayet Meali: “Çokluk kuruntusu sizi o derece oyaladı ki, nihayet kabirleri ziyaret ettiniz”(Et- Tekasür 1-2) (6)

 

Yani mal ve sayı çokluğu ile övünmek sizi ölüp kabirlere defin olununcaya kadar, Allah’a itaatten ve onun gazabından sizi kurtaracak amellerden alıkoydu.

 

Abdullah bin Şühayr babasından rivayet ediyor: Ben Rasülullah’ın yanına vardığımda o, “Elhakümüttekasür” (çokluk sizi oyaladı) ayetini okuyordu. Buyurdu ki:

 

“İnsanoğlu malım malım der. Halbuki yiyip tükettiğinden, giyip eskittiğinden ve tasadduk edip (ahirete)gönderdiğinden başka malın mı var? (Mealim)

 

Ayet Meali: “Ey insanlar! Rabb’inize karşı gelmekten sakının. Ne babanın evladı, ne evladın babası namına bir şey ödemeyeceği günden çekinin. Bilin ki, Allah’ın verdiği söz haktır. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve Şeytan, Allah’ın affına güvendirerek sizi kandırmasın.” (Lokman -33)

 

 

Ve bugün (yine ayet-i kerimelerle);

 

Ayet Meali : “İşte o gün kişi kardeşinden, annesinden ve babasından, eşinden ve çocuklarından kaçar.” (Abese . 34,35,36) Buyrulan gündür.

 

Mahşer günü olduğu zaman bütün halk kabirlerinden kalkar. Kıyametin dehşetine, akrabaların kendilerine karşı nasıl şefkat ve merhametlerini kaybedip kendi nefisleriyle meşgul olduğuna bakarlar. O gün insanlar sarhoş olmadıkları halde sarhoş görünürler. Hasımların birbirlerine karşı nasıl muamele ettiklerine bakarlar.İşte o gün, mal ve evladın fayda etmediği gündür.

 

Hadîs-i Şerif: “Sizler; yürüyerek, yalınayak, çıplak ve sünnetsiz olarak Allah’a kavuşacaksınız.”

 

Yani ilk yaratıldığınız gibi, yanınızda hiçbir dünyalık olmadığı halde Allah’a döneceksiniz. Öyleyse dünyaya meyletmeyiniz. (7)

 

Aişe validemiz: “Kadın, erkek bir arada yalınayak ve çıplak nasıl olacak.” Dedi. Rasülullah Efendimiz “O gün, herkesin kendine yetip artacak bir derdi vardır” mealindeki Abese Sûresi 37. Ayet-i kerimesini okudu.

 

Rivayet :Kıyamette kimsenin kimseye faydası olmaz ancak...

Kıyamette baba evlâdına varır, der ki: “Oğulcağızım! Senin sevaplarından bir (buğday) tanesi ağırlığında sevaba ihtiyacım var. Eğer bana o kadarını verirsen bu sıkıntıdan kurtulacağım”. Oğul, “Senin korktuğun şeylerden ben de korkuyorum. Sana sevabımdan hiçbir şey veremem.”Der.

 

Sonra hanımına gider, ona: “Ben senin dünyada zevcin idim.” Deyip onu medh-ü sena ettikten sonra: “Senden bir sevap istiyorum. Onu bana bağışlarsan, bu gördüğün sıkıntılardan kurtulacağım.” Der. Hanımı da oğlunun dediği gibi cevap verir.

 

Ancak dünyada iken birbirlerini Allah için sevenler böyle davranmazlar. Onların bir kısmının diğer bir kısmına faydası dokunur ve bazıları bazılarına şefaatçi olurlar.

 

Allah-ü Tealâ : “O gün, dost olanlar birbirlerine düşman kesilirler, müttakiler müstesna.” Buyuruyor. (Ez-Zuhruf – 67)

 

Dünya hayatında masiyet ve kötülüklerde birbirlerine dost olanlar, kıyamette birbirlerine düşman olacaklardır. Ancak Allah için birbirlerini sevenler, itaatte birbirlerine yardımcı olanların dostlukları devam edecektir.

 

Haber :

Kıyamet günü bir mümin adam getirilir, amelleri tatlıdır, günahları sevaplarından ağır gelir. Bunun üzerine cehenneme atılması emredilir.

Der ki: “Ya Rabb! Bana 1 saat mühlet ver, anneme gideyim, onun sevaplarından isteyeyim”. Kendisine mühlet verilir, annesine gelir.

 

“Anneciğim! Dünyada beni büyüten, her türlü ihsanı benden esirgemeyen sen idin. Şimdi cehennemden kurtulabilmem için bana sevaplarından bir sevap ver.

 

Annesi; “Oğulcağızım! Ben kendimi kurtarmaktan acizim. Akibetimin ne olacağını bilmiyorum, seni nasıl kurtarayım?” Der. Annesinden ümidini kesen adam, diğer akrabalarına gider. Onlardan da kendisine bir sevap veren çıkmaz. Hepsinden ümidini kesmiş, cehenneme götürülürken, dünyada Allah için dost edindiği biri onu görür. O dostu der ki: İkimiz de cehenneme gitmektense, ben bütün sevabımı sana vereyim. Hiç değilse birimiz kurtulsun, bu daha ehvendir”. Bunun üzerine adam cennete götürülür. Koşarcasına cennete giderken yolda birisi kendisine seslenir: “Arkadaşını cehenneme bırakıp cennete gitmek, kerem değildir.” Bunun üzerine adam secdeye kapanır, diğer arkadaşı da affedilir ve her ikisi de cennete girerler.

 

Mal ve evlad-ü iyalin çokluğuna aldanmamalı, nesep ve iyi hâl ile övünmemelidir.

 

Allah-ü Tealâ : Sûr’a üflendiği zaman, artık aralarında akrabalık bağı kalmamıştır; birbirlerini de arayıp sormazlar. (El-Mümin- 101)

 

Herkes hayret ve dehşet içinde olduğundan, aralarındaki merhamet ve şefkat kalmadığı için; akrabalığın faydası olmaz. Yine herkes kendi hâliyle meşgul olacağı için; kimse kimseyi arayıp sormaz. Öyle ise herkes bu günden hazırlığını tamamlamaya çalışmalıdır.

 

Hikaye:

Kabir haseb ve neseb yeri değildir.

Fatımatüz-Zehra (ra) vefat ettiğinde, kabir kenarına konulunca, Ebu Zerr-il Gifari (ra): “Müjdeler olsun ey kabir! Sana, Rasülullah’ın kızı Fatımatüz-Zehra’yı getirdik.” Diye seslendi. Kabirden “Ben, hasep ve nesep yeri değilim. Ben amel(in geçerli olduğu) yerim. Bende azaptan

 

 

ancak hayrı çok olan, ameli ve kalbi riyadan halis olan kimseler kurtulur.” diye bir ses işitildi.

 

Beyt.

Dünyada azığını hazırla, yolculuk var

Salih amellere başla, akıbet ölüm var.

 

Azık hazırlamadan 70 sene de kalsa bir kişi

Cahildir o,kitaplarda böyle beyan var.

 

Uzak yolculuk ve zor akıbet için, salih ameller ve takva azığı hazırlamakta acele etmek lâzımdır.

 

 

 

Beş şeyde acele lazımdır:

1. Günahlardan tevbe etmekte.

2. Hata ve kusurlardan istiğfarda.

3. Evlenme çağına geldiğinde gençleri evermekte.

4. Borcu ödemede.

5. Misafir geldiğinde yemek ikram etmekte.

 

Hadis-i Şerif: Allah katında, tevbe, istiğfar eden gençten daha sevimli bir şey yoktur.

 

Haber : Azrail (a.s)’ın habercileri.

Yakup (as), Azrail (as) ile birbirlerini kardeş edinmişlerdi. Ona:

-“Senden bir isteğim var.” Dedi. Azrail (as):

-“Nedir o?” Yakup (as):

-“Ecelim gelmeden bana haber vermeni istiyorum”. Azrail (as):

-Tamam! Bir veya iki haberci gönderirim.” Dedi.

Yakup (as)’ ın eceli geldiğinde Azrail (as) geldi. Yakup(as):

-“Ziyarete mi geldin, yoksa ruhumu almaya mı?” Diye sordu. O:

-“Ruhunu almaya geldim.” Deyince:

-“Hani bana bir veya iki haberci gönderecektin?” Dedi. O:

- “Evet, gönderdim. Birincisi; Siyah olan saçlarının ağarması, ikincisi ise dik olan vücudunun kamburlaşması benim gönderdiğim habercilerdi.” diye cevap verdi.

 

DUA

 

 Allahım! Bizi gaflet ve tembellik uykusundan uyandır. Ecel vakti girmeden önce bizim gözümüzü aç. Bizdeki uzun düşünceleri kısalt. Bizi salih amel işlemeye ve hüsnü hatimeme muvaffık kıl.

 

 Ömrümüzü gafletle geçip tükenmeden bize kıyamet günü için güç ver ve bizim için tevbeyi kolaylaştır.

 

 Maddi manevi hastalık orduları bize hücum etti, matlub ve maksadımız kayboldu.

 

 Gözün semaya dikildiği, sesin kesildiği geceni tedarik etmenin mümkün olmadığı ölüm meleğinin can almaya geldiği vakit bize merhamet et.

 

 Bizi kefene sarıp, noksanlık, çirkinlik ve kusurla beraber çürüme ve karanlık yurdu olan kabre götürdüklerinde bize acı.

 

 Sığınacak hiçbir yer olmadığı zamanda münker ve nekirin sualini kolay kıl. O gün insanlar sicim gibi gözyaşı akıtır kabirde biz parça parça oluruz, fakat bundan gafiliz.

 

 Kabirden fakir olarak kalkıp en değersiz bir varlığa dahi sahip oladığımız, günahlarımız sebebiyle sersemlediğimizde bütün korktuklarımızdan bizi kurtar.

 

 Allahım sırat ve mizanın kurulduğu, yüz ve renklerin değiştiği, falan oğlu falan şakidir diye seslendiği, sıkıntılardan dolayı çocukların ak saçlı ihtiyarlar haline geldiği gün bize merhamet et. Amin...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

“O GÜN NE MAL FAYDA VERİR; NE DE EVLAT”

AYETİNİN BEYANI 2  

 

 

 

Hadis-i Şerif: Allah-ü Tealâ’nın, bütün mahlûkatın sesini işitme (kabiliyeti) verdiği bir meleği vardır. Ben öldükten sonra kıyamete kadar benim kabrimin başında durur. Ümmetimden kim ki benim üzerime salât okursa, onun ve babasının ismini söyleyerek: “Filan oğlu filan” sana salât okudu” der. Onun bir salât okumasına karşı da Hz. Allah, o kişiye 10 rahmet eder.

 

(1) 

Peygamberlerin son nefes endişesi yoktur, onlar akıbetlerinden emindirler, ancak diğer insanlar böyle değildir. Veli de olsa ,herkesin son nefeste imanlı ölüp ölmeme korkusu vardır. Nitekim, Bersisa ve Bel’am bin Baura önceleri iman ehli salih ve veli kullar oldukları halde, imansız olarak ölmüşlerdir. Onun için, kişi işlediği salih amellere aldanmamalı, korku ile ümit arasında olmalıdır ve kadere teslim olmalıdır. Zira bütün itibar; son nefesedir.

 

Hadis-i Şerif: (İbni Mes’ud (ra)’dan): Efendimiz; “Sizden biriniz Cennet ehli(nin ameli gibi) amel işler, Cennetle kendi arasında bir zira (yaklaşık 70 cm) kalır. Sonra şakîliği galip gelir, Cehennem ehlinin yaptığını yapar ve Cehenneme girer. Bir başkası, Cehennem ehlinin ameli gibi amel işler,Ccehennemle kendi arasında bir zira(mesafe) kalır. Sonra Cennet ehlinin ameli gibi amel eder de cennete girer. Onun için mal ve evlat ile övünmeye, ayrıca Allah’ın rahmetinden ümit kesmeye lüzum yoktur. (Aliyyül Kari)

 

Beyit:

Sanma ey hace ki, senden zer’ü sim isterler,[1]

Yevme la yenfeu de kalbi selim isterler. (Ruhi bağdadi)

 

 

İbni Abbas (ra) diyor ki: Bu mal ve evladın fayda vermemesi” hükmü bu ümmet için nesholunmuştur. (kaldırılmıştır) . Nitekim Hz. Allah:

Ayet Meali: İman eden ve soylarından gelenlerde, imanda kendilerine tabi olanlar (var ya)! İşte biz, onların nesillerinde kendilerine kattık. Onların amellerinden bir şey eksiltmedik. Herkes kazandıklarına karşı bir rehindir. (Et-Tur-21)

 

İzah : Böylece imanlı baba ve onun imanlı zürriyeti, Cennete birlikte girerler. Bu Allah’ın ona, çocuklarıyla birlikte Cennette yaşaması için verdiği bir lütuftur. Ahirette herkes, hayır ve şer ne yapmışsa karşılığını alacaktır. Kişi yaptığına (rehin) ipotek edildiğine göre, iyi amelle ipoteği çözer. Aksini yaparsa, cezaya çarptırılır.

 

Babalarının salih olmaları sebebiyle çocukları Cennete konulur.

 

İkrime (ra): Yukarıdaki hüküm (mal ve evladın fayda vermemesi) hususiyle İbrahim ve Musa (a.s)’ın ümmetleri için idi. Bu ümmete hem kendi yaptıkları; hem de onlar için başkalarının yaptıkları fayda verir. Nitekim:

Rivayet : Bir adam gelip: “Ya Rasülullah! Annem anîden vefat etti. Onun için sadaka versem acaba anneme faydası olur mu?” dedi. Rasülullah : “Evet”. Buyurdular.

 

Kâfir yaptığı iyiliklerin karşılığını dünyada görür. Ahirette ona iyiliklerin hiçbir faydası olmaz (Mealim)

(2)Kâfirler dünyada iken yaptıkları iyiliklerden dolayı hiçbir sevap elde etmezler,

ancak azaplarının hafiflemesi beklenir.

 

Rivayet :Hatemi Tay ve cömertliğin faydası.

Peygamberimiz, Miraç Gecesi Cehennemde, kenarı çevrili bir yerde, bir adamı ateşin yakmadığını görür. Cebrail (as)’a: “Bu adama ne oluyor ki, ateş yakmıyor.” der. Cebrail (as): Bu Hatem-i Tay’ dır. Cömertliği ve iyiliği sebebiyle Allah onu ateşle yakmıyor.” diye cevap verir. (Ruh’ul Beyan)

 

(3)

Doğusundan batısına kadar bütün yer yüzünü dolduracak kadar altını olsa ve azaptan kurtulmak için bunları verse kabul edilmez.

 

Hadis-i Şerif: (Enes İbni Malikten) : Hz. Allah, Cehennemde azabı en hafif olan kişiye: “Yeryüzünde bir şeyin olsa idi, bu azaptan kurtulmak için verir miydin?” diye sorar. O: “Evet” der. Hz. Allah: Ben senden bundan daha kolayını istemiştim de; vermemiştin.” Buyurur (Mealim)

 

Kıyamet günü azabı en hafif olan Ebu Talip’tir ki, ayağına ateşten tasmaları olan iki (nalin) ayakkabı giydirilir, onunla beyni kaynar.

Kıyamet günü Allah’ın azabından kurtuluş için fidye ve rüşvet verme imkânı yoktur.

Beyit:

Olamaz o günde rüşvetle tesamühü istinad.

Raf ola pes cümle ahı müminin ve müminat. 1

 

(4)

Hadis-i Şerif: Çocuklar cennette istedikleri gibi gezerler.

 

(5)

Salih olmayan evlatlardan anne ve babaya fayda olmaz. Çocuğun kötülüklerinden babaya yüklenmez. Zira :

 

Ayet Meali : “...Hiçbir suçlu başkasının suçunu yüklenmez.”(El- Enam- 164)

(6)

Mukatil ve Kelbi’ye göre sûre-i celilenin sebebi nüzülü:

Abdi Menaf oğulları ile Selim oğulları kabileleri, her ikisi de: “Biz sizden çok fazlayız.” diye birbirlerine karşı övünmüşler. Hayatta olanlarını saydılar, Abdimenaf oğulları çok geldi. Selimoğulları: “Cahiliye devrindeki savaşlar bizi azalttı. Haydi hem sağ olanlarımızı, hem de ölmüş bulunanlarımızı sayalım.” dediler. Bu sefer de Selimoğulları üç kabir fazla geldi. Bunun üzerine bu ayet-i kerimeler nazil oldu. (Mealim-üt Tenzil)

 

Kıyamet günü, Cehennem 4 sütun üzerinde, 70 bin bağ ile çekilerek getirilir. Her bağda 70 bin halka, her halkada 70 bin melek vardır. O kadar büyük ki, ellerinden bir kurtulursa onu tekrar tutmaları mümkün olmaz. Peygamberler dahil bütün mahşer halkı diz üstü oturup kalırlar. İbrahim (as), Musa (as), İsa (as) arşa tutunurlar. İbrahim (as) oğlu İsmail (as)ı, Musa (as) kardeşi Harun (as) ı, İsa (as) annesi Hz. Meryem’i unuturlar ve hepsi: “Allah’ım! Bu gün sadece kendi kurtuluşumu istiyorum.” diye dua ederler. Peygamberimiz, Muhammed (as) ise: “Ümmetimi Ya Rabb! Ümmetimi istiyorum. Onlara selamet ver ve onları kurtar.” diye yalvarır. Sonra kalkar Cehennemin yuları mesabesindeki bağına yapışır ve: “Geri dön!” buyurur. Cehennem: “Ya Muhammed! (as) Yolumu aç. Sen bana haramsın.” der. O anda Arş’ın etrafından: “Ey Cehennem! Muhammed (as)’ı dinle ve ona itaat et.” diye bir ses duyulur. Cehennem geri döner ve Arş’ın sol tarafına konulur, mahşer halkının korkusu hafifler.

 

Ayet Meali : “işte o günde kişi kardeşinden, annesinde, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçar. (Abese-34,35,36)

 

İbni Mes’ud (ra) diyor ki: Bir kadın veya erkek kıyamet günü evvelkiler ve ahirkiler olmak üzere bütün mahlûkatın gözü önüne getirilir. Bir münadi “Bu filan oğlu falandır. Kimin bunda hakkı varsa hakkını alsın.” Diye seslenir. Kişi o gün babasında, çocuğunda , eşinde, kardeşinde hakkı olmasından dolayı ferahlar.

 

MÜFLİS KİMDİR?

Hadis-i Şerif: (Ebu Hüreyre (ra) den): Peygamberimiz buyurdular ki:

“Benim ümmetimden müflis kimdir? Bilir misiniz?” Ashap: “Bize göre müflis; parası veya para edecek eşyası olmayandır.” dediler. Efendimiz: Benim ümmetimde müflis; dağlar gibi namaz, oruç ve diğer ibadetlerin sevabı ile gelen kimsedir.Fakat birine sövmüş, diğerine iftira etmiş, bir diğerinin malını yemiş, başkasının kanını akıtmış, bir başkasını dövmüş. Sevapları bu kimselere dağıtılır. Eğer borçlar bitmeden sevaplar tükenirse; o kimselerin günahlarından hakları kadar alınır ve bu kimseye yüklenir. Sonra da cehenneme atılır. İşte gerçek müflis budur.

 

Mahşere, hesaba, cezaya inanan kimse, kul hakkından, hayvan ve kâfirlerin haklarının kendisine geçmesinden son derece sakınır, tevbe ve istiğfar ile ölüme hazırlanır.

 

Tevrat’ ta Hz. Allah buyuruyor ki: “Ölüm gelemeden evvel kendin için çalış. (ahiret hazırlığı yap) Gece ve gündüz seni aldatmasın. Zira; ondan sonra yolculuk var.

 

Hayat ve uzun düşünceler seni (ibadet ve taatten) alıkoymasın. Çünkü; son pişmanlığın fayda etmediği günde sen pişman olursun.

 

Hadis-i Şerif: Müsevvifün helâk oldu.

 

Yani; “Yarın tevbe ederim, yarın tevbe ederim” diyenler helâk oldu. Çünkü bu Şeytan’ın aldatma yollarındandır. Zira Şeytan vesvese verir, sen de ona kanarak; “daha önümde çok günler var, daha yapacağım işler var, biraz büyüdüğüm zaman tevbe ederim” dersin. Büyüyünce; “Hele bir ihtiyarlayayım” dersin. İhtiyarlayınca; Evimin inşaatını bir tamamlayayım, mülkümü mamur hâle getireyim, çocuklarımı bir evereyim” dersin. Sen böyle düşünürken hiç beklemediğin bir anda ölüm gelir ve seni yakalar. İşte ondan sonra pişmanlık fayda etmez.

 

 

Bahaddin (rh) Keşkül’de diyor ki:

Yazın sıcağı, sonbaharın ekim işleri, kışın soğuğu, ilkbaharın güzel havası senin iyilik yapmana fırsat vermiyorsa;söyle ne zaman hayır işleri ile uğraşacaksın?

 

(7)

Beyit:

Çocuğun eli kapalı doğması,

Hayatında var olan hırsa işarettir.

 

Ölürken elin açık olması,

Ben eli boş gidiyorum, demektir.

 

 

 

Eğer dostluk, küfür ve isyan üzerine olursa; kıyamette düşmanlığa dönüşür.

 

Ayet Meali: (O gün, zalim kimse) Yazık bana! Keşke falancayı dost edinmeseydim. (der) (El- Furkan –28)

 

Bazı âlimler şöyle demişlerdir: İnsanlar arasındaki sevgi, umumiyetle ya bir menfaat beklentisinden veya bir zararı def etmek düşüncesinden kaynaklanır. Bu hâl devam ettikçe muhabbet te devam eder. Eğer menfaat biterse; ehli dünyanın dostluğu da biter. Hele bu dostluk kıyamette azaba vesile olacaksa; böyle dostluk olmaz olsun. Eğer, muhabbet Allah sevgisi, Allah’ın dinine, kitabına hizmet ve Allah’a itaatta beraberlikten kaynaklanıyorsa; bu dostluk devamlıdır, asla bozulmaz ve değişmez kıyamete kadar sürer. Hatta kıyamette daha kuvvetli ve daha temiz olur. (Tefsir-i Kebir’den)

 

Allah için birbirini sevenler, kıyamette nurdan kürsüler üzerine otururlar.

 

Ebu Hüreyre (ra) : Peygamber Efendimiz buyurdular ki: Allah-ü Tealâ, hiçbir gölgenin olmadığı bir günde, yedi sınıf insanı (arşın) gölgelerinde gölgelendirir. Bunlardan bir zümre de Allah için birbirini seven iki adamdır. Yani Allah’ın rızasını elde etmek için toplanan, yine aynı sebeple birbirinden ayrılan ve dostluklarına dünya menfaati karışmayan kimselerdir.

 

Hikaye :

 

Hatem-i Şakik (rh) anlatıyor : Ben insanlara ibret ve tecrübe nazarı ile baktım. Hâllerini kontrol ettim. Gördüm ki; herkesin sevdiği bir şeyler var. Evlât, eş, ahbap, makam ve mevki gibi insanın sevdiği bu şeylerden bazısı kendisine ölüm hastalığı gelinceye kadar arkadaşlık ediyor. Zira; sevgi dünya malından kaynaklandığı ve ölünce de bu mallar başkalarına kalacağı için, dünyadan ümidini kestiği anda sevgisi de bitiyor. Bazıları da kabrin başına kadar onunla beraber oluyor. Sonra onu kabre yalnız bırakıp dönüyorlar. Öyle ise sen ebediyen seninle beraber olacak kişileri sev. (Hadimi. Eyyühel Veled’ den)

 

Din kardeşi, dünya ve ahirette, kişiye kan kardeşinden daha faydalıdır.

 

HİKAYE :

İBRAHİM EDHEM HZ.LERİ VE HAMAMCI.

 

İbrahim bin Ethem Hz.’leri anlatıyor: Bir beldeye vardım. Mescide girdim. Yatsı namazını kıldık. İnsanlar camiden çıkınca imam gelip: “Camiden çık! Ben kapıyı kilitleyeceğim.” dedi. Ben:

- Ben garip bir kimseyim. Dışarıda da hava çok soğuk. İzin ver, ben gece burada kalayım. Sana da hayır ve sevap olur dedim. İmam:

- Hayır! Hemen kalk ve çık! Garipler camiden hasır ve kandilleri çalıyorlar. Onun için biz camide kimsenin kalmasına izin veremeyiz dedi.

- Ben, İbrahim Bin Ethem’im dedim. İmam:

- Çok konuştun deyip beni ayağımdan tutup, yüz üstü sürüyerek, kapı dışarı çıkarıp, yakındaki hamamın ocak giriş kapısına bıraktı. Kalkıp ocağa girdim ve ocakçıya selâm verdim. Ocakçı selâmımı almadı. Oturmam için işaret etti. Ocakçıdan korkmuştum. Bir sağına bakıyor, bir soluna bakıyordu. Ocakta işi bitince yanıma geldi, selâmımı aldı. Ben: “Ey kişi! Neden selâm verdiğim zaman almadın da; şimdi alıyorsun?” Dedim. O:

- Ben burada parayla çalışıyorum. Eğer o anda senin selâmını alırsam, işimden başka şeyle meşgul olursam; günahkar olurum.” diye korktum. Ben:

- Bir sağına bir soluna bakıyordun, bir şeyden mi korkuyorsun? Dedim. O:

- Evet.

- Neden korkuyorsun?

- Ölümden. Bilmiyorum, sağ tarafımdan mı gelecek, yoksa sol tarafımdan mı?

- Bir gün de kaç para alıyorsun?

- Bir dirhem, bir de çeyrek dirhem.

- Peki bunları ne yapıyorsun?

- Çeyrekle kendim geçiniyorum. Bir dirhemi de kardeşimin çocuklarına veriyorum.

- Kardeşin anne tarafından mı ,yoksa baba tarafından mı?

- Hayır, ikisi de değil. Allah için sevdiğim bir kardeşim vardı. Vefat etti. Çoluk çocuğunun geçimini ben temin ediyorum.

- Allah’tan herhangi bir şey istedin mi? Allah istediğini verdi mi?

- Allah’tan 20 senedir istediğim bir şey var, ama; Hz. Allah vermedi.

- Nedir o?

- Duydum ki batıda İbrahim Ethem isminde bütün âbid ve dervişlerden üstün bir zat varmış. Allah’ım! Onu bana göster de canımı al.” diye dua ediyorum. Ama şimdiye kadar duam kabul olmadı.

- Seni tebrik ederim kardeşim. Sana müjdeler olsun. Allah-ü Tealâ isteğini yerine getirdi. Beni yüz üstü sürünerek sana gönderdi.” dedim. Yerinden kalktı, beni kucakladı ve şöyle dua etti. “Allah’ım ! İsteğimi yerine getirdin, duamı kabul ettin, canımı al”... Allah-ü Tealâ duasını kabul etti. Hemen oracıkta vefat etti. Allah’ın rahmeti onun üzerine olsun.

 

Hadis-i Şerif: (Enes (r.a)den) : “İyi arkadaşla kötü arkadaş şuna benzer. İyi arkadaş; misk taşıyan gibidir, kötü arkadaş; körük üfleyen gibidir. Misk taşıyan, ya sana misk verir, yahut ondan misk satın alırsın veya onda güzel bir koku duyarsın. Körük üfleyen ise, ya elbiseni yakar veya onda çirkin bir koku duyarsın.

 

Âlimler ve salihlerin sohbetine katılıp, onlarla arkadaş olmalı. Çünkü onların sohbeti; dünya ve ahrette fayda verir. Kötü kişilerin sohbetinden de kaçınmak lâzım. Çünkü; dünya da ve ahrette zararı dokunur.

 

Sadık dost Kibrit-i Ahmer1 gibidir. Çünkü dünya ve dünyaya bağlı kimselerde vefa yoktur.

 

Beyit:

Gördüm zamane çocuklarını,

Dostluk kalmamış onlarda.

 

Anladım muhal olanları,2

Cadı, vefalı dost ve Anka.

 

Bazıları: “Bana ihtiyacın olmadıkça benim kardeşimsin, bana bir ihtiyaç için gelirsen; bilmiş ol ki, benim kardeşim yoktur” derler. Onun için: “Borç istemedikçe dostuna güvenme” denilmiştir.

 

Acele etmek lâzım olan hususlardan biri de, gençleri evermektir. Bu hususta mehirin yüksekliğine tamah etmemeli, evlenecek gençler arasında denkliğe ehemmiyet vermelidir. İstihare namazı kılmak veya yakınları ile istişare etmek müstehabdır.

 

Ayet Meali: “...İş hakkında onlarla istişare et (danış).(Al’i İmran-159)

 

Hikaye :

Nuh isimli alim bir zat, kızını evereceği zaman, Yahudi komşusuna gider. Durumu anlatır ve kendisine fikrini sorar. Yahudi:

 

-“Sübhanallah. Bütün insanlar her işlerinde sana danışıyorlar, seninle istişare ediyorlar, sen de gelmiş, bana fikrimi soruyorsun!” Der. Nuh:

-“Hayır. Mutlaka fikrini beyan etmelisin”. Yahudi:

- İran hükümdarı zenginliğe ehemmiyet verir. Rum (Bizans) Kayseri güzelliğe önem verir. Arap hükümdarları nesep (soy)a kıymet verir. Sizin Peygamberiniz ise ilim, dindarlık ve itikadın sağlamlığını esas alır. Sen bunlardan hangisine istersen ona uy” dedi. 

 

Acele etmesi gereken hususlardan biri de, vakti geldiğinde borcunu ödemektir. Kul hakkı, hususuyla ehli küfrün hakkının mesuliyeti çok büyüktür.

 

Cebrail (as): “Ya Muhammed! Şehitlik, kul hakkı hariç bütün günahlara kefarettir. Mümin kıyamet gününün vebalinden korkarak bütün borçlarını ödemelidir. Çünkü o gün alış veriş yok. Mal ve evlat ta fayda etmez.

 

Denildi ki: Borçlarını ödeyenler, farz ibadetlerini yerine getiren kimselerdir. Çünkü farz ibadetleri terk eden fâsık, borçlara da aldırmaz.

 

Denildi ki: Kardeşlerinden bir buğday tanesi de olsa ödünç alma! Çünkü ödünç almak muhabbeti kesen makastır.

 

Acele edilmesi gereken hususlardan biri de; gelir gelmez misafire yemek ikramıdır.

 

Hadis-i Şerif: Allah ve ahiret gününe iman eden, misafirine ikram etsin.

 

Yani güler yüzle, takdim edeceğini hemen vermekle ve bizzat kendisi hizmetinde bulunmakla misafire ikram etsin.

 

Ayet Meali: Andolsun ki, elçilerimiz (melekler) İbrahim’e müjde getirdiler ve : “Selâm (sana)” dediler. O da : “Size de selâm dedi ve hemen kızartılmış bir buzağı getirdi. (Hüd-69)

 

Misafire ikramda acele etmek gerektiği, ayette geçen ve hemen manasına gelen “fe” harfinden anlaşılıyor.

 

 

HİKAYE :

HZ. ÖMER VE ÖLÜM HABERCİSİ.

 

Hz. Ömer (ra), bir adamı ücret karşılığı vazifelendirmişti. Adamın vazifesi her sabah ve akşam Hz. Ömer’in karşısına çıkıp: “Ya Ömer! Ölümü unutma ve dünyada kalacağın kadar dünyaya çalış” demekti. Bir gün Hz. Ömer aynaya baktığında, sakalındaki beyaz kılı görür ve: Bundan sonra bana ölümü hatırlatmana hacet yok. Zira bana ölümü hatırlatacak olan gözümün önünde bitti” der.

 

Haber : Ölüm haberini getirici olarak ihtiyarlık vaiz olarak ölüm yeter.

 

Beyit :

Dünya bir gölgedir bilmiş ol,

Hırsı terk et, kurtuluş için budur yol.

 

Dünya ve ahireti bir arada toplamak mümkün değildir. Dünyayı seven ahiretine zarar verir. Ahiretini seven dünyasına zarar verir. Bunlar birbirine zıttırlar veya terazinin iki kefesi gibidirler. Bu hususta Behlül’ün kıssası meşhurdur.

 

KISSA :

 

 Behlül Dânâ Hazretleri, bir gün dere kenarına gelir. Bir taşın üzerine bir ağaç koyar. Ağacın bir tarafından kaldırınca, öbür tarafı aşağıda kalır. Olmadı, olmadı der. Sonra öbür tarafından tutup kaldırır. Bu sefer öbür tarafı aşağıda kalır. Yine: Olmadı, olmadı der. Daha sonra ağacın ortasından tutunca ağacın her iki tarafı dengede durur. Tamam, şimdi oldu der.

 

Onu seyreden ve yaptıklarına bir mana veremeyen halk der ki :”Ey Behlül! Olan ne? Olmayan ne? Biz bir şey anlamadık.” Behlül Hazretleri:

 

“Dünyayı tuttum; ahiret aşağıda kaldı. Ahireti kaldırdım; dünya aşağıda kaldı. Onun için, olmadı dedim.” Ortadan tutunca her ikisi de dengede oldu. İşte bu oldu, dedim”.

 

Hadîs-i Şerif: Sizin en hayırlınız dünya için ahireti, ahireti için dünyayı terk eden değildir. Bilâkis sizin en hayırlınız; dünyasından ahireti için alan, oraya hazırlanandır.

 

 



[1] Zerü sim -altın ve gümüş demektir.

1 Tesamüh:Müsamaha. İstinad: Dayanışma.Raf ola: Yükselsin.

 

1 Kırmızı kükürt. Çok az bulunan kıymetli bir taş

2 Mümkün olmayan.



incemeseleler.com