Mehri muaccel ve müeccel

Kategori: Nimet-i İslam


Mehri müsemmâ, nasın örfünde, ikiye ayrılıp, âdet: Bir kısmı peşin ve bir kısmı son vaktinde verilmek üzere, cari olmuştur. Peşin verilene (mehri muaccel) denir ki, tâcil edilip evvelce verilmiş olan mehir demektir (2). Son vaktinde verilene (mehri müeccel) denilir ki, ecel vakti demek olan (son vakit) ile tecil edilmiş bulunan mehir demektir (3). Bunların tamamı, bir mehri müsemmâdır. İndel-itlâk mütebadir olan mehri müecceldir.

Mehri müsemmâ ikiye inkisam etmek suretinde eşler arasında nikâh kaim iken, zevce mehri müeccelini zevcinden almağa kaadir olamamak ki, alacağını zamanından evvel istemek kabilinden olur. Zevc dilerse verir (onu vermekle, zevcesini boşamış olmaz). Fakat mehri muaccelini almağa kaadirdir (4). Onu almadıkça, nefsini zevcine temkin ve teslim etmeyebilir (5).

Mehri müeccel, vakti gayette verilmek lâzım gelir. Ondan sonraya da tecil olunmaz (6).

Mehrin hepsini müeccel kılmak dahi sahih olmakla, şu kadar kuruş mehir (müeccel) tesmiyesiyle, vâki olan tezevvüçte, mehri muaccel tesmiye olunmasa, vakti gayette onu, örf ve âdete mebni, istemeğe hak olmaz.

Mehri muaccel ve müeccel akidde tâyin olunduğuna göre, tamamen zevcenin hakkıdır. Ona mukabil, zevcin bir şey istemeğe hakkı yoktur. Tezevvüçten erkek için maksat, teehhüldür. Mala ulaşmak vesilesi değildir. Ancak örf ve âdet dahi riâyeti icap ettirmekle, mehri muaccel, akdin icrasına tehir clunmayarak, ağırlık namiyle, zevc tarafından evvelce verilip, zevce canibinden alınmış bulunmak sûretinde, ona mukabil, kızın çeyizi meyanında zevce müteallik bâzı eşya olmak, mûtad bulunduğundan, zevcesi kendisine çeyizsiz gönderilen kimse, - zifaftan sonra razı olup sükût etmedikçe - istemeğe hakkı olur, denilmiştir.

İster ölüm yoluyla, ister talâkla eşlerin ayrılması zarurî ve çaresiz olduğundan, vefat suretiyle, ayrılışta mutlaka, yâni duhul veya halvet gerek vâki olsun gerek olmasın, mehri misil veya müsemmanın, tamamı lâzım gelir. Zevc vefat etmiş ise, zevce, terekesinden onu alır (7). Zevce vefat etmiş ise, zevcin onu zevcenin veresesine vermesi, lâzım gelir.

Talâk suretiyle ayrılışta, duhul veya halvet vukubulup bulmadığına bakılır: Onlardan biri vâki olmuş ise, mehri müsemmanın tamamı ve vâki olmamış ise, yarısı lâzım gelir (8). Mehri müsemmâ, olmadığı takdirde duhul veya halvet vâki olduğuna göre, mehri misil verilir. Onlardan biri vâki olmadığına göre, mutallâkaya - müt'a - itâ olunur (9).

Bu bapta müt'a: Kadın kisvesinden, bir car ve bir entari ve bir baş örtüsünden ibaret, üç parça eşyadır.

Onları, kıymet olarak itâ halinde dahi, zevce kabule mecbur olur.

Müt'a, - müftabih kavl üzere - nafaka gibi tarafların hallerine göre olur ki, tarafeyn zengin olduğuna göre, müt'ânın âlâsı, ve fakir olduğuna göre, ednâsı ve orta halli bulunduğuna göre vustası verilir. Fakir zevcin vereceği kıymet, beş dirhem gümüş değerinden aşağı, ve zengin kocanın vereceği kıymet, yarım mehri misilden fazla olmaz.

Nefsini, - duhul ve halvetten evvel - bülûğ hiyârı ile ihtiyar etmiş olan yeni bülûğa ermişin, mehri olmaz.

------------------

(2) Bizim örfümüzde, buna ağırlık ismi verilir. Bazı peşin verilemeyerek cümlesi deftere tesbit edilmekle, peşin olanı (müstevfa) namını alıyor ki, defterde ahz ve istifâ olunmuş diye, gösterilmiş oluyor. İbni Âbidin, ağırlığa eâcim örfünde (destiman) denildiğini söylüyor.

on dirheme ikmal olunur. Tesmiye eğer, fâsid olursa, mehri misil lâzım gelir: Kadını beldesinden ihraç etmemek yahut üzerine evlenmemek üzere tezevvüç etse, tesmiye sahih olmaz. Çünkü, zikrolunan şey mal değildir. Ve kezâ, müslim müslimeyi meyyite yahut kan veya şarap veyahut hınzır üzerine tezevvüç eylese, sahih olmaz.

(3) Son vakit: Mevt yahut talâktan ibarettir.

(4) Erkeğin işine uygun olmayan sagîreyi, babası kocasına teslim etmeden,mehri muaccelini isteyip almağa kaadir olur.

(5) İsteyerek halvet ve hattâ dühul vukubulmuş olmakla, zevcenin bu hakkı zail olmadığı gibi, nefsini bu sebeple, zevcinden menetmekte olmasından dolayı, kendisi nafakadan dahi, sâkıt olmaz. Hurûcu da zevcin iznine tevekkuf etmez.

(6) Yâni, talâk veya ölüm vukuu ile, edâsı lâzım gelen, mehirde tecil, sahih olmaz. Zeyd, zevcesi Hindi talâkı bayin ile, boşadıktan sonra, Zeydin zimmetinde olan mehri müeccelini, belli müddetle tehir edip hemen ödemese, Hind beklemeyerek, mehrini Zeydden almağa kaadir olur mu? Cevabı: Olur. Ric'î olarak dahi vaki olan boşamada, İddetin sona ermesiyle, mehri müeccel dahi, muaccel olmakla, hemen verilmesi lâzım gelir.

(7) Zeyd, Hindi belli bir ev ve bahçe ve şu kadar eşya, mehri muaccel olmaküzere, tezevvüç ettikten sonra, Zeyd ölse, Hind o ev ve bahçe ve eşyayı almağakaadir olur mu? Cevabı: Olur.

(8) Mehir, zevceye teslim olunmamışsa zevcin yalınız talâkı ile, onun yarısı,zevcin milkine avdet eder. Eğer verilmiş ise zevcenin onda, esbabı milkten olan kabzı, bâtıl olmamakla, yarısının zevcin milkine avdeti rızâya, yahut hâkimin hükmüne tevekkuf eder. Hakikaten ve hükmen - cinsî münasebetten - evvel vukuusebebiyle, mehrin yarısını icap eden firkat zevc tarafından gelen firkattir. Gerektalâk ve gerek fesih yolu ile olsun: İlâ Liân, İniniyyet, İrtidâd, zevcesinin islâmıtakdirinde, kendinin islâmdan imtina etmesi zevcenin usul yahut furûuna musâheret hürmetini mucip, fiilde bulunması gibi. Firkat, eğer zevce tarafından gelmişse, ona mehrin yarısı dahi verilmek lâzım olmayıp, sâkıt olur: Zevcenin irtidadı,kitabiyye olmadığı halde, zevcinin islâmında kendisine arz olunan islâmdan imtinaeylemesi, zevcenin asıl ve fer'ine, musaheret hürmetini mucip bir fiilde bulunması gibi ki, bunlara - tefrik bil-mâsiye - tâbir olunur.

(9) Talâk mut'âsı, tecmîm demektir. Tecmîm, müt'a talâkında kadına verilenşeye, denir.