Kalbin marifeti; sıfat ve hallerini bilmek, dinin aslı ve sâlihler yolunun esasıdır. Kul, mârifeti

ilâhiye ile kabiliyet kazanır, diğer uzuvları ile değil... Namaz, kalbleri temizlemesi ve bezemesi itibariyle, ibadetlerin şeref ve faziletçe üstünü, (sevabca) en büyüğü ve kâmilidir. Ruhların yükselmesi ve kemâle ermesi, Yüce Allah'ın zikrine devam ve huzurla Kur'ân okumakladır.

Zira Peygamber efendimiz şöyle buyurmuştur : اِنَّ هَذِهِ الْقُلُبَ لَتُصْدَ أُ كَمَا يُصْدَأُ الْحَدِيدُ قَيلَ وَمَا جِلاَئُهاَ يَارَسُولَ اللهِ قَالَ كَثْرَةُ ذِكْرِ اللَّهِ تَعَلَى وَتِلَاوَةُ الْقُرْانِ

Mânâsı :

«Hakiykat, demirin paslandığı gibi kalbler de pas tutar.»

Ashab tarafından :

—  Ey Allah'ın Resulü, onun cilâsı nedir?, denildi.

Resûl-i Ekrem :

—  Allah Teâlâyı çok zikretmek ve Kur'ân okumaktır, (18) buyurdu.

Kalb, Allah'tan gayrisine meyi etmekten salim kaldığı vakit, Allah katında makbul olur. Allah'dan gayri (şeylerin sevgisin) e dalıp gittiği zaman Allah'ın rızasından perdelenmiş bir halde kalır. Kalb, temiz kaldığı zaman, Allah'ın rızasına yaklaşmaya kabiliyet kazanır. Kirlendiği zaman da şekavete düşer, hüsranda kalır.

Kalb, hakikatte, Allah Teâlâ'ya itaatkârdır. Ancak onun ubudiyet sıfatlarından âzâlara nurlar yayılır. Kalb (bozulduğu zaman) Allah'a isyan ve kötülükte İsrar eder. Kötülüklerden uzuvlara geçen şey, kalbin eserleridir. Zira her mayi, içinde durduğu kaba bulaşır. Allah'ın huzuruna selîm bir kalble gelenden başkası kurtulamaz.

Hâsılı kelâm (şudur) : Kalbin huzuru, namazın ruhudur. Bunun en azı da tekbir vak-tindeki huzurdur. Bundan azı helake sebepdir. Bundan daha fazla olunca ruh, namaz içinde ferah duyar.

Hareketsiz ne kadar canlı vardır ki ölüye yakm (bir durumda) dır. Gafilin namazı, —tekbirden başka— her yerinde kıpırdamayan canlı gibidir. Allanın yardımını ve (böyle fena duruma düşmemek için) tevfikını dileriz.

Huzur, kalble münâsebeti olan ve ilham veren şeylerin gayrisinden kalbin boşalmasıdır. Kalb temizlenince; bilgi, iş ve söze yakın olur.

Düşünce, bu ikisinden başkasına çevrilemez. Fikir, bunlardan gayriye dönse de gene onun içinde olur. Bir kimsenin meşgul bulunduğu şey'in zikri, kalbinin içinde hâsıl olur. Kalbin huzuru, (ibadetle ilgili) şeylerden gaflet gösterilmediği zaman tahakkuk eder. Fakat sözün mânâsını anlamakla ilgili emir, kalb huzurunun da ötesindedir. Çok kere kalb, lâfızla beraber bulunur da mânâda hazır olmaz. Lâfzın mânâsmı anlamaktan maksat, o mânâyı kalbin kuşatmasıdır. Bu, halkın farklı bulunduğu bir makamdır. Zira bazı kimseler, Kur'ân-ı Kerîm'in ve teşbihlerin mânâlarını anlamakta ortak (bir kabiliyet ve bilgiye sahib) olmaz.




(18)   Râmuz, 134.

   
© incemeseleler.com