EBÛ DÜCÂNE SİMÂK BİN HÂDİS

Yayınlanma Hakayık

Ensar’dan ve Eshâb-ın bahâdırlarındandır.

Hakkında “Ebû Dücâne’nin sesi bir bölük askerdir.” diye senâ-i Nebevî vâkî olmuştur.

Sultânü’l Enbiyâ Efendimiz: Uhud harbinde Ebû Dücâne Hz.’ne “Korkaklıkta ar, ileri gitmekte şeref ve izzet var. İnsan korkmakla, kaderden kurtulamaz” beyti yazılı kılıcını vermiştir.

Efendimiz (S.A.V.):

Hakkını ödemek üzere bu kılıcı kim alır?” diye Eshâb-ı Kirâm’a göstermiş, “Ben, ben...” diye talepler olmuşsa da, vermeyip teklifini tekrar ettiklerinde, Ebû Dücâne Hz.:

-“Yâ Rasûlallah, bu kılıcın hakkı nedir?” diye sual etmişti. Rasûlüllah Efendimiz,

Eğilip bükülünceye kadar düşmânâ vurmaktır” buyurmuş, o da:

Bu şartla ben alırım” demiş ve kılıç ona verilmişti...

Ebû Dücâne hazretleri bu kılıcı alıp başına kırmızı bir bez sarmış:

“Ben ol merdim ki, Rasûlüllah ile hurmalık beldenin dağında bulunduğumuz sırada, hiç bir vâkit cephenin gerisinde kalmamak üzere ahit verdim. Allah’ın ve Rasûlüllah’ın kılıcı ile harp ederim, darb ederim!... beyitlerini okuyarak harp meydanında çalımlı çalımlı yürürken Rasûlüllah Efendimiz gördü ve:

Hak Teâlâ bu makamlardan başka yerde bu yürüyüşü sevmez” buyurdu.

Ebû Dücâne Hz. o gün müşriklerin saflarını ve başlarını yararak, en arkada müşrik askerlerini -tef  çalıp, nâme söyleyerek- kızıştıran Kureyş karılarının yanına kadar vardığı hâlde, “Ben Rasûlüllah’ın kılıcını kadın kanıyla kirletmem” diye vurmamıştır.

Ebû Dücâne Hz.’de o gün görülen yiğitlik dosta düşmânâ hayret vermiştir. Düşmanlar ok ve taş atarak takım takım Allah’ın Rasûlün’ne hücûm ettikçe, Ebû Dücâne Hz., , “Benim canım sana kurban, bedenim sana kalkandır” diyerek Rasûlüllah’a karşı kendini siper etmiş ve pek çok yerinden yara almıştır. O kırmızı sarık Ebû Dücâne Hz.'nin alâmeti fârikası olmuş, onu giydiği muhârebelerde sanki ateş kesilmiştir. Ebû Dücâne Hz. meşheresini (kırmızı sarığını) giyip harp meydanına çıktığında saflar arasında salına salına yürür ve önüne gelenin işini bitirirdi. O sarıktan ötürü “Zülmeşhere” ünvânıyla tanınmıştır.

Zât-ı şerifleri Hz. Sıddık’ın hilâfeti zamanında Yemâme harbinde şehid olmuştur. Benî Huneyfe kendilerinin duvarlarla çevrilmiş bahçelerinde  duvarları siper ederek muhârebe ederlerdi. Müslümanlar hayli zahmet çektiler. Ebû Dücâne Hz. arkadaşlarına: “Beni bu duvarların içine atın!” deyip kendini oraya attırdı. Ayağı kırıldığı hâlde harbe devam etti. Müslümanlara kapıyı açtı ve orada şehit düştü...