Yasin-i Şerif--- 1. sayfa Ayet: 1- 12 arası

Yayınlanma Hammami Tercümesi

ÖNSÖZ

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla ...

Değerli okuyucu!

Ne kadar yaşarsak yaşayalım hayatın sonu ölüm. Ölüm anında insanın bütün organları çöker. O anda hiç bir şeyin fayda vermediğini anlayan insanın sadece kalbi Allah'a yönelir. işte kalbin Allah'a yöneldiği o anda, insana faydası dokunacak şey, Kuran'ın kalbi olan Yasindir. Nitekim Peygamberimiz Sallallahü Aleyhi ve Sellem, şöyle buyuruyorlar:

" Herhangi bir ölünün başında Yasın okunursa, mutlaka Allah ona kolaylık verir."

Başka bir hadis-i şeriflerinde de şu tavsiyede bulunuyorlar:

"Yasini ölülerinizin yanında okuyunuz."

Burada ölülerden maksat, ölmek üzere olanlardır. Diğer bir hadis-i şerif de şöyledir:

"Her kim anasının- babasının veya bunlardan birinin kabrini her Cuma ziyaret eder de yanlarında Yasın okursa, her harfinin sayısınca ona mağfiret edilir."

Ancak, Yasin sadece ölülere okunmak için değildir. Kur'an-ı Kerim'in kendisi olsun, Kur'an'ın kalbi olan Yasın-i şerif olsun, hem ölülerimiz hem dirilerimiz için manevi hayır ve bereket kaynağıdır. Onun için, Yasini kendi fayda ve menfaatimiz için de çok çok okumalıyız.

Sevgili Peygamberimiz S.A.V.şöyle buyuruyorlar:

"Bir kimse Allah'ın rızasını ve ahiretin sevabını umarak bu süreyi okursa günahları bağışlanır."

"Her kim Yasıni gündüz okursa o gün keder ve üzüntülerden kurtulur, gece okursa günahları bağışlanır."

Sadece bu kadar değil. Yasın ahirette de mü'minlerle beraber olacaktır. Nitekim buyuruluyor ki,

"Cennet ehli cennette sadece Taha ve Yasın sürelerini okurlar. "

Bu mübarek surenin üstünlüğü ve faideleri hakkında çok hadis-i şerifler var. Fakat bu kadar hatırlatmanın yeterli olacağı kanaatındayız.

Değerli okuyucu!

Manasını bilsek de bilmesek de gerek Kur'an-ı Kerim'i hatmetmenin ve gerekse Yasın okumanın çok büyük sevabı vardır. Zaten, manası bilinmese bile okunduğunda sevap elde edilen tek kitap Kur'an'dır. Fakat manasını bile bile okumanın zevki tabıı ki daha başka olacaktır. Manasını bilerek ve düşünerek okumanın, insana daha başka tesirleri olacağı açıktır. İşte bu hususu düşünerek, din kardeşlerimize faideli olmak niyetiyle Hammamı Hazretleri 'nin Yasin Tefsiri tercüme etmeye çalıştık.

Tercümede, anlaşılması zor, ağdalı ve ağır kelimelerden uzak durmaya ve halkın anlayacağı kelimeler kullanmaya çalıştık. Buna karşılık köksüz, uydurma kelimeler kullanmaktan da kaçındık. Bu düşüncemizde muvaffak olmayı ümit ediyoruz.

Fakat aslolan siz okuyucuların takdiridir. Ümit ederiz ki, istifade ederek okunmuş olsun.

Bir başka ümit ve beklentimiz de bu küçük tercümeyi okuyanların, öbür aleme giden yakınlarını unutmadıkları gibi, bizim anne-babamızı ve hususiyle bu eserin sahibi Merhum Hadimi Hazretleri'ni unutmayıp, hayır dua ile, ruhlarına 1 Fatiha ve 3 ihlas okuyarak anmalarıdır.

Önsözümüzü, bu naçiz tercümeden layıkıyla istifade edilmesi temennisiyle bitiriyoruz ...

 

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

{۱}يس

{۲}وَالْقُرْءَانِ الْحَكِيمِ

{۳}إِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ

1,2,3) Yasin. Hikmetli Kur'an hakkı için, muhakkak ki sen (Ey habibim) gönderilen peygamberlerdensin.

 

Mübarek Yasin suresi, Peygamberimiz'e Mekke'de indirilmiştir.

İndirilme (nüzül) sebebi şudur:

Peygamberimiz'i inkar eden müşrikler şöyle diyorlardı:

"Muhammed ne nebi ne de resuldür. O bir peygamber değil, sadece Ebutalib'in himayesinde büyüyen bir yetimdir. Ne bir hocadan ders almış ne de bir tahsil görmüştür. Bir şey de bilmiyor. Böyle birisi nası1 peygamber olur!"

Allah, (c. c. ) bu sureyi indirerek daha surenin başında Peygamberimiz'e "Muhakkak ki sen gönderilen peygamberlerdensin" buyurmakta ve kafirlerin inkarlarını reddetmektedir. Yani, O'nun peygamberliğine bizzat kendisi şahitlik yapmakta ve şöyle ferman buyurmaktadır:

“Ey Muhammed! Kafirler, senin peygamberliğini ne kadar inkar ederse etsinler; sen üzülme; ben şahitlik ediyorum ki sen benim tarafımdan gönderilen peygamberlerdensin.”

Ayette, Hazreti Resulüllah'ın peygamberliği hakkında "Kur'an hakkı için" diye yemin ediliyor. Burada akla, bu yeminin sebebi nedir diye bir soru gelebilir. Çünkü O'nun peygamber olduğu, kafirlere yeminle söylense bile onlar yine inanmıyorlardı. Müslümanlar ise zaten inandıkları için, onlar için de zaten yemine lüzum yoktu. Öyleyse bu gerçeğin yeminle ifade buyurulmasının sebebi ne idi?

Bunun cevabı şudur:

Allah, (c.c.) kendi kelamını inkarcılar karşısında kuvvetlendirmek için yemin ediyor. Çünkü, bir sözün tesirini artırma usüllerinden birisi de söylenen şeyi yeminle dile getirmektir. Buradaki yeminin sebebi budur.

Peygamberimiz'in peygamberliğine hem delalet eden hem de şahitlik yapan Yasin suresi, "Kur'an'ın kalbi" dir.

Peygamberimiz'in Yasin suresi ile ilgili hadis-i şerifleri:

*"Her şeyin bir kalbi vardır. Kur'an'ın kalbi de Yasın'dir, Kim bu süreyi okursa, Allah ona on hatim sevabı verir."

*"Allah, yerleri ve gökleri yaratmadan bin sene önce Yasın ve Taha sürelerini okudu. Bunu işiten melekler, 'Bu surelerin indirildiği ve onları yüklenen (kendileri için inen) Muhammed ümmetine müjde¬ler olsun. Bu sureleri okuyan dillere müjdeler olsun' dediler."

*"Cennetlikler, cennette Kur'an'dan sadece Taha, Yasın ve Rahman sürelerini okurlar."

*"Kadın olsun, erkek olsun, ölüm halindeki herhangi bir müslümanın yanında Yasın okunursa, oraya Yasin Süresindeki harflerin sayısının on misli melek iner. Bu melekler, ölmek üzere olan o kimsenin önünde saf olup günahlarının affı için dua eder ve onun namına Allah'tan af dilerler. Yıkanırken yanında bulunur, cenazesinde de yanından ayrılmazlar."

*"Yasın suresini çok okuyunuz. Çünkü, bunda çok faideler vardır. "

Bu Hadisin açıklamasında şöyle deniliyor:

*Aç olan bir kimse Yasın suresini samimi bir kalble okursa, Allah onu kendi fazlından doyurur.

*Korku içinde olan kimse okursa, Allah onun korku ve üzüntüsünü giderir.

*Fakir olan okursa, Allah ona dininde samimiyet verir.

*İhtiyaç sahibi okursa, Allah onun ihtiyacını giderir.

*Sabah okuyan, akşama kadar Allah'ın koruması altında olur.

*Her hangi bir beldede okunur veya tefsir edilirse, Allah Yasın'in hürmetine o beldeyi kıtlık, veba ve yaygın hastalıklardan korur.

*Bir kimse Yasıni gece okusa, o kimsenin çoluk çocuğu sabaha kadar Allah'ın koruması altında olur.

Hadis-i şerifte haber verildiği gibi, kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe veya cehennem çukurlarından bir çukurdur. Yasın bir ölüye okunursa, o ölü kabrinde azab görüyorsa, azabı hafifletilir. Azab görmüyorsa, ruhu daha yüksek makamlara yükseltilir ve kendisine sunulan nimetler artırılır.

* * *

Bazı tefsirciler, "Yasın" kelimesine 5 ayrı mana veriyorlar.

1- Yasın, "Ya insan" demektir. Çünkü Araplarda bir adet vardır; her kelimeden bir harf alıp öyle konuşurlar. "Yasın" lafzı da öyledir. "Ya insan" demek yerine, başa "Ya" lafzı, "insan" kelimesinin de Sin harfi alınıp "Yasın" buyurulmuştur. Dolayısıyla, Yasın demek, "Ya insan!" yani "Ya Muhammed!" demektir.

2- Yasın, "Ya Seyyide'l-mürselın / Ey peygamberlerin efendisi" demektir.

3- Yasın, Kur'an'ın isimlerindir.

4- Yasın, bu surenin ismidir.

5- Yasin, Allah’ın isimlerindendir.

Esterabadı Tefsiri' nde şu bilgi veriliyor:

Allah'ın 4000 ismi vardır.

Bunun binini Allah'ın kendisinden başka kimse bilmez.

Bin tanesini sadece melekler bilir.

Bin tanesi Levh-i Mahfuz'dadır.

Üçyüzü Tevrat'ta geçer.

Üçyüzü İncil'de geçer.

Üçyüzü Zebur' da geçer.

Yüzü Kur'an'da geçer.

Kur'an'daki bu yüz ismin 99 tanesi açık, birisi gizlidir. Gizli olan isim ise ism-i Azam'dır.

Bunun hangi isim olduğunu sadece peygamberler bilirler.

  {عَلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ

 4) Doğru bir yol üzerindesin.

Ayetteki "Doğru yol" ifadesiyle kastedilen, islam dinidir. Dolayısıyla, bu ayette şu mana ifade buyurulmaktadır:

"Ey Muhammed! Sen muhakkak ki rabbinin peygamberlerindensin; dinin de hak din islamdır; oysa kafirlerin dini batıldır."

  تَنْزِيلَ الْعَزِيزِ الرَّحِيمِ

{٥} 

5) (Kur'an), güçlü, esirgeyici Allah'ın indirdiği (bir kitap)dır.

Bu ayette "İndirdiği" manasına gelen "Tenzil" kelimesinin son harekesi üstün olup, bu kelimeden önce takdiri bir "ikra'-oku" fiili vardır. "Ya Muhammed! Güçlü (Azız) ve Esirgeyici (Rahıym) olan  Allah tarafından indirileni oku" demek olur.

Tenzil kelimesinin son harekesi ötre okunduğu takdirde ise, Arapça gramer kaidesine göre, bu kelime hazf olunan mübtedanın haberi olur. O zaman da mana şöyle olur:

“Bu  Kur' an, sana Cebrail Aleyhisselam vasıtasıyla, güçlü ve esirgeyici olan Allah tarafından indirilmiştir."

"Güçlü" manası verdiğimiz, ayetteki "El-Azız" ismi, "Galip, isyan edenden intikam alan" demektir.

"Esirgeyici" manası verdiğimiz "Er-Rahiym" ise, "Allah'a itaat  edenlere acıyıcı" demektir.

Bu takdirde ayetin manası şöyle olur:

"Ey Muhammed! Kur'an'ı inkar edenlere oku ki, benim kelamımı duysunlar da benden korkup insafa gelsinler."

  لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَا أُنْذِرَ ءَابَاؤُهُمْ فَهُمْ غَافِلُونَ

 {٦}

6) Sen, babaları uyarılmamış bir kavmi uyarasın diye gönderildin. Onlar, (bir şeyden haberi olmayan) gafillerdir.

"Litünzira" kelimesindeki Lam harfi, Kur'an'ın indirilme illetini sebebini izah içindir.

"Ma ünzira"daki Ma lafzı da, bazı alimlere göre "Nefy-olumsuzluk"  manasına, bazılarına göre ise "Ellezi" manasınadır.

Birinci görüşe göre mana şöyle olur:

"Uzun bir fetret devri geçtiği, yani uzun zaman peygamber gönderilmediği için, onların yakın zamanda yaşayan baba ve dedeleri uyarılmamıştı."

Yani şu demek:

"Ya Muhammed! Biz sana bu Kur'an'ı, uyarılmamış olan Kureyş kavmini bununla uyarman için indirdik."

İkinci görüşe göre ise mana şöyle olur:

"(Sen) Babaları da daha önce uyarılmış olan kavmi uyarman için gönderildin."

Gafil, "Gerçekleri bilmeyen" demektir. Kureyş kavmi hakkındaki "Onlar gafillerdir" ifadesiyle Peygamberimiz'e verilen bilgi şudur:

"İsmail Aleyhisselam zamanından senin zamanına kadar, onlara hiç peygamber gelmedi. Onun için onlar dinin ve şeriatın hakikatını bilmezler."

 لَقَدْ حَقَّ الْقَوْلُ عَلَى أَكْثَرِهِمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُون

 {٧}

7) And olsun! Onların çoğunun üzerine azab hak olmuştur. Artık onlar iman etmezler.

Onların çoğu için azap kesin olmuştur. Çünkü, Ebucehil, Utbe, Şeybe ve Muğıyre ile Kureyş kavminden onlar gibi olanlar Allah'a ve Muhammed Aleyhisselam'ın peygamberliğine iman etmeyeceklerdir.

Allah, onların iman etmeyeceklerini ezeli ilmiyle önceden bildiği için, bu ayette onların imana gelmelerinin beklenmediği, iman etmeyecekleri bildiriliyor. Tevhidi ve imanı kabul etmeyecekleri vurgulanıyor,

 إِنَّا جَعَلْنَا فِي أَعْنَاقِهِمْ أَغْلَالًا فَهِيَ إِلَى الْأَذْقَانِ فَهُمْ مُقْمَحُونَ

 {٨}

8) Çünkü biz onların boyunlarına (manevi) kelepçeler geçirmişiz. Bu kelepçeler çenelerine kadar dayanmıştır da (onların) başları yukarıya kalkıktır.

Ayet, Allah'a iman etmeyen ve kibirlenen bu insanların halini şöyle misalle anlatıyor:

Boyunlarına geçirilmiş olan halkarın direkleri çenelerinin altına dayanmıştır. Haliyle kafaları yukarıya kalkık, gözleri de göremiyor. Bu vaziyette kafalarını aşağı çeviremezler. Elini boynunun altına dayamış, gözünü de gökyüzüne çevirmiş gibidirler. Ve bu vaziyette hiç bir şeyi göremezler.

Bazı alimlere göre, bu ayet kafirlerin cenennemdeki vaziyetini haber vermektedir.

 وَجَعَلْنَا مِنْ بَيْنِ أَيْدِيهِمْ سَدًّا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّا فَأَغْشَيْنَاهُمْ فَهُمْ لَا يُبْصِرُونَ

{٩}

 9) Hem önlerinden bir set hem arkalarından bir set çekmişiz, onları sarmışız. Artık onlar görmezler.

Rivayete göre, bu ayet Ebucehil ile onunla aynı kabileden yani Ebu Mahzum kabilesinden olan arkadaşları hakkında indirilmiştir. Bu ayet indirildikten sonra, Ebucehil,

-Muhammed'i eğer namaz kılarken görürsem, kafasını taşla ezeceğim, diye yemin etti.

Sonra Peygamberimiz’in bulunduğu yere geldi. Baktı ki Peygamberimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) namaz kılıyor. Peygamberimiz'e vurmak için eline bir taş aldı. Peygamberimiz'e vurmak için taşı kaldırır kaldırmaz eli boynuna dolandı; taş da eline yapışıp kaldı. Bu kötü niyetinden vazgeçince taş elinden düştü. Arkadaşlarının yanına dönüp, taşın elinden nasıl düştüğünü anlattı. Aynı kabileden başka birisi,

- Ben bu taşla Muhammed'i öldürürüm" dedi.

Peygamberimiz'in bulunduğu yere gitti. Peygamberimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hala namazdaydı. Taşı tam Peygamberimiz'e atacağı sırada Allah onun da gözlerini kör etti. Peygamberimiz'in sesini duyuyor fakat kendisini göremiyordu. Gözleri görmez vaziyette arkadaşlarının bulunduğu tarafa doğru yöneldi. Tabii ki onları da göremiyordu. Arkadaşları ise onu bekliyorlardı. Ona doğru

- Ne yaptın? diye bağırdılar. Anlatmaya başladı:

- Sesini duyuyor fakat kendisini görmüyordum. Fakat daha önce şöyle bir şey oldu: Onunla benim aramda aniden nefesi taa kuyruğundan çıkan bir canavar belirdi. Eğer ona yaklaşsam beni yeyiverecekti.

Bu hadiseden sonra, Ebucehil ne zaman Peygamberimiz'le karşılaşmak istese, Peygamberimiz'i göremezdi.

***

Bu ayetle ilgili başka bir rivayet de şöyledir:

Bir topluluktan bahseden bu ayet indirildikten sonraydı. Peygamberimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir gün ashabıyla beraber Kabe kapısının yanında oturuyordu. Ebucehil, Kureyşlilere,

- Gelin! Muhammed'i ashabiyle beraber buradan alalım. Ebu Kubeys Dağı'na götürelim. Muhammed'i de ashabını da öldürelim. Hatta şöyle yapalım. Dininden dönenleri serbest bırakalım; dönmeyenlerin hepsini öldürelim, dedi.

Bu karar üzerinde anlaştılar. Kararlarını gerçekleştirmek için, Peygamberimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ve ashabının bulunduğu yere geldiler. Fakat Hazreti Allah, önlerine ve arkalarına bir sed koydu; Peygamberimiz'i de ashabını da göremediler.

* * *

Başka bir rivayet:

Kendi haklarında indirilen bu ayetin indirilmesinden sonra, müşrikler bir gün bir mecliste oturuyorlardı. İçlerinden biri,

- Eğer ben Muhammed'i görürsem, ona şu şu sözleri söyleyeceğim" dedi.

Tam o sırada Peygamberimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) oraya geldi. Geldiğini ilk önce onlar da gördüler. Sonra Resulüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) müşriklerin yanında durdu. Yasın'i okumaya başladı. "Onlar görmezler" manasına gelen "Fehüm la yübsıruun" ayetini okudu. Sonra bir avuç toprak alıp onların yüzlerine, sakallarına serpip aralarından çıkıp gitti. Fakat onlar Peygamberimiz'i göremediler.

Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) gittikten sonra, hem yüzlerindeki ve sakallarındaki toprakları silkiyor hem de,

- Muhammed'in ne sesini duyduk ne de kendisini görebildik, diye söyleniyorlardı.

  وَسَوَاءٌ عَلَيْهِمْ ءَأَنْذَرْتَهُمْ أَمْ لَمْ تُنْذِرْهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ

 {١٠}

10) Ve kendilerini uyarsan da uyarmasan da onlarca hep birdir; iman etmezler.

Allah ilmiyle, onların iman etmeksizin kafir olarak öleceklerini, onun içinde ahirette cehenneme gireceklerini bildiği için, onların bu vaziyetlerini peygamberine haber veriyor. İman etmeyecekleri belli olmasına rağmen yine de uyarılıyorlar ki, bu uyarma onların kafirliklerinin iyice açığa çıkmasına açık bir delil olsun.

 إِنَّمَا تُنْذِرُ مَنِ اتَّبَعَ الذِّكْرَ وَخَشِيَ الرَّحْمَنَ بِالْغَيْبِ فَبَشِّرْهُ بِمَغْفِرَةٍ وَأَجْرٍ كَرِيمٍ

{١١}

11) Sen ancak Kur' an' a uyan ve görmeden Rahman'dan (Allahtan) korkan kimseyi uyarırsın. İşte onu hem bir mağfiretle (afla) hem de cömertçe verilecek bir mükafatla müjdele.

Yani, Ya Muhammed! Senin Kur'an'la uyarıda bulunman, sadece Allah'a ve senin peygamberliğine iman edenler için bir şey ifade eder.

Kim ki, Kur'an ve hadisin hükümlerine uyar, kimsenin olmadığı yerde kalb ve diliyle Allah'ı zikreder, senin Kur'an ve hadisle haber verdiğin azabtan korkarsa, bu kimseyi müjdele ki, Allah onun bütün günahlarını affedecek, onu cennete koyacak ve ona büyük mükafat verecektir.

 إِنَّا نَحْنُ نُحْيِي الْمَوْتَى وَنَكْتُبُ مَا قَدَّمُوا وَءَاثَارَهُمْ وَكُلَّ شَيْءٍ أحْصَيْنَاهُ فِي إِمَامٍ مُبِينٍ

{١٢}

12) Gerçekten ölüleri biz, ancak biz diriltiriz. (Ahirete) gönderdikleri amelleri ve bıraktıkları eserleri biz yazarız. Zaten biz, her şeyi açık bir kütükte (Levh- i Mahfuz’da) zabdetmişizdir.

Ölüleri biz diriltiriz demek, "Ölüleri, Münker ve Nekir'e cevap vermeleri için kabirde, daha sonra kıyamette diriltecek olan biz olduğumuz gibi, senin uyarman sebebiyle ölü kalbleri diriltecek olan da biziz" demektir.

"Ahirete gönderdiklerini yazarız" ifadesiyle kastedilen mana şudur :

Kiramen Katibin isimli meleklere emrederek, kulların işledikleri hayır-şer ne varsa hepsini yazdırırız.

Bazı tefsir alimleri, "Bıraktıkları eserleri yazarız" ifadesiyle, "Mescidlere giderken atılan adımların yazılacağı kastedilmektedir" demektedirler.

İbni Abbas (r.a.) Hazretleri, bu ayetin indirilme sebebiyle ilgili şu bilgiyi veriyor:

"Medine'de Ensardan bir kabile, Peygamberimiz'e, evlerinin mescide uzak olduğunu söyleyerek, kendilerine Mescid-i Nebevinin yanına ev yapmak istediklerini söylediler. Bunun üzerine, Allah "Ve nektübü ma kaddemuu ve asarahüm" ayetini indirdi. Böylece, Mescid’e uzaktan gelenlerin sevabının, yakından gelenin sevabından çok büyük olduğu bilinmiş oldu.

Nitekim Peygamberimiz'in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğu rivayet ediliyor:

“Dikkat edin! Size, günahların affedilmesine ve derecelerin yükselmesine sebep olan amelleri haber veriyorum: Zorluk ve güçlükle alınan abdest, mescide giderken atılan adımın çokluğu (cemaatle namaz kılmak için uzak yerden gelmek) ve bir namazı kıldıktan sonra ikinci namazı beklemek."

Yine Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyuruyorlar:

" Namazda en çok sevap kazanan kimseler, mescide en uzak yerden gelenlerle bir namazı kıldıktan sonra (zihnen) ikinci bir namazı bekleyip, namazını cemaatle kılanlardır. Bu kimselerin aldığı sevap, namazı tek başına kılıpta uyuduktan sonra gece kalkıp namaz kılanların sevabından daha fazladır."

Ayetteki "Asarehüm- Bıraktıkları eserleri biz yazarız" ifadesinin tefsiri sadedinde şu rivayet de var:

Bu eserler, onların ölümlerinden sonra başkaları tarafından işlenmeye devam edilen hayırlı işlerdir. Nitekim Peygamberimiz bu manaya uygun olarak buyuruyorlar ki:

"Kim güzel bir iş-adet-amel başlatır da, onu ondan sonra başkaları da yaparsa, o kimseye kendi yaptığının sevabı verildiği gibi, kendisinden sonra o güzel ameli işleyenlerin sevabı kadar sevap ona da verilir. Diğerlerinin sevabından da eksilme olmaz. Kim de kötü bir iş başlatır, ondan sonra o kötü işi başkaları da işlerse, diğerlerinin günahı kadar günah ona da yazılır. Öbür kimselerin günahından da bir eksilme olmaz."

Bu 12. ayetin son kısmının mealini tekrar hatırlayalım. Meal şu şekildeydi:

"Biz her şeyi açık bir kütükte zabdetmişizdir."

Bu, "Hiç bir şey, bizim ilmimiz- bilgimiz dışında kalamaz. Bize hiç bir şey gizli kalmaz" demektir.