35. SOHBET: MİRAC-I NEBİ ALEYHİSSELÂM

Yayınlanma İnce Sohbetler

35. SOHBET

 

 

MİRAC-I NEBİ ALEYHİSSELÂM

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Meali: Noksan sıfatlardan münezzeh, kemal sıfatlarla muttasıf olan Zât-ı Ecelli â’lâ, en has kulu olan Habibini, gecenin küçük bir cüzünde, Mescidi-i Haramdan Mescidi-i Aksâya götürdü. Biz, O Mescidi-i Aksânın etrafını, mâddi ve mânevi müzeyyenât ile Habibimize, mucizelerimizden bazısını gösterelim diye süsledik. Şüphe yok ki, her şeyi hakkıyla gören ve işiten Allah’tır. ( İsrâ-1)

 

 

 

Hazreti Allah C.C. bu ayeti kerime ile, Peygamberimiz Aleyhisselâm’a yaptığı ikramlarını haber veriyor ki bunlar; geceleyin Mescidi-i Haramdan mukaddes ve ulvî Mescidi-i Aksaya götürmesi, sonra oradan da mülk ve melekûtundan bir takım acayibâtı (mucizeleri) göstermek için semalara çıkarmasıdır.

 

 

 

Ayet Meali: Yemin olsun (Peygamber) Rabbinin en büyük ayetlerinden bazılarını gördü. (Necm-18)

 

 

 

Rasülüllah Efendimizin Miraca götürüldüğü yer, Mekke-i Mükerreme’de, (Kabe-i Muazzamanın) Hıcr kısmıdır. Geceleyin, uyanık halde ruh ve cesed birlikte vaki olmuştur. Hicretten bir sene kadar önce idi. Efendimizin yaşı 50 sene, 8 ay 13 gün idi.

 

 

 

İsra’nın tarihinde ihtilâf edildi. Alimlerin çoğu Receb ayının yirmi yedinci gecesi olduğu görüşündedirler.

 

Seyahatin başlangıç yerinde de ihtilâf edildi. Müfessirlerin ekserisine göre amcası Ebu Talib’in kızı Ümmü Hâni’nin evinde idi. İsmi Hind’dir. Hatta “O gece Rasülüllah bir yere gitmedi, benim evimde uyuyordu” demiştir.

 

Nebi Aleyhisselâm’ın semavata yükseltilmesi Necm suresindeki ayetlerden sabit olmuştur. (1)

 

 

 

Emalî’den:

 

 

Miraç hadisesi haktır, doğrudur,

 

Burada âli haberleri havî deliller vardır.

 

 

 

Aliyyü’l Kârî şöyle dedi:

 

 

Mescidi-i Haramdan Mescidi-i Aksaya kadar olan kısmı ayetle sabittir ki münkiri kâfir olur. Mescidi-i Aksa’dan semavata kadar olan kısmı ise (Haber-i Meşhurla sabittir ki) münkiri bidat ehli olur.

 

 

 

MİRACIN SEYRİ

 

 

 

 

Tebsira’da şöyle denildi:

 

 

Rasülüllah S.A.V. İsra gecesinden haber vererek şöyle buyurdu:

 

(Kabe-i Muazzama’nın) Hatıym tabir edilen yerde yatıyor iken yanıma birisi (Cebrail ) geldi. Boğazımdan karnıma kadar göğsümü yararak kalbimi çıkardı. Altından bir leğen getirdi. Kalbimi (Zemzem ile) yıkayıp iman ve hikmet doldurduktan sonra tekrar yerine koydu.

 

 

 

 

 

Bundan sonra katırdan büyük, merkepten küçük, beyaz bir binek (Burak) getirildi. Adımını, güzünün erişebildiği yere basarak ilerliyordu. Üzerine bindim. Cebrail de benimle beraber geldi.

 

 

 

 

(Mescidi-i Haramdan Mescidi-i Aksaya, oradan da) semaya geldik. Cebrail kapının açılmasını istedi. Karşı taraftan;

 

 

-“Gelen kimdir?” denildi.

 

 

-“Cebrail’im!” diye cevap verildi.

 

 

-“Yanında bulunan kimdir” dediler.

 

 

-“Muhammed Mustafa’dır” dedi.

 

 

-“Ona gelmesi için haber gönderildi mi?” diye sordular Hazreti Cebrail;

 

 

-“Evet” cevabını verdi.

 

 

-“Merhaba! Gelen ne güzel müsafirdir” denildi. Gök kapısı açıldı.

 

 

Girince orada Adem Aleyhisselâm’ı gördüm. Hazreti Cebrail:

 

 

-“Baban Hazreti Adem’dir, kendisine selâm ver” dedi. Selam verdim. O da selamı aldı,

 

 

- “Merhaba salih peygamber, salih oğul” dedi.

 

 

 

 

Sonra ikinci kat semaya yükselttiler. Hazreti Cebrail kapının açılmasını istedi.

 

 

- “Kimdir O?” denildi. Hazreti Cebrail:

 

 

-“Cebrail’im” dedi.

 

 

-“Yanındaki kimdir?” denildi.

 

 

-“Muhammed Aleyhisselâm dır “ dedi.

 

 

-“Ona gelmesi için haber gönderildi mi?” denildi. Cebrail:

 

 

-“Evet” dedi.

 

 

-“Merhaba! Gelen ne güzel müsafirdir” denildi. Kapılar açıldı.

 

 

Efendimiz buyuruyor ki:

 

-“Girdiğimde orada Hazreti Yahya ve Hazreti İsa ile karşılaştım. Bunlar teyze çocuklarıdır. Cebrail bana:

 

 

-“Bunlar Yahya ve İsa’dır (Aleyhimesselâm). Kendilerine selâm ver” dedi. Selam verdim. Selamımı alarak;

 

 

-“Merhaba salih peygamber, salih kardeş” dediler.

 

 

 

 

Sonra üçüncü kat semaya yükselttiler. Kapının açılması istendi.

 

 

-“Gelen kimdir?” denildi.

 

 

-“Cebrail’im” dedi.

 

 

-“Yanındaki kimdir?” denildi. Cebrail:

 

 

-“Muhammed Aleyhisselâm dır” dedi.   

 

 

-“Kendisine gelmesi için haber gönderildi mi?” dedi. Cebrail:

 

 

-“Evet” cevabını verdi.

 

 

-“Merhaba, Ne güzel misafirdir gelen” denildi.

 

 

Rasülüllah Efendimiz buyuruyor ki:

 

-“Üçüncü semaya girdiğimde Hazreti Yusuf ile karşılaştım. Hazreti Cebrail :

 

 

-“Bu Yusuf’tur, kendisine selâm ver” dedi. Ben de selâm verdim. Selamımı aldı, sonra:

 

 

-“Hoş geldin, salih peygamber, salih oğul” dedi.

 

 

 

 

Sonra dördüncü semaya geldik. Cebrail kapının açılmasını istedi.

 

 

-“Gelen kimdir” denildi.

 

 

-“Cebrail’im “ diye cevab verildi.

 

 

-“Yanında bulunan kimdir?” dediler.

 

 

-“Muhammed’dir (Aleyhisselâm)” dedi.

 

 

-“O’na gelmesi için haber gönderildi mi?” diye soruldu. Hazreti Cibril :

 

 

-“Evet” cevabını verdi.

 

 

-“Merhaba, ne güzel kişidir gelen” dediler.

 

 

Kapı açıldı. İçeri girdiğimde İdris Aleyhisselâm ile karşılaştım. Cebrail “Bu Hazreti İdris’tir, kendisine selâm ver” dedi. Verdim. Selamımı aldı ve:

 

 

-“Merhaba Salih Peygamber, iyi kardeş” dedi.

 

 

 

 

Sonra vasıtamız tekrar yükseldi, beşinci kat semaya geldi.

 

 

İzin istenildi, içeriden:

 

 

-“Kimdir O?” denildi

 

 

-“Cibril” dedi.

 

 

-“Yanındaki kimdir?” denildi.

 

 

-“Muhammed (Aleyhisselâm)dır” dedi.

 

 

-“Ona gelmesi için haber gönderildi mi?” diye soruldu. Cebrail:

 

 

-“Evet” cevabını verdi.

 

 

-“Hoş geldin, gelen ne güzel kimsedir” denildi. Kapı açıldı. İçeriye girdiğimde Hazreti Harun ile karşılaştım. Cebrail:

 

 

-“Bu Harun’dur, kendisine selam ver” dedi. Ben de selam verdim. Selamımı aldı. Sonra O da:

 

 

-“Merhaba salih Peygamber, salih kardeş” dedi.

 

 

 

 

Sonra (Burak) altıncı kat semaya geldi. Cebrail kapının açılmasını istedi. Karşı taraftan:

 

 

-“Gelen kimdir?” denildi.

 

 

-“Cebrail” dedi.

 

 

-“Yanında bulunan kimdir” denildi.

 

 

-“Muhammed Aleyhisselâm dır” dedi.

 

 

-“Kendisine gelmesi için haber gönderildi mi?” denildi. Cebrail:

 

 

-“Evet” dedi.

 

 

-“Merhaba, gelen ne güzel misafir” denildi. Kapı açıldı, girdim, Musa Aleyhisselâm ile karşılaştım. Cebrail:

 

 

-“Bu, Hazreti Musa’dır. Kendisine selam ver” dedi. Selam verdim. Selamımı alarak:

 

 

-“Merhaba Salih peygamber, Salih kardeş” dedi. Yanından ayrılırken ağladı.

 

 

-“Niçin ağlıyorsun?” denildi. Şöyle cevab verdi:

 

 

-“Ağlıyorum, çünkü bir genç benden sonra (peygamber olarak) gönderildi. Onun ümmetinden Cennete girecekler benim ümmetimden çoktur” dedi.

 

 

 

 

Sonra yedinci kat semaya gelindi. Cebrail açılmasını istedi.

 

 

-“Gelen kimdir?” denildi.

 

 

-“Cibril” cevabını verdi.

 

 

-“Yanında bulunan kimdir?” denildi.

 

 

-“Muhammed Mustafa’dır” dedi.

 

 

-“Ona gelmesi için haber gönderildi mi?” diye sordular.

 

 

-“Evet” cevabını verdi.

 

 

-“Merhaba! Gelen ne güzel müsafirdir” dediler. Semanın kapıları açıldı. İçeriye girdiğimde İbrahim Aleyhisselâm ile karşılaştım. Cebrail:

 

 

-“Bu İbrahim’dir, kendisine selâm ver” dedi. Selam verdim. Selamımı aldı ve;

 

 

-“Merhaba Salih peygamber, salih evlat” dedi.

 

 

İbrahim Aleyhisselâm peygamberimizin lisanı üzere bize de selâm vermiş oldu.

 

Her ikisi üzerine de çok çok salât ve selâm olsun.

 

 

 

Cebrail Aleyhisselâm, Onu en son olarak Sidre-i Müntehaya getirdi. Efendimiz anlatıyor:

 

-“Başımı Sidre-i Münteha’ya doğru kaldırdım, bir de ne göreyim Sidr ağacının meyvesi Hecr asmasının hereği gibi, yaprakları da fil kulağı gibi.” Hazreti Cebrail:

 

 

-“Bu Sidre-i Münteha’dır, “ dedi.

 

 

Yine orada dört adet nehir gördüm. İki nehir gizli, ikisi de açıkta idi.

 

 

-“Bu nedir ey Cibril?” dedim.

 

 

-“Gizli olanlar, Cennette bulunan iki nehirdir, açıkta olanlar ise Nil ile Fırat’tır” dedi.

 

 

Daha sonra Beyt-i Mamur’a çıkarıldım.”

 

 

 

(Peygamberimiz sonra Cennet, Arş, Fevk-ı Arş, Etrâf-ı Alem, hulâsâ Rabbinin dilediği yere kadar götürüldü ve kendisine nice hakikatler gösterildi.)

 

 

 

BEŞ VAKİT NAMAZIN FARZ KILINMASI

 

 

 

 

Peygamberimiz Aleyhisselâm anlatmaya devam ediyor:

 

-Üzerime (dolayısı ile ümmetine) günde 50 vakit namaz farz kılındı. Dönüş sırasında Hazreti Musa’ya uğradım. Bana:

 

 

-“Ne ile emir olundun?” diye sordu.

 

 

-“Her gün 50 vakit namaz ile emir olundum” dedim. Musa Aleyhisselâm:

 

 

-“Ümmetin 50 vakit namaza tahammül edemez. Çünkü ben senden önce insanları tecrübe ettim ve Beni İsrail ile çok uğraştım. Rabbine dön ve ümmetin için bunun hafifletilmesini iste,” dedi.

 

 

Rabbime müracaat ve iltica ettim, 10 vakit namazı indirdi.

 

 

Yine Musa Aleyhisselâm’a geldiğimde:

 

 

-“Ne ile emir olundun” diye sordu.

 

 

-“Günde 40 vakit namazla,” dedim. O:

 

 

-“Ümmetin buna da güç yetiremez, Rabbine dön de hafifletilmesini iste” dedi. 10 vakit daha hafifletildi. Böylece 50 vakit namaz 5 vakte indirilinceye kadar Musa Aleyhisselâm ile Rabbim arasında müracaata devam ettim. Hazreti Musa:

 

 

-“Ümmetin buna da güç yetiremez, Rabbine dön, daha da hafifletilmesini iste!” dedi. Ben de dedim ki:

 

 

-“Bu hususta o kadar niyazda bulundum ki, artık Rabbimden utanır oldum. Buna (5 vakit) razı ve teslim oldum.”

 

 

Hazreti Musa’nın yanından ayrılırken bana bir nidâ vâki oldu:

 

 

-“Beş vakit namazı imza ettim, geri kalanları da kullarımdan hafiflettim.”

 

 

 

 

DÖNÜŞ VE SONRASI

 

 

 

 

 

Dönüşte Cebrail Aleyhisselâm da Peygamberimizle beraber indi. Sabahleyin Efendimiz Mescide-i Haram’da idi.

 

 

İsra seferinden dönüş yolunda Rasülüllah Aleyhisselâm Kureyş’e ait bir kafileye rastladı. Kafilenin yükü gıda maddesi idi. Kafilenin önündeki devenin üzerinde biri siyah diğeri beyaz renkli iki çuval vardı. Efendimiz kafilenin yanından geçtiğinde deve ürktü, geriye dönüp kaçmaya başladı. Fahri Kainat Aleyhisselâm:

 

-“Develerin yerini gösterip, kendilerine teslim ettim” buyurdu. Hatta kafiledekilerin bazısı:

 

-“Bu ses Muhammed’in sesi” dediler.

 

Peygamber Efendimiz sabah olmadan önce Mekke’ye gelmişti. Hadiseyi kavmine haber verdi. Kureyşliler kendisini inkâr etti. Hatta Müslümanlardan (imanında zaaf olan bazıları) irtidat ettiler (dinden döndüler). Aleyhisselâm Efendimize müşriklerden yalancı ve deli diyenler oldu. İnsanlardan bir kısmının kafaları karıştı, (hidayetten nasiplerini alamadılar.)

 

 

 

Ayet Meali:

 

 

Ve unutma ki vaktiyle sana “Muhakkak Rabbin, o insanları kuşatmıştır!” (Sen hemen onlara tebliğde bulun. Kimseden korkma! Seni onlardan Allah korur.) demiştik. (İsra gecesi), o sana gösterdiğimiz temaşayı ve Kur’an’da lânet edilen ağacı (Zakkum’u) da sırf insanlara bir imtihan için yapmıştık. (Kimi İsra hadisesini, kimisi de Zakkum’u inkâr ettiler.) Biz, onları korkutuyoruz. Fakat bu tehdit onlara büyük bir taşkınlık artırmaktan başka bir şey artırmıyor. (İsra-60)

 

 

 

 

Rasülüllah Efendimiz buyurdular ki:

 

-“Delillerden biri de şudur: Falan yerde size ait bir kafileye rastladım. Develerini kaybetmişlerdi. Kafilenin önünde karamtrak bir deve, üzerinde de iki çuval var. Şu gün gelirler.”

 

 

O gün olduğunda insanlar kafileyi karşılamak için o mevkie koştular. Öğleye yakın bir zamanda kafile göründü. Önlerinde karamtrak deve vardı.

 

 

 

Hazreti Aişe Radiyallahü Anhâ’dan:

 

 

Nebi Aleyhisselâm İsra hadisesini kavmine haber verdiğinde müşriklerden bazıları Ebu Bekir’e (Radıyallâhü Anh) koştular ve:

 

-“Dostun bu gece Beyt-i Makdis’e götürüldüğünü söylüyor, (buna ne dersin?)” dediler. Hazreti Ebu Bekir:

 

“Eğer o, hakikaten bunları söylemişse doğrudur! Ben onu bundan daha ileri hususlarda tasdik ediyorum” cevabını verdi. (2)

 

 

 

 

Onun içindir ki “Sıddıyk” unvanının sahibi oldu.(Radıyallâhü Anh)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Şair ne güzel söylemiş: 

 

Peygamberimizin İsra’sı garib (bir hadise) dir ve o

 

Büyük bir mucizedir. Haberciler onu rivayet ettiler.

 

Yükseklere, yedi kat semaya çıktı ve yaklaştı

 

Şerefli bir makama ki, oraya çıkan da yücedir.

 

İki yay arası kadar yahut daha da az idi mesafesi,

 

Allah’ı görmek çok daha büyük bir nimettir.

 

 

 

Şiir:

 

Has kulunu geceleyin yürüten zatı tesbih ederiz,

 

Hasetçiler haset etmeye döndü.

 

Onun devleti Kayser’in (ömrünü) kısalttı,

 

Heybeti Kisra’nın (azametini) kırdı.

 

Rabbi onu geceleyin yatağından kaldırdı,

 

Kudreti ile yüce semaların da üstüne çıkardı.

 

Cennet ve cehenneminde olanları gösterdi,

 

Esrarından vahyedeceğini kuluna vahyetti.

 

Sonra aynı gece evine ve yerine iade etti.

 

 

 

Güneş ve Ay’ın ufkunu geçti.

 

Melek ve beşerin üstüne çıktı.

 

(Rabbine) yakınlık ve görmeye nail oldu,

 

Kademi ile kurb (yakınlık) makamına yükseldi.

 

Cebrail de hizmetinde önünden yürüyordu.

 

 

 

İmam-ı Busirî (Kaside-i Bürdesi’nde) şöyle buyurdu:

 

 

Sen bir haramdan1 bir harama2 seyr ettin. (3)

 

 

Bedr’in karanlık gecede bulutların arasından yürüdüğü gibi.

 

İstediğin makamlara kadar nail olarak geceledin,

 

Kabe kavseyn makamı ki, kimse ulaşamadı, davet de edilmedi.

 

O gece seni bütün Enbiya ve Rasülüne takdim etti,

 

Hizmet edileni hizmetçilere takdim edercesine.

 

Diğer nebilere uğrayarak, yeti kat semayı yararak geçtin.

 

Bir grup içinde ki, onların sancaktarı oldun.

 

Rütbeler sana dostluk miktarı yücedir,

 

Nimetler seni anlama nisbetince şereflidir.”

 

 

Şu beyitlerde, “Kuluna vahy ettiğini vahy etti” ayeti kerimesinde işaret edilen ve Habib ile Mahbub arasında gizli bulunan esrara işaret vardır.

 

 

 

VAHYEDİLEN ŞEYLERDEN BAZILARI

 

 

 

 

Denildi ki:

 

 Hazreti Allah habibine şöyle vahy etti:

 

Cennet, sen girinceye kadar enbiyaya haramdır. Ümmetin girinceye kadar da diğer ümmetlere haramdır. Sen olmasaydın, sen olmasaydın ey habibim, mahlukatı yaratmazdım.

 

 

 

Denildi ki:

 

 Vahyedilen şey farz namazların sevabı ve faziletidir. Rivayete göre Allah’ü Teâlâ şöyle buyurdu:

 

-“Ya Muhammed! Onlar, her bir gün ve gecede beş vakit namazdır. Her bir vakit için on (vakit) namaz sevabı vardır. Böylece katlanarak elli vakit namaz olur.”

 

 

 

Denildi ki:

 

Hazreti Allah habibine vahyettikleri içinde şöyle buyurdu:

 

-“Ya Muhammed! Namazdan sonra şu duayı oku: “ Allâh’ümme innî es’elükettayyibâti ve terkel münkirâti ve fi’lel hayrâti ve tetûbe mesekîyn ve en tağfira lî hatîetî ve terhamanî ve tetûbe aleyye ve izâ eradte fitneten fi kavmin feteveffenî ğayra meftün.”

 

 

 

 

Yine denildi ki:

 

Vahiy ile murad odur ki Allah’ü Teâlâ şöyle buyurmuştur.

 

-“Ya Muhammed! Ümmetinin malını çoğaltmadım, kıyamet günü hesapları uzamasın diye.”

 

 

 

Aleyhisselâm Efendimizden Allah’ü Teâlâ’nın kendisine şöyle buyurduğu rivayet edildi:

 

-“Ya Muhammed! İste, istediğin verilecek” Ben de şöyle dedim.

 

 

-“Ya Rabbi! İbrahim’i Halil, Musa’yı kelim edindin. Davud’a çok büyük mülk verdin, yeryüzünde saltanat süren meliklerin en büyüğü oldu. Mihrabını her gece otuz altı bin kişi beklerdi. Demiri ona mum gibi yumuşattın, sıcağa ve çekiç ile dövmeye ihtiyaç duymazdı. Dağları emrine verdin, sabah akşam (gece gündüz) tesbih ederlerdi. Süleyman’a da çok büyük mülk verdin; İns’ü cinni ve şeytanları emrine itaatkâr kıldın. Kendisinden sonra hiç kimsenin ulaşamayacağı çok büyük bir mülk verdin. Musa’ya Tevrat’ı talim ettin. İsa’ya İncil’i öğrettin. Ekmeh (doğuştan amâ, gözleri kapalı) ve abras’ı (bedeni kireç gibi bembeyaz olan) iyileştirme gücü verdin. Onu ve annesini (küçüklüğünde) kovulmuş şeytandan korudun.”

 

 

 

 

Rabbi Teâla Habibine gıpta mertebesinden teselli olmak üzere şöyle buyurdu:

 

-“Ya Muhammed! Ben seni Habîb edindim. Muhabbet mertebesi hullet (dostluk) mertebesinden daha özeldir.”

 

 

 

Efendimiz Aleyhisselâm hakkında Tevrat’ta “Muhammed Rahmân’ın habibidir, Biz seni top yekün insanlara umumi risalet üzere gönderdik” yazılıdır.

 

 

 

“Ümmetini dünyada en son gelecek, Cennete de ilk girecekler olarak yarattım. Ümmetini icabet ümmeti kıldım. Onlar senin, benim kulum ve resulüm olduğuna şahadet etmedikçe konuşmaları (duaları) caiz olmaz (kabul edilmez). Seni yaratılış olarak peygamberlerin ilki, gönderiliş ve şühûd bakımından da sonu kıldım. Senden önce hiç bir Peygambere vermediğim seb’al mesaniy (Fatiha süresini,) onların derece olarak senden olduklarını işaretle ancak sana verdim. Ve seni hayırların başlangıcı, iyiliklerin de nihayeti kıldım.”

 

 

 

İbn-i Abbas Radıyallâhü Anh Rasülüllah Efendimizden rivayet ediyor:

 

 

Rabbimden bir mesele sordum, keşke sormamış olsaydım: Dedim ki:

 

 

-“Ya Rabbi! Süleyman’a büyük mülk verdin. Filana şunu, filana şunu verdin...” Rabbim buyurdu ki:

 

 

-“Ya Muhammed! Seni yetim bulup da barındırmadım mı?

 

 

-“Evet ya Rabbi, barındırdın,” dedim. Buyurdu ki:

 

 

-“Yolunu yitirmiş bulup da hidayet vermedim mi?” (Duha-7)

 

 

-“Evet Ya Rabbi,” dedim.

 

 

-“Seni fakir bulup da zengin etmedim mi?” (Duha-8)

 

 

-“Evet Ya Rabbi” dedim.

 

 

 

 

 

 

Ayetlerin Manası:

 

 

 

 

Seni yetim bulup da barındırmadım mı? Annen baban geride mal, barınacak yer ve himaye edecek birisini bırakmadan vefat ettiğinden seni küçük bir yetim olarak buldu. Sığınacak birisini verdi, amcan Ebu Talib’in himayesine verdi. O da seni güzel terbiye etti ve geçimini sağladı. (4)

 

 

 

Seni yolunu yitirmiş bulup da hidayet etmedi mi? Bu gün üzerinde bulunduğun şeriat ve ahkam üzere değildin. Seni Tevhide, Nübüvvete ve Şeriat hükümlerine hidayet etti.

 

 

 

Ayet Meali: Biz, sana bu Kur’an-ı vahy etmekle, kıssaların en güzelini anlatıyoruz. Oysa sen daha önce bundan haberdar olmayanlardandın. (Yusuf-3)

 

 

 

 

 

Yani; Mekke’nin vadileri arasında kayıp olmuştun. Seni deden Abdülmuttalib’e buldurdu.1

 

 

 

Sen bir fakir iken (Hazreti Hatice’nin malı ile, sonra da ganimetlerle) zengin etmedi mi?

 

 

 

Mukâtil Radıyallâhü Anh’dan:

 

Seni zengin etmedi mi? Demek: “Verdiği nimetlerle seni razı etmedi mi” demektir. Zaten gerçek zenginlik de budur:

 

 

 

Hadisi Şerif: Zenginlik mal çokluğu değildir. Lâkin zenginlik gönül (nefis) zenginliğidir. (Ramuz 362/12)

 

 

 

Mirac gecesi Rasülüllah Aleyhisselâm (avuçlarında bir şey varmışçasına) ellerini yummuştu. Kendisine:

 

-“Ellerini aç Ya Muhammed!” diye seslenildi.

 

-“İlâhi, ellerimin birinde ümmetimin hasenâtı, (iyilikleri) diğerinde ise seyyiâtı (kötülükleri) var,” dedi. Bunun üzerine şöyle denildi:

 

-“Ya Muhammed! Ellerini aç, biz onların hasenatını kabul ettik,

 

günahlarını da af ettik.”

 

 

 

Efendimiz Aleyhisselâm Mirac yolculuğundan döneceği zaman dedi ki:

 

-“Ya Rabbi, yolculuktan dönen herkes bir hediye götürür.Ümmetimin hediyesi nedir?”

 

 

 Hazreti Allah şöyle buyurdu:

 

-“Yaşarken, öldükleri zaman, kabirlerinde ve tekrar dirilişlerinde ben onların yardımcısıyım.”

 

 

 

Kaside-i Bürde’den:

 

 

Bize müjdeler olsun ey ehli İslâm, muhakkak bizim için,

 

Yıkılmayan, sarsılmayan bir yardım (va’di ilâhi) vardır.

 

 

 

Mirac Gecesinin hediyelerinden birisi bir gün ve gecede beş vakit namazdır. Mirac gecesi farz kılınmasındaki hikmet, namazın müminin miracı, şeref ve kemal makamının en yücesine ulaşması olduğuna işaret olsa gerektir.

 

 

 

DUA

 

 

 

 

Allah’ım! Muhammed Aleyhisselâm, ezvac-ı tâhiratı ve zürriyeti hakkı için bizleri iki cihanda onun ümmetinden eyle. Onun sevgisi ile ruhumuzu al ve haşr et. Onun sünnetine ve şeriatına tabi olanlarda eyle.

 

Ey bütün gariplerin ve mahzunların dostu olan Allah’ım! Dualarımızı kabul eyle. Zira sen yakınsın ve duaları kabul edicisin. Çocukların yaşlandığı, dillerin tutulduğu, uzuvların konuştuğu, yüzlerin siyah ve beyaz olarak açığa çıktığı, halkın son derece sıkıntıda olduğu, terlerin yükseldiği, ciğerlerin eridiği ve çoluk çocuğun unutulduğu günde bizim perdelerimizi açma ya Rabbi.

 

 

 

Ey muradını senden istemeyenlere buğz eden Allah’ım, senden isteyen herkese muradını ver. Bizi hüsnâ’ya (Cennete) ve daha fazlasına nâil eyle. Sıratı geçenlerden eyle. Peygamberin (Hazreti Muhammed)’in havzına ulaşanlardan eyle. Nebiyyi Emin’in şefaat ehlinden eyle. Bize, ana babamıza ve bütün Müslümanlara rahmet eyle.

 

Emir-ül müminine yardım eyle. Onun muvahhid ordusunu kıyamet gününe kadar Hak kelimesini yüceltmede te’yid eyle. Kafir ve münafık düşmanlarımızı kahreyle. İki cihanda muradımıza nail eyle. Kendisine Mirac’ı ikram ettiğin ve alemlere rahmet olarak gönderdiğin zat-ı şerif hürmetine...

 

 

 

 

 

 

 

 

Mİ’RACI NEBİ ALEYHİSSELÂM-II

 

 

 

 

 

 

 

 

Gül koklarken salavat-ı şerife getirmek sünnettir.

 

 

Mesned-ül Firdevs’te Rasülüllah Aleyhisselâm’dan şöyle nakledildi:

 

 

-“Mirac gecesi beyaz gül benim terimden, kırmızı gül Cebrail’in, sarı gül de Burak’ın terinden yaratıldı.”

 

 

 

Hazreti Enes Radıyallâhü Anh Rasülüllah Aleyhisselâm’dan rivayet etti:

 

-“Semaya yükseltildiğim zaman arz arkamdan ağladı. Ondan sarı gül bitti. Döndüğüm zaman terim yeryüzüne damladığında kırmızı gül bitti. Uyanık olun, kim benim kokumu koklamak isterse kırmızı gül koklasın.”

 

 

İşte bu, Allah’ın (C.C.) Peygamberine ikramlarından bir nebzedir.

 

 

 

Allah’ım, aslı asil, fer’i nebil (şerefli), bekçisi Cibril, dikicisi Rabbül Celil olan ağaca ki, vahiy ve tenzil (Kuran) sahibi olan Efendimiz Muhammed’e (Aleyhisselâm) salât eyle.

 

 

 

(1)

 

NECM SURESİNİN İLK AYETLERİNİN TEFSİRİ

 

 

 

 

Yıldıza (doğduğu veya) battığı zaman kasem olsun ki. Yıldız ile murad Süreyya’dır.

 

 

 

İbn-i Abbas R.A dan: Yıldız ile murad, Aleyhisselâm Efendimize Kuran’ı Kerimden nazil olan miktardır.

 

 

 

Cafer-i Sadık’a göre Yıldız, Nebi Aleyhisselâm dır. “Mirac gecesi Sema’dan indi” demektir.

 

Ayrıca Yıldız ile muradın alimler olduğu da söylendi. Onların batması ise, esrar incilerini çıkarmak için efkâr denizine dalmak demektir. 

 

 

 

Arkadaşınız (Hazreti Peygamber) doğru yoldan sapmadı, azıtmadı da. Doğru yoldan sapmadı: “Hak yoldan dönmedi” demektir ki, kasemin cevabıdır. Azıtmadı demek ise, “batıla inanmadı ve asla batıl konuşmadı” demektir.

 

 

 

O hevadan (kendi nefsinden) söylemiyor. Bu Ayet-i Kerime “o, Kur’an-ı kendi nefsinden söylüyor” diyenleri reddir.

 

 

 

O (Kuran) kendisine vahy olunandan başka bir şey değildir.

 

 

 

 

Ona çok güçlü olan (Cebrail) öğretti.

 

 

 

 

Öyle ki, görünüşü güzel olup hemen hakiki şekli üzere doğruldu. Cebrail Aleyhisselâm o kadar güçlü idi ki Lut Aleyhisselâm’ın kavminin beldesini yerinden söktü, kanadı üzerine aldı ve ters yüz üzerlerine geçirdi. Semûd kavmine haykırdı, hepsi ölmüş olarak sabahladı. 

 

 

 

Ve (Cebrail) O yüksek ufukta idi. Nebi Aleyhisselâm en yüksek ufukta iken Cebrail Aleyhisselâm durdu. Yani en yüksek ufukta beraber durdular.

 

 

 

Denildi ki:

 

 

 Cebrail Aleyhisselâm en yüksek ufukta hakiki sureti üzere durdu ve ufuk Onun görüntüsü ile doldu.

 

En yüksek ufuk, Güneş’in doğduğu yerdir.

 

 

 

Sonra (Peygambere) yaklaştı da yaklaştı. Peygamber Cibril’e veya Peygamber Rabbine o kadar yaklaştı ki...

 

 

 

 

Öyle ki, iki yay arası kadar, hatta daha da yakın oldu.

 

 

(Cebrail veya Allah Teâlâ) Kuluna vahy ettiğini vahy etti. Yani o esnada Allah, Cebrail vasıtası ile vahy ettiğini vahy etti.

 

Vahy edilen şeyin müphem (gizli) olması tazim (büyüklemek) içindir.

 

“Kuluna” dedi de “Rasülüne” demedi; Hazreti Peygamberi Allah’a izafe etmekle şereflendirmek için.

 

 

 

 

 

Şiir: 

 

 

İsmim ile çağırıldığım zaman sağır olurum (duymam)

 

 

Fakat bana ku -köle diye çağırıldığında duyarım.

 

 

 

Onun (Mirac’da) gördüğünü kalbi yalanlamadı. Yani Rabbini gördü, kalbi gördüğünü yalanlamadı.

 

Rü’yet mevzuunda gözü ve kalbi ile gördüğü konusunda ihtilaf edildi.

 

 

 

 Şimdi siz, gördüğü şey konusunda Onunla tartışacak mısınız? Yani onun biaynihi gördüğü şey konusunda onunla mücadele mi ediyorsunuz?

 

Gördüğü ile murad, Cebrail Aleyhisselâm’ın şeklidir.

 

 

 

And olsun O’nu (Cebrail’i) bir başka defa da Sidretü’l Münteha’nın yanında gördü. Onun yanında Me’va cenneti vardır.)

 

 

Sidretü’l Münteha yedinci kat semada, Arş’ın sağ tarafındaki Nebk ağacıdır. Yanında Cennetü’l Me’vâ vardır ki orası şehitlerin yeridir.

 

Sidretü’l Mühtehâ denmesi, ilimler için nihayet noktası olduğundandır. Oradan ötesini ancak Allah bilir.

 

 

 

O zaman Sidre’yi bürüyen bürümüştü. Bürümek; ihata etmek, kaplamak demektir. Müphem (belirsiz) olarak zikredilmesi tazim içindir. “Rabbül İzzet’in nuru bürüdü,” veya “Melekler Nebi Aleyhisselâm’ı görmek için izin istedi, Tebareke ve Teâlâ hazretleri de izin verdi ve böylece kapladı” demektir.

 

 

 

(Mirac’da) Rasülüllah’ın Gözü (sağa-sola) kaymadı ve (sınırı) aşmadı. (Aksine onları tam ve doğru bir şekilde tesbit etti.)

 

 

 

And olsun ki o, Rabbi’nin en büyük ayetlerinden (Mülk ve melükûtunun dehşete düşüren şeylerini) gördü.

 

 

 

 

Haberde geldi : Efendimiz Aleyhisselâm Cennetten gökyüzünün ufkunu kapatan yeşil refrefi gördü. Cebrail Aleyhisselâm’ı asli sureti üzere gördü.

 

 

 

Rivayet edildi ki, Cebrail’in 600 kanadı vardır. Her bir kanadı ufku kaplar. Bu hadise Hicret’ten önce, Mirâc gecesinde olmuştu.

 

 (Galiyet’ül Mevaiz’den kısaltılarak)

 

 

 

 

 

İSRA VE MİRAC’IN FAYDALARI

 

 

 

 

Harem-i Şeriften Beyt-i Makdis’e İsra, oradan da Semaya Mirac’ın dört faydası vardır:

 

 

 

 1-Rasülüllah Aleyhisselâm sözünün başında semaya yükseldiğini haber verseydi müşriklerin inkarı daha şiddetli olurdu. Miracı onlara tavsif etseydi ona dair bilgileri olmazdı. Önce Beyt-i Makdis’i haber verdi ve onu tavsif etti ki, buralardaki doğruluğu Mirac hadisesindeki doğruluğuna delalet etti.

 

 

 

 2-Alışması için önce Arzda İsra -gece yürüyüşü- yaptırıldı. Sonra tedrici olarak Semaya yükselmeye başladı.

 

 

 

 3-Enbiyanın ervahı orada toplandı. Efendimiz onlara namaz kıldırdı. Teklif darında (dünyada) önlerine geçmekle onlar üzerine fazileti zahir oldu.

 

 

 

 4-Yolculuk esnasında bir takım yerlere uğradı. Orada Musa Aleyhisselâm ile konuştu. Sonra Semaya yükseldi. Aralarındaki fark zahir olsun diye orada da konuştu.

 

 

 

MİRACIN SEYRİ

 

 

 

 

Rasülüllah Aleyhisselâm Burak’a bindi. Beraberinde Cebrail Aleyhisselâm olduğu halde gece yolculuğuna başladı. Hurmalık bir yere geldiler. Cebrail Aleyhisselâm “Ey dost! İn ve (burada) namaz kıl” dedi. Efendimiz Cebrail’in dediğini yaptı. Hazreti Cebrail: 

 

“-Burası senin hicret edeceğin yerdir” dedi.

 

 

 

Biraz daha gittiler. Cebrail Aleyhisselâm yine:

 

-“ İn ve namaz kıl.” dedi. Efendimiz indi ve namaz kıldı.

 

 Cebrail Aleyhisselâm:

 

“- Tur-i Sinâ’da namaz kıldın” dedi.

 

 

 

 Sonra yolculuğa devam ettiler. Bir yere geldiklerinde Cebrail Aleyhisselâm:

 

-“İn, şu yerde namaz kıl. Burası İsa Aleyhisselâm’ın doğduğu yer olan Beyt-i Lahm’dır.” dedi.

 

 

 

Daha sonra yolculuğa devam ettiler ve Bab-ü’l Yemânî’den Beyt-i Makdis’e girdiler. Efendimiz Aleyhisselâm Burak’tan indi. Onu Enbiyanın bineklerini bağladığı yere bağladı.

 

Sonra Cebrail Aleyhisselâm ile birlikte Ay ve Güneş’in ışığının meylettiği kapıdan Mescidi-i Aksaya girdiler. Rasülüllah Efendimiz orada iki rekat namaz kıldı.

 

Mescidde İbrahim, Musa, İsa, Davut, Süleyman Aleyhimüsselamı, peygamberlerden bir grup halinde toplanmış vaziyette buldu. Diğer Enbiya üzerine şerefli olduğunu izhar için önlerine geçip Enbiyanın ervahına namaz kıldırdı.

 

 Her bir peygamber Mevlayı güzel bir sena ile medh-ü sena etti. Efendimiz Aleyhisselâm onların senasını duyunca kendisi de şöyle dedi:

 

-“Hamdolsun O Allah’a ki; beni alemlere rahmet olarak gönderdi, bütün insanlara müjdeleyici ve korkutucu olarak gönderdi. Bana, her şeyi açıklayan Furkan’ı (Kur’an-ı) indirdi. Ümmetimi Evvelîn ve âhirîn kıldı. Göğsümü yardı, yükümü hafifletip kaldırdı. Şanımı yüceltti.”

 

 

Peygamberimiz sözlerini bitirince Cebrail Aleyhisselâm Enbiyaya hitaben şöyle dedi:

 

-“İşte bununla Muhammed Aleyhisselâm sizden daha faziletli oldu.”

 

Sonra içlerinde süt, su ve şarap olan üç kap getirildi ve Peygamberimize arz edildi. Efendimiz sütü aldı ve içti. Suyu ve şarabı almadı. Bunun üzerine Cebrail Aleyhisselâm:

 

 

-“Kendin ve ümmetin için fıtrata uygun olanını seçtin Ey mahlukatın efendisi!” buyurdu.

 

 

 

 

Sonra Hazreti Cebrail ile beraber Beyt-i Makdis’in avlusunda bulunan bir kayanın üzerine çıktılar. O esnada Rasülüllah’ın altındaki kaya sallandı. Melekler onu tuttu.

 

 

 

Sonra Mirac getirildi ve Efendimizin karşısına dikildi. Mirac ki, adımını, gözünün ulaşabildiği yere atıyordu. Cebrail Aleyhisselâm Peygamberimizi Mirac’ın üzerine bindirdi. Birlikte dünya semasına yükseldiler. Cebrail Aleyhisselâm semanın kapılarından birisini tıklattı. Melekler Allah’ın emriyle orada saf saf olmuş, muhafızlığını yapıyorlardı. Vazifeli Melekler:

 

-“Kim o?” dediler.

 

-“Cebrail’im” dedi.

 

-“Yanındaki insan kimdir?” dediler.

 

-“Muhammed Aleyhisselâm’dır” dedi.

 

-“Kendisine semalara gelmesi için davet gönderildi mi?” dediler.

 

-“Evet” cevabını verdi. Melekler:

 

-“Merhaba, hoş geldi” dediler ve onun gelişini birbirlerine müjdelediler.

 

Melekler kendisini (sevinçlerinden) gülerek ve hayır dua ile karşıladılar. Böylesine sevinçle karşılayanların içinde asık çehreli bir melek de vardı. Cebrail Aleyhisselâm dedi ki:

 

-“Ya Muhammed! Şu, Cehennemin bekçisi Malik’dir. Yaratılalı beri güldüğü görülmedi.” Peygamberimiz:

 

-“Ona söyle, bana Cehennemi göstersin” buyurdu. Cebrail’de:

 

-“Ya Malik! Muhammed’e (Aleyhisselâm) Cehennemi göster” dedi.

 

Malik Cehennemin örtüsünü kaldırdı. O anda alevler fışkırıp çıktı. Cebrail alevlerin geriye gitmesini söyledi. Malik alevlere:

 

-“Geri çekil” deyince geriye döndü.

 

 

 

Sonra Rasülüllah Efendimiz oturan bir zat gördü. Etrafında birtakım karaltılar vardı. Sağına bakıp gülüyor, müjdeliyordu. Başını soluna çevirip baktığında da üzülüyor, ağlıyordu. Cebrail:

 

-“Bu zat, baban Adem’dir, kendisine selâm ver” dedi. Hazreti Adem selâmına mukabele etti ve merhabalaştı. Efendimiz Cebrail’e Adem Aleyhisselâm’ın etrafında gördüğü karaltıları sordu. Cebrail Aleyhisselâm şöyle cevap verdi.

 

-“Onlar, mümin ve kâfir evladının ruhlarıdır. Sağındakiler Cennetlik, solundakiler Cehennemlik olanlardır.”

 

Sonra Rasülüllah Efendimiz iri dudaklı bir takım insanlar gördü. Ellerinde ateş parçaları vardı. Onları ağızlarına atıyorlardı. Hazreti Cibril’e onların kim olduğunu sordu. Cebrail Aleyhisselâm:

 

-“Onlar zulüm yolu ile yetimlerin mallarını yiyenlerdir” dedi.

 

 

 

Sonra, iri karınlı bir takım insanlar gördü. Cehenneme arz olunuyorlardı. Cebrail Aleyhisselâm

 

-“Bunlar faiz yiyenlerdir” dedi.

 

 

 

Sonra bir takım erkekler gördü; önlerinde güzel, tertemiz etler var. Yan taraflarında ise kokmuş, çürümüş etler var. Bu erkekler temiz ve güzel etleri bırakmış, çürümüş, kokmuş etlerden yiyorlar. Hazreti Cebrail:

 

-“Bunlar, helâl eşleri, hanımları varken çirkef kadınlara giden, haram irtikap eden (zina eden) erkeklerdir” dedi.

 

 

 

Sonra avret yerlerinden asılmış bir takım kadınlar gördü. Cebrail Aleyhisselâm’a kim olduklarını sordu. Hazreti Cebrail:

 

-“Onlar, kocalarına ait olmayan (gayri meşru şekilde, zina ile) peydahladıkları çocukların kocalarına ait olduğunu söyleyerek onların yanına fesat ile gelen kadınlardır.” cevabını verdi.

 

 

 

Daha sonra Cebrail Aleyhisselâm Peygamberimiz ile birlikte yolculuğuna devam ettiler. Bir nehir gördüler. Üzerinde Zeberced’den bir saray vardı. Efendimiz oradan biraz toprak aldı, kokladı. Çok güzel misk kokuyordu. Cebrail Aleyhisselâm o nehrin Kevser olduğunu söyledi.

 

 

 

Sonra ikinci kat semaya çıktılar. Semadan semaya yükselerek yedinci kat semaya çıktılar. Müsteva’ya, Sidre-i Müntehaya ve “Kabe kavseyni ev ednâ” makamına yükseldi.

 

 (Ğaliyetü’l Mevâiz)

 

 

 

 

 

PEYGAMBERİMİZİN DİLİYLE MİRAC

 

 

 

 

Muiynü’l Vaizin’den:

 

 

Ebu Hüreyre Radıyallâhü Anh’ın rivayet ettiği bir hadisi şerifte Peygamber Efendimiz şöyle buyurdular:

 

-“Arşa ayak bastığımda nalinlerimi çıkarmak istedim. Hazreti Allah’tan şöyle bir nida işittim:

 

 

-“Nalinlerini çıkarma ki Arş ve Kürs nalinlerinin altında şereflensin.” Dedim ki:

 

 

-“Ya Rabbi, kardeşim Musa’ya: “Nalinlerini çıkar, çünkü sen, mukaddes vadi olan Tuva’dasın” buyurdun.” Bunun üzerine şöyle buyurdu:

 

 

-“Bana yaklaş Yâ Ebe’l Kasım! Sen benim katımda Musa gibi değilsin. Zira Musa Kelîm’im, sen ise Habibim’sin. O beni görmek istedi, Habibimden önce göremezsin, dedim.”

 

 

Başımın üzerinden (yukarıdan) bir ses işittim: “Zatım ile senin arandaki perdeleri kaldırıyorum.”

 

 

Hazreti Allah perdeleri kaldırınca Rabbimin ilhamı ile “Ettehiyyatü lillâhi vessalavâtü ilh... Her türlü kavlî, bedeni ve mâli ibâdetler Allah’a mahsustur” dedim.”

 

 

 

 

Bir başka rivayette ise şöyledir:

 

 

“Arşı gördüğümde her şeyden daha geniş olarak buldum. Allah Azze ve Celle beni Arş’ın mesnedine yaklaştırdı. Arş’tan bir damla indi ve ağzıma düştü. Tadanlar ondan daha tatlı bir şey tatmamışlardır.

 

 

Hazreti Allah evvelkilerin ve sonrakilerin ilmini bana haber verdi. Bundan sonra dilime heybet verdi de:

 

 

-“Her türlü kavlî, bedeni ve mâli ibâdetler Allah’a mahsustur” dedim. Hazreti Allah C.C:

 

 

-“Ey şanı yüce peygamber, selâm ve Allah’ın rahmetiyle bereketi senin üzerine olsun,” buyurdu.

 

 

 

 

Bu yücelikte Efendimiz tek başına olunca ve kendisine böyle hitap edilince gaybın hazinelerinden sadık himmet sahipleri tarafından şöyle seslenildi:

 

“Ey Muhammed! Nimetleri yalnız başına yeme. Çünkü sen “İnsanların en şerlisi yalnız başına yiyendir” dedin.”

 

Bunun üzerine Aleyhisselâm Efendimiz şöyle dedi:

 

-“Haşa ve Kellâ, selam bizlere ve Allah’ın salih kullarına olsun.”

 

 

Sonra Cebrail Aleyhisselâm ve diğer melekler makamından şöyle dedi:

 

-“Ben şahadet ederim (yakinen bilirim) ki, Allah’tan başka hiç bir ilâh yoktur ve yine şahadet ederim ki Hazreti Muhammed Allah’ın kulu ve Resulüdür.”

 

Nebi Aleyhisselâm dan:

 

 

Allah’ü Teâlâ “Yâ Ebe’l Kasım, bana yaklaş” buyurdu. Yaklaştım, öyle ki, iki yay arası kadar, hatta daha da yakın oldum. Keyfiyetsiz olarak Rabbimi gördüm. Onu tavsif edemem.” Sonra Cenabı-ı Hak:

 

 

-“Seni ne ile şereflendireyim ey habibim?” dedi.

 

 

-“Sana kulluk ile”dedim.

 

 

 

Allah Teâlâ) şu ayeti inzal buyurdu.

 

“Kulunu gecenin bir cüzünde Mescidi Haramdan Mescidi-i Aksaya yürüten Allah’ı tesbih ederim. (İsra-1)

 

Yine Cenab-ı Hak:

 

-“Benden ne istersin?” diye sordu. Peygamberimiz:

 

-“Ümmetimi” cevabını verdi. Hazreti Allah:

 

-“Önüne bak” buyurdu.Efendimiz anlatıyor:

 

-“Baktım, sonu olmayan büyük bir deniz gördüm. İçinde bir ağaç, ağacın üzerinde bir kuş ve kuşun gagasında da mercimek tanesi kadar bir toprak vardı. Allah Teâlâ buyurdu ki:

 

 

-“Şu deniz benim rahmet denizim, ağaç dünya, kuş senin ümmetin, gagasındaki toprak da onların günahlarıdır. Bu kuş gagasındaki toprağı denize düşürse bir eseri görülür mü? Ümmetinin günahları için üzülme. Ben Erhamü-r Rahimin’im. Eğer onlar günah işlememiş olsalardı günah işleyecek mahluklar yaratır ve onların günahlarını af ederdim.”

 

 

Sonra Hazreti Allah şöyle buyurdu:

 

-“Ümmetinin üçte birini senin bu gece gelişin hürmetine af ettim. Üçte birini Kıyamet günü senin şefaatin ile, diğer üçte birini de rahmet ve mağfiretim ile af ederim.”

 

 

 

Rasülüllah Aleyhisselâm dan:

 

 

-Semaya yükseltildiğim İsra gecesi Rabbim bana beş haslet tavsiye buyurdu.

 

 

1-Kalbini dünyaya bağlama, çünkü ben dünyayı senin için yaratmadım.

 

 

2-Muhabbetini bana yönelt, çünkü senin dönüşün ancak banadır.

 

 

3-Teheccüd (namazı)na devam et, zira nusret (yardım)ım gece kaim olmakladır.

 

 

4-Cenneti talep etmeye gayret et.

 

 

5-Halktan ümidini kes, çünkü onların elinde hiç bir şey yoktur.

 

 

 

TEHECCÜD

 

 

 

Bilesin ki, teheccüd namazı ancak uykudan sonra olur. En güzel şekli:

 

(Kalkıp) abdest almak, önce iki rekat tahiyyetül vuzû namazı kılmaktır.

 

Birinci rekatta Fatihadan sonra “Velev ennehüm iz zalemü enfüsehüm” ayetini, ikinci rekatta da “ve men ya’mel sûen ev yazlim nefsehû sümme yestağfirillehe yecidillehe ğafüran rahime” ayetini okur. Bu iki raketi kıldıktan sonra birkaç defa istiğfar okur.

 

Sonra hafif olmak üzere iki rekat namaz kılar. Burada zammı sure olarak dilerse birinci rekatta “Ayet-el Kürsi”, ikinci rekatta “Âmener Rasülü” yü , dilerse Kuran’dan kolayına gelen bir yeri okur.

 

Sonra (kıraati) uzatarak iki rekat daha kılar. Rasülüllah Efendimizden böyle rivayet edilmiştir.

 

Daha sonra, öncekinden daha kısa (kıraat ile) iki rekat kılar. Böylece sekiz rekat, on iki rekat veya daha fazla namaz kılar. Bunların her birinde büyük ecir vardır.

 

 

 

Ömer Bin Hattâb Radıyallâhü Anh’dan:

 

 

Kim gece kalkar, güzel bir şekilde namazını kılarsa Hazreti Allah kendisine dokuz şey ile ikramda bulunur. Bunların beş tanesi dünyada, dördü de âhirettedir.

 

      1- Dünya afetlerinden korur.

 

      2- Namazın (secde) eserini yüzüne aks ettirir.

      3- Salih kullarının ve bütün insanların kalbine onun sevgisini koyar.

 

      4- Diline hikmet verir.

 

      5- İffet ile rızıklandırır.

 

      6- Kıyamet günü kabrinden yüzü parlak bir şekilde diriltir.

 

      7- Hasenâtı kendisine kolay kılar.

 

      8- Sırat köprüsünden şimşek çakar gibi geçer.

 

      9- Amel defterini sağ eline verir.

 

 

 

Nafilelerin en güzeli fütûr (keder, ümitsizlik) değil, sevinç ve sürür vakitlerinde olanıdır.

 

 

 

 

 

 

 

(2)

 

Bundan sonra Hazreti Ebu Bekir Rasülüllah’ın yanına vardı ve:

 

-“Ya Rasülallah! İnsanlar senin bu gece Beyt-i Makdis’e gidip geldiğini söylüyorlar” dedi. Efendimiz Aleyhisselâm:

 

-“Evet” dedi. Hazreti Ebu Bekir:

 

-“Ey Allah’ın nebisi, onu bana anlatır mısın? Zira ben de Beyt-i Makdis’e gittim ve ziyaret ettim” dedi.

 

Hasan diyor ki:

 

Rasülüllah Aleyhisselâm Hazreti Ebu Bekir’e anlatıyor, anlattıkça o da:

 

-“Doğru söyledin, ben şahadet ederim ki sen Allah’ın Rasülüsün” diyordu.

 

 

 

Hazreti Ebu Bekir’in “onu bana anlatır mısın?”sözü her hangi bir şüpheden dolayı değildi. O, zaten ilk andan itibaren Efendimizi tasdik etmişti. Ancak o, Rasülüllah Efendimizin doğruluğunu insanlara açıklamayı istiyordu. Zira insanlar Ebu Bekir’e itimat ediyorlardı. Peygamber Efendimizin verdiği haberler Ebu Bekir’in bildiklerine mutabakat edip o da kendisini tasdik edince insanlara gayet açık bir delil teşkil ediyordu.

 

 

 

Buhari’nin rivayetinde Efendimiz şöyle buyurdu:

 

 

-“Hazreti Allah Beyti Makdis ile aramdaki perdeleri kaldırdı. Artık ben onu görüyordum.”

 

 

 

 

İbn-i Abbas’ın rivayetinde ise şöyledir:

 

 

“-Mescid-i Aksa önüme getirildi. Ben Ona bakıyordum.”

 

 

 

 

Bu rivayet mucize konusunda daha uygundur. Bunda imkansızlık da yoktur. Zira Hazreti Allah Belkıs’ın tahtını göz açıp kapayıncaya kadar getirivermişti.

 

 

 

Ümmü Hâni’nin hadisinde ise şöyledir:

 

 

İnsanlar Peygamberimize “Mescidin kaç kapısı var?” diye sordular. Efendimiz:

 

-“Kapılarını saymamıştım. Bakıp, kapı kapı saymaya başladım.”buyurdu.

 

 

 

(Mescid-i Aksa) hususunda ve Aleyhisselâm Efendimizin geceleyin yolda rastladığı kafile konusunda iman ve itaat ehli olanlar Rasülüllah’ı tasdik ettiler. Nifak ve isyan ehli bu kati deliller getirildikten sonra dahi inkar ettiler.

 

 

 

Beyit:

 

 

Hiç bir şey zihinlerde gerçek olmaz,

 

Gündüz delile muhtaç olduğu zaman.

 

 

 

Bu apaçık kıssa kendisine delalet eden açık deliller varken nasıl inkâr edilebilir? Ayrıca bunu Rahman (C.C.) muhkem kitabı Kur’an-ı Kerim’de zikretti.

 

 

 

Şiir:

 

Mahlukatın Efendisi; kâinâtın hayırlısı Muhammed’dir. Sayılamayacak kadar çok üstünlükleri ile.

 

Rabbine yaklaştı, yaklaştığı zaman

 

Mirâc ve İsrâ gecesinde.

 

Kutsi Hazretten hitap işitti ki,

 

Büyüklerden hiç birisine bu, helâl (nasip) olmadı.

 

Cebbar’ı (C.C.) görme (şerefine) erişti ve

 

Daha nice nimet ve ihsanlara nail oldu.

 

Musa, Halil İbrahim ve seçkinler erişemedi,

 

Senin eriştiğine ey asillerin efendisi !

 

 

 

(3)

 

 Şiirdeki hitap Rasülüllah Efendimizedir. Yani “Ey Muhammed! Sen Mekke hareminden Mescidi Aksâya yürüdün” demektir.

 

 

 

Ayet Meali:  Her türlü noksanlıklardan münezzeh olan O Allah’tır ki, kulunu (Hazreti Peygamber Aleyhisselâm’ı ruh ve cesedi ile beraber) gece Mescidi Haramdan (Mekke’den alıp) o etrafını mübarek kıldığımız Mescidi-i Aksâya kadar götürdü.

 

 

 

 

İsra; bir rivayete göre Mescidi Haramdan, bir rivayete göre de Ebu Talib’in kızı Ümmühâni’nin evinden başladı ki bu ev de harem sınırlarına dahil idi.

 

 

Mescidi-i Aksâ (uzak mescid) Beyti Makdis’dir. Ziyaret edilen en uzak mescit olması veya Mescidi-i Harama uzaklığından dolayı bu isim verilmiştir.

 

 

 

Mescidi-i Aksânın etrafı nehirler, ağaçlar ve meyvelerle donatılmıştır. Şam, Ürdün, ve Filistin de etrafındaki şehirlerdir. “Mübarek kıldığımız” denilmektedir. Çünkü burası, (birçok) enbiyanın ibadet yeri, vahyin ve meleklerin indiği yerdir. Ayrıca kıyamet günü insanlar oradan haşr olunurlar.

 

 

 

Ayetlerimizden bir kısmını göstermek için... Yani kulumuz Muhammed’e kudretimizin acayibâtından bazısını göstermek için. Rasülüllah Efendimiz orada enbiyâyı ve çok büyük âyetleri gördü.

 

 

 

O gerçekten işitendir, görendir. Hazreti Allah Rasülünün duasına icabet eden ve gecenin karanlığında onu koruyandır. (İsra-1)

 

 

 

MİRAC GECESİ NAMAZ

 

 

 

 

Mirac gecesi kılınacak namaz hakkında “Umdetü’l İslâm” kitabında şöyle yazılıdır:

 

Rasül Aleyhisselâm buyurmuştur. Receb ayında bir gece vardır. O gece ibadet bin yıl ibadet sevabına beraberdir ki Peygamber Efendimizin Miraca gittiği gecedir. Yani Recebi Şerifin yirmi yedinci gecesidir.

 

 Bir kimse ol güne hürmet edip sâim (oruçlu) olup ve ol gece on iki rekat namaz kılsa, her rekatinde bir Fatiha ve yüz ihlâs okusa Hak Teâlâ ol kimseye bin yıllık ibadet sevabını vere ve yirmi yıllık günahın af ede.

 

Namazdan fariğ olucak (ayrılınca, bitirince) oturup Hakka lâyık senâlar ve Rasülüllah S.A.V. Efendimize Salavat-ı Şerife getire. Ve müminler için istiğfar ede.

 

 Ba’dehü dört kere Fatiha okuyup hâcet dileye, revâ ola, (yakışır uygun olur), haram olan hacet dilemezse ve ednâ ( en az) hacet ki makbuldür, Cehennemden âzad olmaktır.

 

(Umdetü’l İslâm’dan)

 

 

 

 

 

 

 

MİRAC’IN SEBEBİ VE HİKMETİ

 

 

 

 

Bu konuda farklı görüşler ileri sürüldü. Şöyle ki:

 

 

 

Arz semaya karşı iftihar etmişti:

 

 

Arz (yeryüzü) Semâ’ya karşı iftihâr etti ve şöyle dedi:

 

-“Ben senden daha hayırlıyım. Çünkü Allah Teâlâ beni beldeler, denizler, nehirler, ağaçlar, dağlar vb. varlıklarla süsledi.”

 

Sema cevaben şöyle dedi:

 

-“Ben senden daha hayırlıyım. Çünkü Güneş, Ay, yıldızlar, felekler, Arş, Kürsî, ve Cennet bendedir.” Arz:

 

-“Enbiya, evliya ve müminlerin tavaf ve ziyaret ettiği Beyt-i Şerif (Kabe) bendedir” dedi. Sema:

 

-“Semadaki meleklerin tavaf ettiği Beyt-i Ma’mur ile enbiya, evliya ve salihlerin ruhlarının bulunduğu Cennet’ül Mevâ bendedir” diye mukabelede bulundu. Arz şöyle karşılık verdi:

 

-“Rasüllerin efendisi, nebilerin sonuncusu, mevcudatın en faziletlisi ve kâinâtın en şereflisi olan zât beni vatan edindi, şeriatını benim üstümde icrâ etti ve bana defnedilecektir.”

 

Sema bu sözleri duyunca cevap vermekten aciz kaldı ve sustu. Allah Teâlâ’nın zatına yöneldi ve şöyle niyazda bulundu:

 

-“Allah’ım! Sıkıntıda olanlar sana dua ettiğinde kabul edensin. Ben Arz’a cevap vermekte aciz kaldım. Muhammed Aleyhisselâm’ı bana çıkarmanı istiyorum. Ta ki Arz onun cemali ile şereflenip iftihar ettiği gibi ben de onunla şerefleneyim.”

 

Hazreti Allah Sema’nın duasını kabul etti ve kulu Muhammed’i (Aleyhisselâm) Mirac gecesi Semavat’a çıkardı.

 

 

 

Aleyhisselâm Efendimiz’in en yüce makamlara Miracının hikmeti hakkında bir görüş de şöyledir:

 

 

Mele-i Ala amellerin en faziletlileri hakkında ihtilaf etti ve dört mesele hakkında dört bin sene münakaşa ve münazara ettiler ve onların halline muvaffak olamadılar.

 

Nebimiz Aleyhisselâm gönderilince bildiler ki, işte bu müşkil olan şeyler ancak nun tarafından çözülür.

 

Bunun üzerine Allah Teâlâ’ya tazarru ettiler, yakardılar. Allah da habibini “Kabe kavseyni ev ednâ” makamına çağırdı ve kuluna vahy ettiğini bildirdi.

 

Bu vahiy cümlesindedir ki Hazreti Muaz’dan rivayet edildiği üzere Peygamber Efendimiz Aleyhisselâm şöyle buyurmuştur:

 

-“Rabbimi (İsra’da) en güzel bir suret ile gördüm. Buyurdu ki:

 

 

-“Ey Muhammed! Mele-i Âla ne hakkında birbirleriyle hasımlaşırlar, davalaşırlar? Ben de:

 

 

-“Ya Rabbi sen daha iyi bilirsin,” dedim. Bunun üzerine (kudret) elini iki omuzumun arasına koydu, (yani beni son derece faziletlerle tahsis etti ve bana feyiz isâl etti) Ben onun soğukluğunu hissettim. (Yani o feyiz benim kalbime ulaştı) Sema ve Arz’da ne varsa hepsini bilir oldum. (Yani her şeyin ilmi bana açıldı.)

 

 

Allah Teâlâ buyurdu ki:

 

 

-“Ya Muhammed! Mele-i Âla ne hakkında hasımlaşmaktadır, bilir misin?” Ben de:

 

 

-“Evet keffâretlerde, kurtarıcılarda, derecelerde ve helâk edicilerde, dedim. Buyurdu ki:

 

 

-“Ya Muhammed doğru söyledin.” Sonra:

 

 

-“Ey meleklerim! Müşkilleri halledecek kimseyi buldunuz, müşkillerinizi sorunuz buyurdu. Bunun üzerine İsrafil dedi ki:

 

 

-“Keffâretler nelerdir?” Rasülüllah Aleyhisselâm da:

 

 

-“Zor zamanlarda abdesti tam almak, cemaatlere yürüyerek gitmek ve namazdan sonra diğer namazı beklemektir,” dedi.

 

 

Sonra Mikâil:

 

 

-“Dereceler nelerdir? diye sordu. O da:

 

 

-“Yemek yedirmek, selâmı yaymak ve insanlar uyurken gece namazı kılmaktır,” buyurdu.

 

 

Sonra Cebrail dedi ki:

 

 

-“Kurtarıcılar nelerdir?” Aleyhisselâm Efendimiz:

 

 

-“Gizlide ve âşikarda Allah’tan korkmak, fakirlikte ve zenginlikte doğruluk, gadap ve rızada adaletli olmaktır,” dedi.

 

 

Sonra Azrail :

 

 

-“Helâk ediciler nelerdir?” diye sordu. O da:

 

 

-“Kendisine itaat olunan cimrilik, tabi olunan heva ve kişinin kendisini beğenmesi,” cevabını verdi.

 

 

Bunların her birinde Allah’ü Teâlâ:

 

 

-“Muhammed doğru söyledi,” buyurdu.

 

 

 (Hâdimi, Aliyyü’l Kâri)

 

 

 

 

(4)

 

EBU TALİB’İN DURUMU

 

 

 

 

Ebu Talib’in imanı ve kurtuluşu hakkında ihtilaf edildi. Bazıları onun iman üzere öldüğünü söylediler ve şu beytini delil getirdiler:

 

 

 

Beyit:

 

Bildim ki gerçekten Muhammed’in dini,

 

Din bakımından halkın dinlerinin en hayırlısıdır.

 

 

 

Peygamberimizin amcası Ebu Talîb, şu beytin bir parçasını oluşturduğu kasidesi ile Efendimizi methetmektedir.

 

(Bununla beraber bu beyit küfür üzere öldüğü görüşünde olanlara da delil olabilir. Zira kaside onun kadrinin yüceliğine delâlet etmektedir.)

 

Neden olmasın ki? Amcası Nebi Aleyhisselâm’a bir kale olmuş ve onu hasedci münâfıklar tarafından öldürmekten korumuştur.

 

 

 

Yine o kasidesinde şöyle demektedir.

 

 

Vallahi onlar topyekün olsa da sana asla zarar veremezler,

 

Ta ki başımı yastık olarak toprağa koyuncaya (ölünceye) kadar.

 

 

 

Bazıları da “Ebu Talib’in imân üzere ölmediği ve Cehennemden kurtulamadığını söylemekte ve şu Hadis-i Şerife dayanmaktadırlar.

 

-“Kıyamet günün (Cehennem ehlinin) en hafif azap görecek olanı Ebu Talib’dir. (Böyle olduğu halde) kendisine giydirilecek ateşten iki nalin sebebiyle beyni kaynayacaktır.

 

 

 (Hâdimi) (Ramuz Terc. 1/155)

 

 

 

MİRAC’IN GECE VUKU BULMASININ HİKMETİ

 

 

 

 

a- Hazreti Allah gecenin ayetlerini, delillerini sakladı (gözle görünmedi), gündüzün ayetlerini ise gözle görünür kıldı. Bu duruma gece kırıldı (üzüldü) Gecenin günlünü almak için Muhammed Aleyhisselâm gece vakti miraca çıkarıldı.

 

 

 

Hadis-i Kudsi: Ben kalbi kırık olanlarla beraberim.

 

 

 

 

 

 

b- Gündüz, geceye Güneş ile iftihar etti. Kendisine:

 

-“Böbürlenme, semanın güneşi sana şeref veriyorsa, Arz’ın güneşi de yakında Arz’dan semaya çıkacak,” denildi.

 

 

 

İmam-ı Busırî’nin dediği gibi:

 

 

Sen bir haremden bir hareme yürüdün

 

Dolunayın karanlık bulutlar arasında yürüdüğü gibi.

 

 

 

c- Gece nöbetçilerin gaflet, yabancıların ğaybet (uzak) vaktidir. O vakitte gözler uyur, sesler susar, sükunet olur. Geceleyin kalpler mania ve meşguliyetlerden boş olur. Onun içindir ki ilim öğrenme vakitlerinin en iyisi gecelerdir.

 

 

 

d- Rasülüllah Aleyhisselâm bir kandil (ışık) dir. Kandil gece yakılır.

 

 

 

Ayet Meali: Hem Allah’ın izniyle bir davetçi,hem de nur saçan bir kandil olarak gönderdik. (Ahzab-46)

 

 

 

Peygamber Efendimiz de Tâhâ kavlinde Bedr Dolunay diye isimlendirildi. Şöyle ki Ebced hesabı ile:

 

Ta = 9,

 

Hâ = 5 dir. Toplam 14 eder.

 

Sanki Efendimize “Ey Bedr” diye hitap edilmektedir. Bedir- Dolunay- da gece ortaya çıkar.

 

 

 

“Sübhanellezi esrâ bi abdihi leylen” ayetinin taaccübe delâlet eden bir kelime kullanılarak surenin başına getirilmesi, ayette ileride gelecek şeylerin harikulâde hadiseler ve hiç kimsenin muktedir olamayacağı ayetler-mucizeler- olduğuna delâlet eden bir karînedir.

 

Zira Araplar acaib hadiseler karşısında tesbih ederler. Sanki, Muhammed Aleyhisselâm’ın halka Mirac hadisesini haber verdiği zaman halkın Peygamberimize yalan, sihir ve alay isnat etmesine Allâh’ü Teâlâ taaccüp ediyor.

 

Hatta öyle ki, hadiseyi duyan bazı müminler dahi dinden dönüp küfre düştüler. 

 

 

 

 

 

 

HİKAYE

 

İNATÇIYA CEVAP BÖYLE OLUR

 

 

 

 

Hikaye edildiğine göre müşriklerden birisi Peygamber Efendimize gelerek:

 

-“Ya Muhammed ayağa kalk,” dedi. Peygamberimiz ayağa kalktı.

 

-”Ayaklarının birisini kaldır” dedi. O da kaldırdı.

 

-“Ötekini de kaldır” dedi. Aleyhisselâm Efendimiz:

 

-“Öbürkünü de kaldırırsam düşerim” buyurdu. Kafir dedi ki:

 

-“Yerden bir karış yukarı kalkamazken semaya ve Sidre-i Müntehâya nasıl yükseldin?”

 

Bunun üzerine Peygamberimiz kâfire:

 

-“Mescidden çık, bu sözleri Ali’ye anlat, o sana cevap verir,” dedi. Adam dışarı çıktı. Hazreti Ali Efendimiz ile karşılaşınca ona hadiseyi anlattı. Hazreti Ali kılıcını sıyırdı ve:

 

-“İnatçıya cevap böyle olur,” diyerek kâfirin boynunu vurdu.

 

 

 

EFENDİMİZ KULLUĞU TERCİH ETTİ

 

 

 

 

İsra ayetinde Peygamber Efendimizden Muhammed, Rasül gibi isim ve vasıflarla değil “Kul” diye tabir edilmiştir. Çünkü Peygamberimiz Allah’ü Teâlâ’dan bunu istedi.

 

Şöyle ki:

 

Mirac gecesi Hazreti Allah Rasülüllah Efendimize şöyle dedi:

 

-“Melikler (sultanlar) bir kulunu mülk vermek için seçtiği ve itibar sahibi yapmak istediği zaman onun şerefini izhar ederler. Sana ne yapmamı istersin?”

 

Aleyhisselâm Efendimiz:

 

-“Ya Rabbi, beni ubudiyyet (kulluk) ile kendine izafe et,” cevabını verdi. Hazreti Allah (C.C.) da, “Sübhanellezi esra bi abdihi” ayetini gönderdi.

 

Böylece Peygamberimizi kendisine kulluk izafe etmekle şereflendirdi.

 

 

 

Beyit:

 

 

Efendim, beni “Ey Kulum “ diye çağır,

 

Çünkü o, isimlerin en şereflisidir.

 

 

 

 

 

Hazreti Allah:

 

-“Bu (ubudiyyet), senin isteğin. Senin için bundan daha güzeli de var. O da “senin bize habib (sevgili) olarak izafe edilmendir. Sen Habibullah (Allah’ın sevgilisi) sin.” buyurdu.

 

 

 

Ayetin manası:

 

 

Hususi (kulu) ve hâlis rasülü (Muhammed’i gece) nin bir cüzünde yürüten zatı tesbih ederim Gecenin bir cüzündedir, hepsinde değil. Gecenin diğer kısmında yedi kat semaya çıkmış ve Rabbi ile mülâki olmuştur. “Gece”nin nekre olarak gelmesi İsra’nın müddetinin az olmasındandır.

 


 


 

1 Mescid-i Haram

 

2 Mescid-i Aksa

 

1 İbn-i Abbas Radıyallâhü Anh dan: Rasülüllah S.A.V. çocukluk devresinde bir gün Mekke’nin vadileri arasında kayboldu. Dedesi Abdülmuttalib kendisini ararken Kabe’nin örtülerine yapışarak şöyle dedi: “Kavuştur bana Ya Rab oğlum Muhammedi. Olsun bana her işimde yardım eli” Bu duadan sonra Ebu Cehil Onu buldu ve dedesi Abdülmuttalib’e teslim etti. İşte bu hadisede Hazreti Allah kendisini düşmanına buldurdu. Bu mevzuda Musa Aleyhisselâm’a benziyor ki Hazreti Musa’yı sandığa koyup suya bıraktıklarında onu düşmanı olan Firavun bulmuştu.

 

 

(R.Beyan 10/457)