15. SOHBET: RİYASET SEVGİSİ

Yayınlanma İnce Sohbetler

15. SOHBET RİYASET SEVGİSİ

 

Meali: O gün ki, ne mal fayda verir ne de oğullar. Ancak Allah’a (manevi hastalıklardan) temiz bir kalb ile varan müstesna.   (Şuara-88-89).

 

Kalbin altmış hastalığından üçüncüsü dünya reisliği, baş olama sevgisidir. Buna makam, mevki sevgisi de denilir ki bu da; Başkanlık, başkalarının önüne geçme, şeref, insanlar arasında “iyi” diye ün salma ve anılma arzusudur. 

 

Ka’b bin Malik R.A’dan rivayet edilen bir Hadis-i Şerifte Aleyhisselâm Efendimiz buyurdu ki:

Bir kimsenin mal ve şeref sahibi olma hırsının o kişinin dini hayatında meydana getirdiği fesat ve helak, koyun sürüsüne dalan aç kurtların sürüde meydana getirdiği feci manzaradann daha kötüdür. Çünkü bu yüce, büyük olma arzusu yeryüzünde fesadı gerektirir.

 

Ayet Meali: Eğer Allah, kullarına rızkı bol bol yayıverse idi, muhakkak yeryüzünde azar, taşkınlık ederlerdi. Fakat (Allah, rızkı) dilediği bir miktar ile indirir. Şüphesiz ki O, kullarının bütün hallerinden haberdardır, bütün yaptıklarını görendir. (Şura-27)

 

Ayet Meali: Gerçek şu ki, insanoğlu kendini (sahip olduğu mal ile Allah’tan) müstağni görmekle azgınlık eder.

 

 

Enes R.A’dan; Rasülüllah A.S buyurdular ki:

Dini ve dünyası sebebi ile kişinin insanlar tarafından parmakla gösterilmesi şer olarak kendisine yeter.

Parmak ile gösterilmek, adet olduğu üzere kişinin insanlar arasında tek ve büyük olması sebebi iledir.

Her ne kadar insanların tamamı şöhreti arzu etse de şöhret bir afettir.

Dini mevzularda parmakla gösterilmek, ucub ve riyâyı gerektirdiği için kötüdür.

 

RİYASET SEVGİSİNİN SEBEBİ ÜÇTÜR

 

1-  Baş olma ve makam elde etme düşüncesi ile nefsin istek ve arzularından, haram olan şeylere tevessül etmek. Zulüm ve düşmanlık yolu ile insanların mallarını istilâ etmek, kendinden aşağı derecede olanlara yükseklik taslamak, insanların kalbine korku salarak onları karşılıksız çalıştırmak gibi ki, bunlar haramdır.

 

2- Baş olma ve makam sebebiyle başkasının hakkını almak. Çünkü makam ve riyaset ile bu daha kolay olur. Zira mal sahibi, insanlara güneş ışığından daha çok lazım olur. İnsanlar yanında, mal sahibi sudan daha tatlı, semâdan daha yüksektir. Hatası doğru, yanlışı da güzeldir. Oturduğu yeri, mevkii yüksek olur. Sözü usandırmaz. Malı ve mevkii sebebi ile, sadaka dağıtma ve mescitler yaptırma gibi müstehab olan meramına da kavuşur. Çeşit çeşit yiyecekler, giyecekler, köşkler, vasıtalar ve nikahlı eşler gibi mubah olan arzularına da ulaşır.

 

Bununla beraber makam ve riyaset ile zalimlerin zulmünü defetmek, gaddar ve zalimlere karşı hakkı tatbik etmek, dini Muhammedi’yi üstün kılmak, emri bilma’ruf, nehy-i anil münker yolu ile insanları ıslah etmek de mümkün olabilir. (1)

 

Eğer bu son kısım riya, batıla hak elbisesi giydirmek, vacib ve sünnetleri terk etmek gibi mahzurlardan uzak olursa caizdir, hatta müstehabdır.

 

Rasülüllah A.S buyurdular ki: Hak ile bir gün hükmetmem, bana Allah yolunda bir sene harb etmemden daha sevimlidir.

 

Hadis-i Şerif: Bir saat adaletle hükmetmek, altmış yıl ibadet etmekten daha hayırlıdır.

 

Eğer ucub, insanlara üstünlük taslamak gibi mahzurlardan uzak olmazsa riyaset ve makam sevgisi caiz değildir.

 

3-  Makam ve mevki ile ve onun tesiri ile arzularını yerine getirmek suretiyle zevk almak ve bunu bir kemal, üstünlük zannetmek.

Bu hareket de mahzurlardan uzak ise haram değildir. Belki “Kemal” mertebesini bozduğu için kötülenmiştir. Çünkü bu hareketin sahibinin mahlûkâtı gözetme hususundaki gayreti eksik olur. Zira insanlar ondan ayrılmaz, onu kötülemez ve dışlamazlar. İnsanların seviyesine inmek, büyüklere saygı göstermek, küçüklere merhamet etmek, onlara rıfk ile ve yumuşak davranmak ve idare etmekle olur. Çünkü insanları idare etmek ve onları gözetmek kişinin aklının kemalindendir. Kalb onunla huzur ve sükûn bulur.

 

RİYASET SEVGİSİNİN İLACI

 

1- Riyasetin hakiki bir kemal, üstünlük olmadığını, belki elden çıkması çok süratli olan mecazi ve müsteâr bir üstünlük olduğunu bilmek.

 

RİVAYET

DÜNYA MÜLKÜ VE SALTANATI GEÇİCİDİR

 

Me’mun’un vefatı yaklaştığı zaman bazı dostları yanına girdiler, onu, üzerine ateş külü serilmiş bir hayvan derisini yere sermiş ve üzerinde çırpınıp dövünürken buldular. Bir taraftan da şöyle yalvarıyordu:

-“Ey mülkü, saltanatı daimi olan Allah’ım, mülkü ve saltanatı elinden gidene merhamet et.”

 

Dünya nimetleri insanı kulluktan alıkoyan, meşgul eden şeylerle karışmıştır. İnsanoğlu bununla aldanmaktadır, ama bu hal geçicidir. Fakat ahiret hayatı daha hayırlı ve bâkidir.

 

 

2-  İnsanların kendisine rağbetini azaltmak için âdet olarak insanlara göre hafif, değersiz, şeran ise mübah olan hareketlerde bulunup bu suretle insanların gözünden ve kalbinden düşmeyi sağlamak.

 

HİKAYE

İNSANLARIN GÖZÜNDEN DÜŞMEK ÖNEMLİ DEĞİLDİR

 

Zamanın sultanı zahitlerden birini ziyaret etmek istedi. Zahid sultanın yaklaştığını duyunca yemek ve sebze istedi. Sultan içeriye girerken de hazırlananları hırsla, büyük lokmalar halinde yemeye başladı. Sultan bu manzarayı görünce zahid onun gözünden düştü ve alel acele oradan döndü. Bunun üzerine zahid şöyle dedi:

-“Seni, benim yanından geriye döndüren Allah’a hamdolsun.”

 

Makam sevgisini kesmek ve onu uzaklaştırmanın en kuvvetli yolu; insanlardan ayrılmak, bilinmeyen yerlere, uzak köyler ve dağ başları gibi tenha yerlere gitmektir. Bir de az miktarda azığa kanaat etmektir. (2)

En azından evine kapanıp dışarıya çıkmamak, ancak cemaat ve Cuma gibi zaruret halinde çıkmaktır.

 

Hadis-i Şerif: İnsanların akidlerini bozduklarını, emanetlerini hafife aldıklarını ve -parmaklarını birbirine geçirip- böyle oldukların gördüğün zaman evini tercih et, diline sahip ol, maruf olanı al, münkeri bırak, kendi işinle meşgul ol ve âmmenin işlerini kendilerine bırak.  (Hakim) (Ramuz-ul Ehadis 1/46)

 

Bizim zamanımızda olduğu gibi. Çünkü bu zaman susma, eve kapanma,(3) az miktarda azığa kanaat (4) etme ve diri olup asla ölmeyecek olan Allah’a tevekkül etme zamanıdır. 

 

Ama kendisine sevgi ve hırs duyulmayan makam, ne şeriat ve ne de akıl tarafından kötülenmemiştir. Nasıl kötülenebilir ki? Halbuki zalim idareci nedâmet (kıyamet) günü insanların en alçağı olduğu gibi âdil idareci de kıyamet günü derece bakımından insanların en üstünüdür.

 

Hadis-i Şerif: Yedi sınıf insan vardır ki, arşın gölgesinden başka bir gölgenin olmadığı günde Allah o kişileri arşının gölgesinde gölgelendirir. Adil idareci, Allah’a ibadetten neşe duyan-zevk alan genç, (5) yalnız kaldığı zamanlar Allah’ı zikredip gözyaşı döken kimse,(6) kalbi mescidlere bağlı kimse, Allah için seven kimse, güzel ve mevki sahibi bir kadın kendisini davet ettiğinde “ben Allah’tan korkarım” diyen kimse, (7) sağ elinin yaptığını sol eli bilmeyecek derecede gizli olarak sadaka veren kimse.

 

 Hangi makam ve mevki Peygamberlerin ve Hulefâyı Raşidîn’in makamından daha üstündür? Ki onlar hak ile hükmetmiş, adaletli davranmışlardır. Onların makamından daha üstün bir makam yoktur. Yalnız onlarda ne mevki hırsı, ne de makam sevgisi vardır.

Fakat bu durumda olanlar çok azdır. Makam ve mal sebebi ile insan ekseriyetle azgınlaşır ve Allah’ın kullarına zulmeder. Hatta geçmiş ümmetlerde olduğu gibi insanı küfre ve ilâhlık davasına götürür.

 

HİKAYE

ZORBA VE ÖLÜM MELEĞİ

 

İsrail zorbalarından birisi evinde adamları ile baş başa iken içeriye bir şahıs girdi. Zorba adam öfke ile ayağa kalktı ve;

-“Sen kimsin, seni içeriye kim aldı?” dedi. Giren şahıs: 

-“Rabbim aldı. Bana hiç bir perde engel olamaz. Sultanların yanına girerken izin istemem. Zorbaların saldırısından korkmam. Hiçbir inatçı zorba ve hiçbir inatçı şeytan elimden kurtulamaz” dedi Zorba; eğilip korkarak;

 -“Öyle ise sen ölüm meleğisin,” dedi. Şahıs:

 -“Evet” dedi. Zorba :  

 -“Bana mühlet ver de ahdimi yerine getireyim,” diye istekte bulundu. Ölüm meleği:

 -“Heyhât, müddetin doldu, nefeslerin tükendi, geciktirmek mümkün değil,” dedi. Zorba:

 -“Beni nereye götüreceksin?” diye sordu. Ölüm meleği:  -“Göndermiş olduğun amellerinin yanına ve hazırladığın evine götüreceğim,” dedi. Zorba:

 -“Ben hiç bir salih amel göndermedim ve güzel bir ev de hazırlamadım,” dedi. Ölüm meleği:

 -“Öyle ise eli ayağı (bütün uzuvları) söküp çıkaran alevli bir ateşe, cehenneme götüreceğim,” dedi ve yakınlarının çığlıkları ve göz yaşları arasında onun ruhunu aldı. (Hadimi, İhya ül Ülum’dan)

 

 Ömür sermayesini güzel bir şekilde korumak ve değerlendirmek icab eder. Çünkü o çok kıymetlidir, para ile satın alınamaz.

 

 EN KIYMETLİ NİMET İNSAN ÖMRÜDÜR

 

 Bil ki, varlıkların en şereflisi ve kıymetlisi insan hayatı ve insan ömrüdür. Onun içindir ki Allah’ı sevdiğini iddia eden kimseler açığa çıksın diye Hazreti Allah gazayı emretti. Kim ki ruhunu Allah yolunda fedaya hazır ise, o kişi mevlasına olan sevgisinde sadıktır. Eğer bunu yapamıyorsa iddiasında yalancıdır.

 Görmez misin ki hiç kimse, çok sevdiği biri de olsa bir başkasına ömründen bir kısmını vermemektedir.

 

 HİKAYE

 ÖMRÜNDEN KIRK SENEYİ OĞLUNA VERMİŞTİN

 

 Adem Aleyhisselâm’dan rivayet edilen şu hadise bu mevzuyu te’kid etmektedir.

 Adem Aleyhisselâm Allâh’ü Teâlâ’nın kendisine vahyi ile Davud A.S’ın ömrünün 60 sene olacağını öğrendi:

 -“Ya Rabbi, onun ömrünü uzat,” diye dua etti. Allah C.C:

 -“Olmaz, ancak senin ömründen ona ilave etmekle olur,” buyurdu. Adem A.S’ın ömrü de bin sene idi. Ömründen kırk senesini Davud A.S’a hibe etti. Hazreti Allah bunu yazdırdı ve meleklerini de şahid kıldı. Adem A.S’ın ömrünün 960 senesi geçince ölüm meleği geldi. Adem A.S:  

  -“Benim hakkımda acele ettin, daha kırk sene ömrüm var,” dedi. Melek:

 -“Sen o kırk seneyi oğlun Davud’a hibe ettin,” dedi. Adem A.S:

 -“Ben böyle bir şey yapmadım, kimseye de bir şey hibe etmedim,” dedi. Bunun üzerine Allâh’ü Teâlâ yazdırdığı yazıyı indirdi ve melekleri de şahid olarak getirdi. Sonra da kendisi tarafından bir lütuf ve ihsan olarak Adem A.S’ın ömrünü bin seneye, Davud A.S’ın ömrünü de yüz seneye tamamladı.

 

 Hadis-i Şerif: Adem A.S unuttu, zürriyeti de unuttu. Adem A.S inkar etti, zürriyeti de inkar etti.  (Cevâmi-ul Usûl)

 

 

 

DUA:

 

Allah’ım!

Bizi Cehennemden azad et, helak yurdundan kurtar, hayırlı kullarının yolunda gitmeye muvaffak kıl. Bütün günahlarımızı, hatalarımızı affet. Bizi ve burada hazır bulunan cemaati günlerini ganimet bilenlerden, hata ve günahtan kaçınanlardan, fazla konuşmaktan dilini tutanlardan ve haram dinlemekten kaçınanlardan eyle.

Allah’ım!

 Senden cenneti ve cennete yaklaştıran söz ve amelleri isteriz. Senden sabır, afiyet ve arzumuza kavuşmayı isteriz. Bizi ecel gelmeden önce itaat yapmakla rızıklandır.

Allah’ım!

 Dinine yardım edenlere sen de yardım et, dinine yardım etmeyenlere sen de yardımını kes. Mücahitleri, murabıt (bağlı) askerleri koru. Sana inanan hacılara, ziyaretçilere ve gazilere selamet ver.

Allah’ım,

 Peygamberin Muhammed Mustafa A.S’ın şeriatını güçlendir. Razı olduğun dinine tabi olanları çoğalt. Onun seçilmiş alinin kalblerine bir birine ülfet ve muhabbet ver. Bizi ve burada hazır olanları onun sünnetine sarılanlardan eyle. Ona kemali muhabbetle, ashabının ve zürriyetinin de yardımı ile kurtulanlardan eyle. Amin...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

RİYASET SEVGİSİ -II

 

Ammar bin Yasir R.A’dan: RAsülüllah S.A.V. buyurdu ki;

 Ya Ammar, Hazreti Allah Meleklerden birine mahlukatı dinleme vazifesi verdi. O melek kıyamete kadar benim kabrimin üzerinde durur. Ümmetimden bir kişi bana salavâtı şerife okuduğunda o melek der ki: “Ya Muhammed filan oğlu filan- onun ve babasının ismi ile- sana şöyle salavâtı şerife okudu.” Rabbimiz Azze ve Celle bana bir defa salavât okuyana on defa rahmet edeceğini garanti etti. Salavât çoğaldıkça Allah da o kişiye rahmeti çoğaltır. (Sinâniye)

 

Allâh’ümme salli alâ seyyidine Muhammedin bahri envârike ve ma’dini esrârike salâten tedûmü bidevâmike ve tebkâ bibekâihe lâ müntehâ lehâ dûne ilmike.

 

(1)

ADALETE RİAYET

 

Allâh’ü Teâlâ böyle kişileri Araf Sûresindeki şu ayeti ile methetmiştir.

Ayet Meali: Bizim yarattıklarımızdan bir ümmet de vardır ki, hak ile doğru yolu gösterir ve onunla âdil davranır.

Yani, kendi aralarında câri muhâkemelerde adalet ve doğruluk ile hükmederler.

Bilmelisin ki, Hak ehli nail oldukları nimet ve derecelere, önce kendi nefislerinde hidayet ve adalet üzere olduktan sonra mahluklar arasında da insanlara karşı hidayet ve adaletle davranmakla erişmişlerdir.

 

Ayet Meali: Gerçekten Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arsında hükmettiğiniz zaman, adaletle hüküm vermenizi emreder. Hakikaten Allah bununla size ne güzel öğüt veriyor. Şüphe yok ki Allah, hükümlerinizi hakkıyla işitici, emanete ait işlerinizi hakkıyla görücüdür. (Nisa-58)

 

Ayet Meali: Muhakkak ki Allah, adaleti, ihsanı ve akrabaya vermeyi emrediyor. Zinadan, fenalıklardan ve insanlara zulüm yapmaktan da nehyediyor. Size böylece öğüt veriyor ki, benimseyip tutasınız. (Nahil-90)

 

Bu meselenin tahkiki şöyledir: İnsanın muamelesi ya Rabbi ile, ya kendisi ile, ya da insanlar iledir. Bu kısımların hepsinde adalet ve emanete riayet etmek elbette lazımdır.

 

1. RABBİ İLE OLAN MUAMELELERİNDE ADALETE RİAYET

 

Emredilen şeyleri yapmak, yasak edilenlerden de kaçınmaktır. Bu mevzu, sahili olmayan bir okyanustur.

 

 İbn-i Mesud’dan:

 Her hususta emanete riayet lazımdır. Mesela; dil bir emanettir. Onu yalanda, gıybette, küfürde, bidatte, çirkinlikte ve mâlâya’nîde kullanmamak icab eder.

Zira kişinin mâlâya’niyi terk etmesi onun dininin güzelliğindendir.

 

Hadis-i Şerif: Kim susarsa (dilini tutarsa) kurtulur. 

 

Belâ, konuşmaya bağlıdır. Nasıl bağlı olmasın ki? Bazı kelimeler vardır, söyleyenin ölümüne sebep olur.

 

Beyit:

Dilini tut, konuşma, yoksa belaya uğrarsın.

 Çünkü bela konuşmaya bağlıdır.

 

Şiir:

Ey insan dilini tut,

Seni sokmasın, çünkü o bir yılandır.

 Kabirde nice kimseler vardır ki, katili dilidir.

  Korkardı, ama cesaret arzu ederdi.

 

Denildi ki: En faziletli sadaka dilini muhafaza etmektir.

 

Hikmet on cüzdür. Dokuzu susmaktır. Biri de insanlardan ayrılma, uzaklaşmadır.

 

2. MAHLUKAT İLE OLAN MUAMELELERİNDE ADALETE RİAYET

 

a- Emanet edilen şeye riayet etmek bu mevzuya dahildir. Emanete hıyanet etmek münafıklık alametidir. Kişinin dış görünüşünün düzgün olması seni aldatmasın. Zira insanlar kilitli birer sandıktır. Anahtarı da tecrübelerdir.

 

HİKAYE

EMANETE HİYANET VE VALİNİN ROLÜ

 

Adamın biri Bağdat’a geldi. Bin dinar kıymetinde bir gerdanlığı vardı. Onu satmak istedi, anlaşamadı. Hayırlı ve dindar diye bilinen bir Attar’a[1] gitti. Gerdanlığı ona emanet olarak bıraktı ve hacca gitti. Dönüşte attara hediye getirdi ve selam vererek girdi. Attar:

-“Sen kimsin ve seni kim tanıyor?” diye sordu. O da:

-“Ben gerdanlığın sahibiyim,” diye cevap verince Attar onu tekmeledi ve dükkanından dışarıya attı. Etrafına insanlar toplandı ve: 

-“Yazıklar olsun sana, bu adam iyi biridir, yalan isnat edecek bundan başkasını bulamadın mı?” dediler. Hacı bu durum karşısında hayret etti.

Dükkana tekrar girdi. Bu sefer attar daha fazla sövdü ve vurdu. Bazıları tarafından hacıya:

-“Valiye gidersen, belki onun tecrübesinin sana bir faydası olur,” denildi. Hacı hadiseyi yazdı ve Valiye iletti. Vali:

-“Yarın git, üç gün attarın dükkanında otur. Dördüncü günü ben uğrar, sana selam veririm. Sen selam hariç bana cevap verme. Ben ayrıldıktan sonra gerdanlığı hatırlat. Sonra da sana söyleyeceklerini bana bildir”.

Hacı söylenileni yaptı. Dördüncü günü vali büyük bir ciddiyetle geldi. Hacıyı görünce durdu ve “Selamün Aleyküm” dedi. Hacı “Aleyküm-üs Selam” diye mukabele etti ve başka bir harekette bulunmadı. Vali:

-“Kardeşim! Irak’tan geliyorsun ve bize uğramıyorsun, ihtiyacını söylemiyorsun,” dedi. Hacı anlaştıkları üzere sadece selam verip başka şey söylemedi. Yanındaki asker bu duruma hayret ederek, heybetle dikiliyordu. Attar şaşırdı, çok korktu ve öleceğini zannetti. Vali oradan ayrıldıktan sonra Hacıya iltifat etti, dedi ki:

-“Kardeşim, gerdanlığı ne zaman emanet etmiştin ve neyin içinde idi, söyle de hatırlayayım.” Hacı da söyledi. Attar araştırdı ve içinde gerdanlık olan kılıfı çıkardı.

-“Allah’a yemin ederim ki ben unutmuştum. Hatırlatmasan hatırlayamayacaktım” dedi. Hacı gerdanlığı aldı, Valiye gitti. Vali gerdanlığı Attarın boynuna taktırdı ve dükkanının önünde dövdürdü. Bir taraftan da:

-“Bu, sana emaneti alıp sonra da inkar etmenin cezasıdır,” diye bağırdı. Sonra Hacı gerdanlığını aldı ve memleketine döndü.

(Müstatraf-118)

 

b-Sır olan şeyleri muhafaza.

Emanete riayet mevzuuna sırları muhafaza da girer. Sırlar daha iyi muhafaza edilmesi gereken emanetlerdir. Zira, malı korumayı beceren herkes sırları muhafazayı beceremez.

 

HİKAYE

SIRRINI MUHAFAZA EDEMEDİ, AZLEDİLDİ

 

Hazreti Ömer R.A bir adamı Şam Valiliğine tayin etti. Tayin evrakını imzaladı. Şam’lıların haberi olmadan oraya ulaşması için de kimseye haber vermemesini tenbih etti. O, hanımını haberdar etti. Hanımı da başkalarına söyledi. Haber etrafa yayıldı ve vali yola çıkmadan evvel haber Hazreti Ömer’e ulaştı. Hazreti Ömer Valiyi çağırdı, azarladı ve valilikten azletti.

 

c-İdarecilerin idaresi altındaki tebaasına adaleti.

 

d-Alimlerin avam halka adaleti. Onları dünya ve ahiret hususunda kendilerine faydası olacak itikat ve ameller konusunda irşad etmek suretiyle adalet.

 

 

3- İNSANIN KENDİSİ İLE ALAKALI MUAMELELERİNDE ADALETE RİAYET

 

a- Dini ve dünyevi hususlarda, ancak kendi iyiliğine ve menfaatine olan işleri yapmak.

b- Şehvet sebebi ile din kisvesini, elbisesini soyup da ahirette kendisine zarar verecek adımları atmamak.

c- Rüşvet almaktan ve haram irtikap etmekten kaçınmak. Zira rüşvet alan kişi mühim işlere ehemmiyet vermez, ilgilenmez.

 

Rivayete göre İskender, şairlerinden birisine öfkelendi. Onu uzaklaştırdı ve malını da arkadaşları arasında taksim edip dağıttı.

-“Niçin böyle yaptınız” diye sorulunca dedi ki:

-“Onu uzaklaştırmam suçundan dolayıdır. Malını arkadaşlarına, dağıtmam ise arkadaşları onun hakkında şefaat etmesinler diyedir.”

 

Bak, malı şefaate sebep olmasın diye nasıl elinden aldı, geriye isteyemesin diye de arkadaşlarına dağıttı. Arkadaşları da onun malına tamah ettiler ve şefaat etmediler.

Öyle ise sen de başkaları hakkındaki hükümlerde zalim ve yağcılardan olmamak için tamah etmeyi terk etmelisin.

 

Haberde geldi ki: Kadılar (Hakimler) kıyamet günü müslümanların köprüsüdür. Onun içindir ki Ebu Hanife (Rahmetullahi Aleyh) kadılığı kabul etmedi.

 

Hadis-i Şerif: Adalet sahibi kadı, kıyamet günü getirilir, şiddetli bir hesap ile karşılaşır ve temenni eder ki: “Keşke iki kişi arasında bir hurma davası fasl etmeseydi”. (Ramuz-2/505)

Adaletle hükmeden hakimin hali böyle olursa, zalim ve rüşvet alanın hali nasıl olur?

 

Hadis-i Şerif: Üç hakimden ikisi cehennemde, biri de cennettedir.

a- Bir hakim haksız hükmeder, bunu da bilir, bu hakim cehennemdedir.

b- Bir hakim haksız hükmeder, bunu da bilmez, insanların hukukunu bozar, bu da cehennemdedir.

c- Bir hakim de hak ile hükmeder, bu da cennettedir. 

 

HİKAYE

İKİ KADI CEHENNEMDE BİR KADI DA CENNETTEDİR

 

Beni İsrail aralarındaki hükümlerin icrası için üç hakim vazifelendirirlerdi. Hasımlar dava için hakimlerden birisine gidip taraflardan biri razı olmazsa ikinci hakime giderlerdi. Sonra da kalbleri kanaat getirsin diye üçüncü hakime giderlerdi.

Bir gün hakimleri imtihan etmek arzusu ile bir melek insan suretine girdi. Cins bir erkek ata bindi ve bir kuyu başına vardı. O anda başka bir adam da bir inek ve yanında buzağısı ile, onları sulamak için kuyunun başına geldi. Suladıktan sonra dönmek istediğinde melek buzağıya işaret etti. Buzağı da atın yanına geldi. Sahibi ne kadar bağırsa, çağırsa da dinlemedi ve annesinin yanına gitmedi. Adam buzağıyı sürüp götürmek için geldi. Melek:

-“Ey kişi! Buzağıyı benim şu atım doğurdu. Acele yolumdan çekil git,” dedi. Adam hayretle:

-“Buzağı benim malım, onu şu ineğim doğurdu,” diye söylendi. İnsan suretine giren melek ile adam münakaşaya başladılar ve birinci kadıya gittiler. Melek önceden kadıya gidip:

-“Eğer buzağının bana ait olduğuna hükmedersen sana şunu vereceğim,” dedi. Kadı da bunu kabul etti. Mahkemede buzağının meleğe ait olduğuna hükmetti.

Adam bu hükme razı olmadı ve ikinci kadıya gidip durumu arz ettiler. O da birincisi gibi buzağının meleğin malı olduğuna hükmetti.

Adam yine razı olmadı ve üçüncü hakime arz ettiler. Melek üçüncü hakime de rüşvet teklif etti. Ama o:

-“Ben böyle bir hüküm veremem. Çünkü ben hayız oldum,” dedi. Melek hayretle:

-“Sen ne söylüyorsun erkekler hiç hayız görür mü?” dedi. Hakim dedi ki:

-“Sen benim sözüme hayret ediyorsun da kendi söylediğine neden hayret etmiyorsun. Erkekler hayız görmediği gibi bu at da buzağı doğurmaz.”

Bunun üzerine melek şöyle dedi: İki kadı cehennemde, bir kadı da cennettedir. 

(Mefatih, Ruhul Beyan, Nevâdir-i Kalyûbi)

 

 

 (2)

KANAAT SAHİBİ OLMAK

 

İmam-ı Şafii R.A buyurdu ki:

Şiir

Kanaati zenginlik hazinesi olarak buldum

Ona, doğan kuşu (nun avına yapıştığı gibi) yapıştım

Parasız (kanaatla) zengin oldum

İnsanların yanına sultanmışım gibi varıyorum

 

Şiir

Kıymetli elbiselere meyil etme,

Kemiklerinin çürüyeceğini hatırla.

Dünya ziynetlerini gördüğünde;

“Mühim değil, hayat, ahiret hayatıdır” de.

 

Beyhaki, Hazreti Ali R.A’dan rivayet ediyor:

Rasülüllah (S.A.V) buyurdular ki: Kim az rızka razı olursa Hazreti Allah da az amele razı olur.

 

Nafile ibadetleri az yapmaktan dolayı kişi kınanmaz. 

Öyle ise ey kişi, kanaatkar olman icap eder.

 

Denildi ki: Zenginin hayırlısı kanaatkar olanı, fakirin şerlisi de insanların önünde eğilenidir.

 

(3)

İNSANLARDAN UZAK DURMAK

 

İnsanlardan uzak durmak lazımdır.

 

Şu söz ne güzeldir.

İnsanlarla birlikte olmak hiç bir şey ifade etmez,

Dedi kodu, saçma sapan konuşmadan başka.

İnsanlarla birlikte olmayı azalt,

İlim öğrenmek ve halini düzeltmek için müstesna.

 

 

 

 Şu sözü söyleyen de ne güzel demiş:

Akrabaların akreptir, kaç onlardan.

Yaklaşma amcaya, dayıya.

Nice amca vardır, ondan üzüntü gelir sana.

Nice dayı vardır, hayır yoktur onda.

 

Beyit:

İnsanlar derin bir okyanustur, onlardan uzaklaşmak da bir gemi. Ben sana nasihat ederim, sen miskin nefsine bak.

 

Abdullah bin Mübarek’ten rivayet edildi:

Bu zat ticaret yapardı:

-“Beş kişi olmasa idi ben ticaret yapmazdım. İki süfyanlar, Fudayl, İbni Şemmak, İbni Aliyye” derdi. İbni Aliyye onlara nasihat ederdi. Ona:

-“İbn-i Aliyye kadı olarak tayin edildi” denildi. Onun yanına gitmedi ve ondan da kendisine bir haber ulaşmadı. Daha sonra İbn-i Aliyye Abdullah ibn-i Mübarek’in yanına geldi. Başını İbn-i Aliyye’den tarafa çevirmedi. Daha sonra ona şöyle yazdı:

Ey ilmini avcı kuşu yapan,

Onunla fakirlerin mallarını avlayan.

Dünya nimetlerini helal kıldın. 

Dini gideren bir hile ile

Bundan sonra sen mecnun oldun

Halbu ki mecnunların ilacı idi.

Nerede serdettiğin (söylediğin) sözler,

Sultanların kapısını terke dair ?

Söylediklerini kerih görüyorsan bu batıldır.

İlmin şerefi çamura (balçığa) düştü.

 

Hasılı; mana ehli makam, mevki kabilinden olan vazifeleri yüklenmek istemezler. Onun içindir ki İmam-ı Azam kadılığı kabul etmedi.

 

Rivayet:

Abbasi Halifelerinden Ebu Cafer Mansur ed-Davâniki, Hazreti Ebu Hanife’ye kadılık teklifini kabul etmediği için yüz kırbaç vurdurup haps eyledi. Ahir ul emr zindanda hicretin 150. Senesinde mah-ı Recep’de (recep ayında) Sinni (yaşı) 70 seneye vasıl iken vefat eyledi. Merkad-ı Şerifi (kabri) Bağdat’ta ziyaretgahtır. Menakıb-ı hakkında resaili müstakille yazmışlardır.

Lakin Kaza bil hak (hak ile hüküm vermek) efdali âmalden olduğu için hususan fasl eder, vâkıf bişşeriat (şeriat hükümlerine vakıf) bir fakih ve alime ihtiyaç zaruri olduğu halde Harun-ur Reşid asrında İmam Ebu Yusuf Kazayı (Hakimliği) kabul eyledi.

Ve kaza ve fetva ve emsali hilati ilâhiyye olmakla ademi telvis şartıyla taklidi (üstlenilmesi) la be’sdir.

 

(4)

KANAAT, ÇALIŞIP KAZANMAYI TERK ETMEK DEĞİLDİR

 

Aza razı olmak ve az rızka kanaat etmek lazımdır. Lakin rızkına kanaat etmek rızık tahsilini terk etmeyi, sebeplerine başvurmamayı gerektirmez. Zira boş durmak, tembellik ve rızık için çalışmayı terk etmek kötülenmiştir. Allâh’ü Teâlâ boş duranları sevmez.

 

Hatta “Çalışıp kazanan Allah’ın dostudur” buyurulmuştur.

 

DÖRT KİŞİNİN DUASI KABUL EDİLMEZ:

 

1. Evinde oturup Allah’tan kendisine zenginlik vermesine dua eden kişi.

Allah’ü Teali: “Ben sana çalışmayı emretmiyor muyum?” buyurmuştur.

 

Şiir

Dağlardan taş taşımak

Başkasına minnet etmekten daha sevimlidir bana.

İnsanlar “ çalışmaktan utanmam”ı söylüyorlar,

Dedim ki: “İstemek zilletine düşmektedir utanma”

 

Şiir:

Bütün dünyanın acısını tattım,

İstemekten daha acı bir şey olmadığını gördüm.

 

 

 

Lokman A.S oğluna şöyle vasiyet etti:

-Ey oğulcağızım! Ebu Cehil karpuzunu[2] yedim, sabrı tattım. Fakirlikten daha acı bir şey görmedim. Eğer fakir düşersen, “kendi malını eksiltir” düşüncesi ile insanlar seninle konuşmazlar. Zira insanlara göre “müflis” kurşundan daha ağırdır.

 

Beyt

  Dostu olmaz düşenin müzlükayı edbara

Eyn ve an nerede kalır, hasım olur evladı bile.

 

2. Malını Allah’a isyanda, ihtiyacından fazla bina yapmakta harcayıp fakir düşen, sonra da Allah’tan kendisine zenginlik vermesi için dua eden kişi.

Allâh’ü Teâlâ buyurdu ki: Ben sana iktisat etmeyi emretmedim mi? Ve sen şu sözümü duymadın mı?

 

Ayet Meali: Onlar ki, harcadıkları zaman israf etmezler, sıkılık da yapmazlar ve harcamalar bu ikisi arası ortalama olur.  (Furkan-67)

İfrat ve tefrit her ikisi de kötülenmiştir.

 

3. Senetsiz ve şahitsiz başkasına bir mal veren kişi ki, sonra istediğinde karşısındaki inkar ediyor. O da Allah’a;

-“Ya Rabbi beni halef kıl, yardım et,alacağımı alabileyim” diye dua ediyor. Hazreti Allah ona:

-“Ben sana şahit tutmayı emretmedim mi?” buyurur.

 

Ayet Meali: Ey iman edenler, muayyen bir vade ile birbirinize borçlandığınız zaman onu yazın (senet yapın). Aranızda bir yazıcı da doğrulukla onu yazsın. Katip Allah’ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan kaçınmasın, yazsın. Üzerinde (başkasına ait) hak olan kimse, borcunu ikrar ederek yazdırsın. Ve Rabbi olan Allah’tan korksun, o haktan (borcundan) hiç bir şeyi eksik etmesin. Eğer üzerinde hak bulunan kimse (borçlu), akılsız, bunamış olursa, veyahut kendisi söyleyip yazdıramayacaksa velisi dosdoğru söyleyip yazdırsın. Erkeklerinizden iki kişiyi de şahit tutun. Eğer iki erkek bulunmazsa, o halde doğruluğuna güvendiğiniz şahitlerden bir erkekle iki kadın gerekir. Böylece o iki kadından biri unutursa, diğerine şahitliği hatırlatsın. Şahitler şahitlik yapmak için çağırıldıkları zaman kaçınmasınlar. Az olsun, çok olsun, hakkı vadesiyle beraber yazmaktan usanmayın. Bu hareket, Allah katında adalete daha uygun, şahitlik için daha sağlam ve şüpheye düşmemenize daha da yakındır. (Bakara-282)

 

3. Kötü ahlaklı bir hanımı olup ta: “Ya Rabbi, beni bu kadından kurtar” diyen kimse.

Hazreti Allah şöyle der:

-“Ben sana boşanma müessesesini vermedim mi? Yani boşanma ruhsatını şu ayetle senin iradene bıraktım.”

 

Ayet Meali: Ric’î talak ikidir. Ondan sonra ya kadınları iyilikle tutmak, ya da güzellikle salmak vardır. (Bakara-229)

 

(5)

GENÇ YAŞTA ALLAH’A İBADET

 

Genç yaşta Allah’a ibadet etmekten zevk ve neşe duyan kimse ile Allah meleklerine iftihar eder. Öyle ise genç yaşta takva sahibi olmak gerekir.

 

Hâdimî’de şöyle denildi:

Hazreti Allah üç sınıf insanı sever, onlardan üç sınıfı daha çok sever.

1.Takva ehlini sever, onlardan genç yaştaki takva ehlini daha çok

sever.

2.Cömertleri sever, fakir cömertleri daha çok sever.

Sadakanın efdal olanı az maldan (kendi ihtiyacına rağmen)

verilendir.

3.Mütevazileri sever, zengin olup ta mütevazı olanları daha çok

sever.

 

Hadis Şerif: Tevbe eden genç vefat ettiği zaman o gencin kendi katındaki değeri sebebiyle Hazreti Allah, kabirdeki müslümanlardan kırk yıl azabı kaldırır.

 

 

(6)

ALLAH KORKUSUNDAN AĞLAMAK

 

Öyleyse ey müslüman, Allah’ın azabını düşünerek ve intikamından korkarak her türlü günahtan dolayı pişmanlık duyup ağlamalı ve tevbe etmelisin.

 

Aleyhisselam Efendimiz şöyle buyurdu:

Üç göz vardır ki onlar kıyamet günü cehennemi görmezler: Allah korkusundan ağlayan göz, Allah yolunda uykusuz kalan göz, Allah’ın haram kıldığı şeylerden yumulan göz(Yani Allah’ın haram kıldığı şeylere bakmaktan alı konulan göz).

 

(7)

Güzellik ve makam sahibi bir kadın (zinaya) davet ettiğinde “Ben Allah’tan korkarım” diyen kimse:

 

HİKAYE

MİSKİ BABA

 

Basra’da “Miskî Baba” denilen bir adam vardı. Hayatı boyunca vücudundan etrafa misk (güzel koku) yayılırdı. Kendisinden bunun sebebi sorulduğunda şöyle anlattı:

-“Gençliğimde çok yakışıklı birisiydim. Ama o kadar da haya sahibiydim. Birileri babama;

-“Onu çarşıya (dükkana) oturtursan biz başka insanlarla oturmayız, (Onu tercih eder, yanında bulunuruz) demişler. Bunun üzerine babam da beni bir manifaturacı dükkanına verdi, orada çalışmaya başladım.

Bir gün bir kocakarı geldi. Aradığı malı istedi, çıkardım. Aldıktan sonra;

-“Parasını almak için benimle gelir misin?” dedi, onunla gittim. Beni büyük bir köşke götürdü. Köşkün büyükçe bir kubbesi vardı. İçeriye girdiğimde bir de ne göreyim; bir karyola üzerinde altınlarla süslenmiş bir döşek, döşekte de genç ve güzel bir kadın. Kadın beni kendisine doğru çekti. Ben:

-“Allah! Allah!” dedim ve geri çekilmek istedim. Kadın:

-“Mahzuru yok, gel” dedi. Kötü niyetini anlayınca dedim ki:

-“İhtiyacım var, müsaade edin helaya gireyim.”

Helaya girdim. Büyük abdestimi yaptım ve onu yüzüme ve bedenime sürdüm ve çıktım. Yanlarına vardığımda beni o halde görünce:

-“Bu adam deli” diyerek beni bıraktılar. Ben de böylece onların şerrinden kurtulmuş oldum. Gece rüyamda bir zat gördüm. Bana dedi ki:

-“Sen Yakup oğlu Yunus’un yolundasın.” Sonra:

-“Beni tanıyor musun?” dedi.

-“Hayır, tanımıyorum,” dedim.

-“Ben Cebrail’im” dedi. Sonra, Yüzümü ve bedenimi mesh etti. O andan itibaren Cebrail Aleyhisselam’ın kokusundan bir eser olan bu koku bende peyda oldu ve sürekli benimle beraber oldu.”

İşte bu lütuf, takva ve gizli ve açıkta Allah’tan korkma sebebiyledir.

(Ruhul Beyan)

 

ALLAH’TAN KORKMAK VE GÜNAHLARI TERKETMEK

 

Hazreti Allah Nur suresinde şöyle buyurdu:

Her kim (sevinçte ve üzüntüde) Allah’a ve Rasülü’ne itaat eder, (günah işlemekten) Allah’tan korkar ve (sair işlerinde de) ondan sakınırsa, işte böyleleri murada ereceklerin (kurtulacakların) ta kedileridir. (Nur-52)

 

Allah’tan korkmak ve bu korku sebebi ile günahları terk etmek iki cihan saadeti için sana yeter.

 

Meşarık’ta zikredilen ve Sahihayn’ın rivayeti ile gelen hadisi şerifte iki cihanın efendisi şöyle haber verdi:

Üç arkadaş beraber yürürken şiddetli bir yağmura yakalandılar. Dağdaki bir mağaraya sığındılar. Onlar içeride iken dağdan bir kaya parçası yuvarlanıp mağaranın ağzını kapattı. Birbirlerine;

-“Sırf Allah rızası için yaptığımız salih amelleri hatırlayıp onları vesile ederek dua edelim, umulur ki Hazreti Allah bir çıkış kapısı açar, kaya açılır” dediler. İçlerinden biri dedi ki:

-“Yâ Allah, benim yaşlı, kocamış anam ve babam vardı. (Akşam olunca) ben onlardan evvel; ne çoluk-çocuk, ne de köleler(im)den hiç birine bir şey içirmezdim. Bir gün (hayvanlarımı otlatacak) ağaçlık bir yer arama arzusu, beni uzaklara götürdü. Onlar uyuyasıya kadar geri dönemedim. Akşam sütlerini sağdım, (fakat) onları uyumuş halde buldum. Kendilerini uyandırmayı ve onlardan evvel çoluk, çocuk ve köleler(im)e akşam sütü içirmeyi hoş görmedim. Çocuklar(ım) ayaklarımın etrafında ağlaşırken ben süt bardağı elimde olduğu halde, onların uyanmasını gözeterek şafak sökesiye kadar (yerimde) bekledim. Nihayet uyandılar, akşam sütlerini içtiler. Yâ Allah, eğer ben şu yaptığımı senin (rızan) için yapmış isem, şu kaya(nın üzerimize kapanmasın)dan düştüğümüz sıkıntıyı bizden açıver, (dedi. Kaya) biraz aralandı (ise de) çıkmaya güç yetiremiyorlardı. Diğeri şöyle dedi:

-“Yâ Allah, benim amcamın bir kızı vardı, o bana insanları en sevimlisi idi. –diğer bir rivayette: onu; bir erkeğin, kadını en şiddetli sevdiği gibi seviyordum- ona yaklaşmak istedim, benden çekindi. Nihayet (kıtlık zuhur eden) senelerden birinde o (kendiliğinden) bana geldi. Kendisini bana teslim etmesi şartı ile ona 120 altın verdim. (İstediğimi) yaptı. Ona karşı (arzumu yapmaya) muktedir olunca –diğer bir rivayette: iki ayağı arasına oturduğumda:-

 -“Allah’tan kork! Haksız yere (bekaret) mührü(mü) bozma” dedi. O, bana kadınların en sevimlisi olduğu halde ondan uzaklaştım, verdiğim altınları da kendisinde bıraktım. Yâ Allah eğer ben şu yaptığımı senin (rızan) için yaptımsa içinde bulunduğumuz hali bizden açıver; dedi. Kaya biraz daha aralandı fakat o aralıktan (dışarı) çıkmaya imkan bulamıyorlardı. Üçüncüsü şöyle yalvardı:

-“Yâ Allah, bir takım ameleler kiralamıştım, birisi hariç (diğerlerinin) ücretlerini kendilerine verdim. O (bir kişi) hakkını (almadan) bırakıp gitti. Onun parasını (çalıştırıp) çoğalttım. O kadar ki bir çok mal meydana geldi. Bir zaman sonra bana geldi.

-“Ey Allah’ın kulu, bana ücretimi ver” dedi. Ben de:

-“Deve, sığır, koyun ve köle olarak bu gördüklerinin hepsi senindir” dedim. O :

-“Ey Allah’ın kulu, benimle eğlenme” dedi. Ben:

-“Seninle alay etmiyorum” dedim. Bunun üzerine malların hepsini alıp sürdü, götürdü. Onlardan hiçbir şey bırakmadı. Yâ Allah, eğer ben şu yaptığımı senin (rızan) için yapmış isem, içinde bulunduğumuz şu hali bizden açıp (kurtarıver bizi) dedi. Kaya tamamen açıldı da (mağaradan) yürüyerek çıktılar.” (Buhari, c.3, s.51; Müslim, c.8, s.89-90.)

 

Takva sahibi olmak ve Allah’tan korkmak icab eder. Zira melaikei kiram günahtan masum olmalarına rağmen Allah’tan korkarlar.

 

Ayet Meali: Allah onların (meleklerin) önlerindekini ve arkalarındakini bilir. Onlar ancak Allah’ın rıza gösterdiği kimseye şefaat ederler ve hapsi Onun (Allah’ın) korkusundan titrerler. (Enbiya - 28)

 

Yani melekler Allâh’ü Teala’nın hoşuna gitmeyecek şeyler(i işlemekten) korkarlar. Özellikle büyük melekler, (Azrail, Cebrail, Mikail, İsrafil) gibi. Günahkar olmamıza rağmen bizler nasıl olur da korkmayız. Hazreti Allah, bizleri Emin olan peygamberi yüzü suyu hürmetine gaflet uykusundan uyandırsın, korku (nimeti) ile rızıklandırsın ve bizi tevbe etmeye muvaffak kılsın. Amin..

 



[1] Attar : Güzel kokulu bitki özleri, yağları vb. satan, güzel kokular ticareti yapan kimse.

[2] Acılığı ile meşhur bir çeşit ot.


incemeseleler.com