ABDULLAH İBNİ ÖMER (R.A.)

Yayınlanma Hakayık

İsmi Abdullah’dır. Ömer ibn-i Hattab Hz.’nin (Abdullah, Abdurrahman-ı Ekber, Zeydül Ekber, Asım, İyaz, Zeydül-Esgar, Abdullah, Abdurrahman-il Evsat, Abdurrahman-il Esğar) isimlerindeki 9 oğlu içinde yalnız Abdullah Hz. bu lâkapla  şöhret bulmuştur.

 

Künyesi Ebû Abdurrahman’dır. Küçük yaşta Mekke-i Mükerreme’de pederiyle Müslüman oldu. Bedir ve Uuhd’dan gayri bütün gazâlarda bulundu. Bedir ve Uhud’a yaşının küçüklüğü sebebiyle kabul edilmedi.

 

Fıkıh kitaplarında büluğ, erkeklerde ihtilâm ve inzal, kadınlarda, hayız ve hâmile kalmak ile sâbit olduğu,gibi, 15 yaşına girmekle de kişi bâliğ sayılır.

-“14 yaşında iken (Uhud senesi) Peygamber Efendimiz’e arz olundum, kabul buyurmadı. 15 yaşımdayken (Hendek senesi) arz olundum. Cihâd için câiz görüp, kabul buyurdular” demiştir.

 

İbn-i Ömer Hz. sünnetlere son derece riâyet eder, bid’adlardan sakınır, âlim, âbid, müttakî, fâzıl bir zâttı. Rasûlüllah (S.A.V.) nerede hangi ağacın altında namaz kılmışsa veya oturmuşsa, ibn-i Ömer Hz. de orada oturmuş ve namaz kılmıştır. Malından kendisine hoş gelenleri Allah yolunda harcamak, âdetleriydi. Köle ve câriyelerinden namaz kılanları âzat ederdi. Bunu bilen köleleri, mescide devam eder ve isteklerine nâil olurlardı.

- “Onlar seni aldatmak için namaz kılıyor” diyenlere:

- “Bizi hak ile aldatana aldanırız” (veya: “Ziyanı yok, bizi Hakk’a ibâdetle aldatsınlar” derdi.

 

Aldanmak iki türlüdür. Aldatıldığını bilmemek ahmaklıktır. Bilerek aldanmak keremdir.

 

İbn-i Ömer Hz.’nin 1000 köle âzat ettiği, bir meclisde otuz bin dirhem tasadduk ettikleri olmuştur.

 

Müslümanlar ne kadar metin ve dinine bağlıysa keseleri de o kadar zengindi. Zira arzın hazîneleri ellerindeydi. Fakat kalplerinde değildi.

 

Vefatları H. 73 târihinde, Abdullah İbn-i Zübeyr’in şehit olmasından sonra, Haccac’ın devrinde olmuştur.

 

Haccac, mızrağın Züc denilen alt demirine zehirli su verdirip, hac kalabalığında, İbn-i Ömer Hz.’nin ayağına saplanıp ölümüne sebep olmuştu. Abdül-Melik’in İbn-i Ömer Hz.’ne hürmeti olduğundan Haccac onu açıktan îdam edememişti.

 

Abdül-Melik, birlikte haccederken Haccac’a İbn-i Ömer Hz.’ne tâbî olmasını emretmiştir. O, her yerde İbn-i Ömer Hz.’lerini Haccac’dan üstün tutardı. Bu hâl Haccac’ın gücüne gider, fakat bir şey yapamazdı.

 

Bir gün Haccac minberde hutbeyi uzâtmıştı. İbn-i Ömer Hz. “Namazın vakti geçiyor, Güneş seni beklemez” demişti. Haccac, hiddetle “Şimdi senin boynunu vuracağım geldi” dediğinde, “Sen sefih bir kimsesin, yapabilirsin” buyurmuştu. Bu gibi hâller Haccac’ın, İbn-i Ömer Hz.’ne hasım olmasına sebep olmuştu.

 

Yaşı sekseni geçkin hâlde vefat etti. 2630 hadis-i şerif rivâyet etmiştir.

 

Hayber’de olan mallarından dolayı, orada, bir gece uyurken Yahûdîler kendisini aşağı attılar. Bu sebepten bilekleri ve topukları dönük kalmıştı.

 

Merak-ül Felâh ve Tahtavî’de bildirildiği gibi imamete evvela âlim, sonra kırâatı düzgün olan, sonra verâ sâhibi lâyıktır. Eğer ev sâhibi ve vazifeli kimse olursa, onlar öne geçtikleri gibi, saltanat sâhibi veya vâli veya kadı ve benzeri umûmî hizmet sâhipleri de bunlara takdim edilir.

 

İmam-ı Buhârî’nin rivâyetine göre, İbn-i Ömer Hz. Haccac gibi bir fâsığın arkasında -hükümet sâhibi olduğu için- namaz kılmıştır. “Eğer câhil değilse, fâsık da olsa kılınır” denilmiş.

 

Hikâye:

Vefiyatül-A’yan’da İmam-ı Şâbî Hz. nakletmiş:

“Harem-i Şerifte Abdullah İbn-i Ömer, Abdullah ibn-i Zübeyr, Mus’ab bin Zübeyr ve Abdül-Melik bin Mervan otururlarken aralarında:

“Kalkalım, Rükn-ü Yemânî’de hâcet dileyelim... Duâmız kabul olur..” diye konuşuyorlar.

Önce Abdullah ibn-i Zübeyr Hz.’ni kaldırdılar. O, “Allahım, sen büyüksün! Her büyükten umulur... Ben de senden Arş-ı A’zam’ın, Zât-ı Sübhâniye’n Nebiy-yi Ekrem’in Muhammed (S.A.V.) hürmetine beni hilâfetle Hicaz’a sultan yapmadan rûhumu alma” diye duâ edip Hicaz’a sultan olmayı istemiştir.

Birâderi Mus’ab’ı kaldırdılar: O da, Irak meliki olmayı ve Sükeyne Hz.ni nikâhlamadan ölmemeyi niyaz etmiştir. Bu hâtun büyüklerden olup, Mısır’da ziyaretgahtır.

Sonra Abdül-Melik kalkıp, Allahü Teâlâ’dan mülk ve saltanat istemiş, kendisine muhâlif gelenlerin mağlup olup, başlarının kesilmesini temenni etmiştir.

Duâ nöbeti Abdullah İbn-i Ömer Hz.ne gelince:

- “Yâ Rabbi, bana cennet vacip olmadan canımı alma” diye duâ etmiştir.

 

İmam-ı Şa’bi Hz:

- “Benim iki gözüm bu zâtların istediklerine ulaştıklarını gördü. Artık ibn-i Ömer’in de cennetlik olduğuna şüphe kalmadı” demiştir.

 

Kezâ, Vefiyâtül-A’yan’da bildirilmiş:

“İbn-i Ömer Hz. buyurmuş ki: “Sevdiklerinizi in-fak etmedikçe birre (İyiliğe, hayra) nâil olamazsınız” ayet-i kerimesini hatırlayarak, Cenâb-ı Hakk’ın bana ihsan ettiği nimetlerin en sevimlisi Dümeyne isimli câriyem olduğunu anladığımda, onu hemen âzat ettim. Allah yolunda verdiğim şeye dönmem lâzım gelse, onu kendime nikâhlamaktan ziyâde hoş gelen şey yoktu. Bu sebeple hemen Nâfi’e[1] nikahladım.

 

Buhârî, “Eshâb’ın Fazîletleri” bahsinde beyan etmiş:

“İbn-i Ömer Hz.’ne Irak hâlkından biri:

-“İhramlı kimse sinek öldürse ne lâzım gelir?” deyince sert bir tavırla:

-“Rasûlüllah’ın sevgili torunu Hz. Hüseyin’i katlettiniz de, şimdi sineğin katlini mi soruyorsunuz?” diye sitem etmiştir. Rûhtaki muhabbetin eseri...

 

İbn-i Ömer Hz.nin geleceğe âit kerâmeti:

- “Kıyamet alametlerindendir: İyiler zelil olur, şerliler emir olur, Müsennat[2] okunur da, büyük küçük insanlardan bunu men eden olmaz” diye âhir zaman alâmetlerini beyan buyurmuş...

 

Sâlim bin Ömer:

İbn-i Ömer (R.A.)’ın Sâlim isminde, Tâbiîn’in büyüklerinden ve Medine fakihlerinden bir oğlu vardı. Pederinden ve diğer sahâbîden hadis rivâyet etmiş ve kendilerinden Zührî ve Nâfî istifâde etmişlerdir. Güzel ve güçlü bir zâttı.

 

Emevîye’den Velid bin Abdül-Melik:

- “Cisminizde metânet ve güzellik var, yediğiniz nedir ki? dedi. Sâlim Hz.:

- “Zeytinyağlıyla çörektir” dedi, Velid:

- “Bunu iştahla mı yersiniz?”

- “İştah yokken terkederim, iştah gelince yerim” demiştir.

 

- “Et yemeğe devam etmeyin. Zira onun da şarap gibi dadanması (alışkanlığı) olur” buyurdular.

 

Ömer bin Abdül-Aziz Sâlim Hazretlerine, Hz. Ömer (R.A.)’ın risâle ve yazılarından göndermesini ister. Sâlim Hz. ona yazar:

- “Ya Ömer! O melikleri hatırla ki, lezzet ve iştahları bitmeyen gözleri, toprağa akmış doymayan karınları içi dışına boşalmış, kendileri toprak yığınları altında bir takım cîfeler hâline gelmiştir. Eğer evlerimize yakın bulunsalar kokularından ezâ duyardık...”

 

Sâlim Hz. Hicrî106 senesi Zilhicce’nin sonunda Medine-i Münevvere’de vefat etmiştir.



[1] Nafi: zât-ı şeriflerinin âzat ettiği ve Tâbiîn’den kadri yüce bir zâttı.

[2] Müsennat: Beni İsrail’in Musa A.S.’dan sonra, kendileri yazıp, dilediklerini helâl, dilediklerini haram kıldıkları kitabın ismidir ki, her dilde her yerde neşredilmiştir.)