Yasin-i Şerif--- 4. sayfa Ayet: 41- 54 arası

Kategori: Hammami Tercümesi

وَءَايَةٌ لَهُمْ أَنَّا حَمَلْنَا ذُرِّيَّتَهُمْ فِي الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ 

{٤١} 

41) Onlara (kudretimizi gösteren) bir alamet de, zürriyetlerini o dolu gemide (Nuh'un gemisi gibi) taşıma mız ...

Medine, Şam kıraat alimleri ve yine kıraat alimlerinden Yakub Hazretleri, ayetteki "Zürriyyetehüm" kelimesini, cemi-çoğul olarak, "Zürriyyatihim" okumuşlardır. Cemi-çoğul okumayanlar, nasb-üstün olarak okumuşlardır.

Zürriyyet kelimesiyle, babalar ve dedeler kasdedilmektedir. Bu kelime, evlatlar manasına da kullanılır.

Ayetteki "Meşhun" kelimesi, "Dolu-dolmuş" manasınadır. Gemi ise Nuh Aleyhisselam'ın gemisidir. Onların nesilleri yani dedeleri, Nuh Aleyhisselam ile gemiye binenlerle beraberdiler. O zaman onlar –o zamanki- babalarının sulbündeydiler.

Başka bir görüşe göre de, "Dolu gemi," bir günde, denizde elsiz ayaksız olduğu halde 20 günlük yol alan zamanımızdaki gemilerdir.

İşte bunların hepsi bizim kudretimize delalet eder demektir.

 وَخَلَقْنَا لَهُمْ مِنْ مِثْلِهِ مَا يَرْكَبُونَ 

{٤٢} 

42) Ve kendilerine bunun gibi, binecek şeyler yaratmamızdır.

"Bunu gibi binecek şeyler," daha sonra Nuh Aleyhisselam'ın iiLiLi gemisi şeklinde yapılan diğer gemiler demektir.

Veya, "Denizlerdeki büyük gemiler gibi, nehirlerde de yüzen küçük gemiler" demektir. Bu manayı, Katade, Dahhak Hazretleri ve diğerleri veriyorlar.

İbni Abbas (r.a.) Hazretleri'nden rivayet ediliyor:

"Bunun gibi" manasına gelen "Min mislihi" ile, "Denizdeki gemiler gibi, kara da da -binilen- develer" kastedilmektedir. Yani, “Onlara binsinler için denizde gemiler, karada da deve, at, katır ve eşek gibi hayvanlar yarattık. Onlara hem binerler hem de onlarla yüklerini taşırlar. İşte bunların hepsi bizim güç ve kudretimize delalet eder.

 وَإِنْ نَشَأْ نُغْرِقْهُمْ فَلَا صَرِيخَ لَهُمْ وَلَا هُمْ يُنْقَذُونَ

{٤٣}  

43) Dilersek onları (denizde) boğarız da, o vakit kendilerine, ne bir imdat dileyici vardır, ne de kurtarılırlar.

Evet.. Onlara bir yardımcı ve onları boğulmaktan kurtaracak kimse bulunmaz.

İbni Abbas (r.a.) Hazretleri, bu ayetin şu manaya geldiğini söylüyor: Onları benim azabımdan kurtaracak kimse bulunmaz.

 إِلَّا رَحْمَةً مِنَّا وَمَتَاعًا إِلَى حِينٍ 

{٤٤} 

44) Ancak tarafımızdan bir rahmet ve bir zamana kadar daha yaşatmak için (kurtarılmış)  olurlar.

O bir zaman, ecellerinin geleceği zamandır. Onları benim azabımdan kurtaracak kimse olamaz. Ecelleri gelene kadar onlara ancak biz rahmet eder- mühlet veririz; o kadar.

 وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ اتَّقُوا مَا بَيْنَ أَيْدِيكُمْ وَمَا خَلْفَكُمْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ

{٤٥}  

45) Onlara, önünüzdekinden (ahiretten) ve arkanızdakinden (dünya felaketinden) korkun ki, esirgenesiniz, denildiği zaman (yüz çevirdiler).

Kafirlere, "Önünüzdekinden ve arkanızdakinden korkun ki Allah'ın rahmetine kavuşasınız ve mü'min olasınız" denildiğinde, hemen yüz çevirdiler ve Allah'ın kelamını dinlemediler.

Katade ve Mukatil Hazretleri şu manayı veriyorlar:

Bu ayetin manası, "Önünüzdeki geçmiş ümmetlerin başına gelenlerden ve arkanızdaki ahiret azabından korkun" demektir.

Bir manaya göre, "Önünüzdekinden" kasıt dünyadır. Ona yaklaşmayın ve -sevgi ile bağlanmaktan- kaçın demektir.

Diğer bir mana:

Geçmişte işlemiş olduğunuz günahlardan ve gelecekte günah işlemekten sakının demektir.

Başka bir mana:

"Önünüzdekinden ve arkanızdakinden sakının" demek, "Zahiri ve batını- görünen ve görünmeyen günahlardan sakının" demektir.

Başka bir mana:

“Önünüzdeki” ile kasıt, gökten inen belalar, “arkanızdaki” ile kasıt ise yerden çıkan belalardır.

 وَمَا تَأْتِيهِمْ مِنْ ءَايَةٍ مِنْ ءَايَاتِ رَبِّهِمْ إِلَّا كَانُوا عَنْهَا مُعْرِضِينَ

{٤٦}  

46) Onlara rablerinin ayetlerinden bir ayet gelmeyegörsün, mutlaka ondan yüz çevirmişlerdir.

Muhammed Aleyhisselam'ın peygamberliğini de aynı şekilde inkar etmişlerdir.

 وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ أَنْفِقُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللَّهُ قَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِلَّذِينَ ءَامَنُوا أَنُطْعِمُ مَنْ لَوْ يَشَاءُ اللَّهُ أَطْعَمَهُ إِنْ أَنْتُمْ إِلَّا فِي ضَلَالٍ مُبِينٍ  

{٤٧}

47) Onlara, "Allah'ın size verdiği rızıklardan hayra sarfedin" denildiği zaman, küfredenler imana gelenlere “Dilemiş olsa, Allah'ın doyuracağı kimseyi biz mi doyuracağız? Siz ancak açık bir şaşkınlık içindesiniz" dediler.

Müslümanlar, Mekke kafirlerine, "Yiyecek bir şeyi olmayan şu fakirlere yardım edin; mallarınızın iyilerinden verin" demişlerdi. Kafirler, "Onlara rızık mı vereceğiz? Onları rızıklandırmaya Allah'ın gücü yettiği halde, Allah onları rızıklandırmıyor. Bizim yaptığımız

Allah'ın dilemesine uygun. Allah'ın vermediğine biz de vermeyiz" dediler.

Cimrilerin yapıştığı tez buydu. "Biz, Allah'ın rızkı haram ettiği kimselere bir şey vermeyiz" diyorlardı.

Fakat, bu batıl ve yanlış bir sözdü. Çünkü, Allah insanları imtihan etmek için, bazısını fakir bazısını zengin etmiştir. Fakirlere dünyadan az bir şey verilmesi veya bir şey verilmemesi, -haşa- Allah'a ait bir cimrilikten olmadığı gibi, zenginlere, mallarından sadaka vermelerini istemesi de Allah'ın o mala ihtiyacı olduğu için değildir. Bundaki hikmet, zenginleri, vermesi farz olan malı/zekatı vermelerini emrederek, onları bu şekilde fakirlerle imtihan etmektir. Hiçbir kulun, Allah'ın bu hükmüne itirazı olamaz.

Kafirlerse, mü'minlere şöyle diyorlardı: "Siz, Muhammed'e uymakla ve bizim gibi yapmamakla hata ediyorsunuz. "

Ayetteki, "Siz apaçık bir sapıklık içindesiniz" cümlesi, Allah'ın kafirlere bir hitabıdır. Hz. Allah, kafirlere şöyle demiş oluyor:

Ey kafirler, siz ancak apaçık bir sapıklık içindesiniz. Bir günlük yiyeceği olmayan fakirlere sadaka vermeyeceğinizi söylüyorsunuz. Buna bir de delil getiriyorsunuz. Bilmiyor musunuz ki, o fakirler, istediklerini görünüşte sizden isteseler de gerçekte sizden değil benden istemektedirler. Çünkü, sizin elinizdeki mallar benimdir; siz ise ancak bir kölesiniz. Halbuki, köle de onun elindeki mallar da efendisinindir.

Müslümanlar, kafirlere "Allah'a inanmıyorsunuz, fakirlere de bir günlük yiyeceği dahi olmayan düşkünlere de sadaka vermiyorsunuz. Kıyamet gününde sizin haliniz n'alacak? Sizi, ahiret sıkıntılarından ve cehennem azabından hangi sözünüz kurtaracak?" diyorlardı. Buna karşı kafirlerin de kendilerine göre cevaplan vardı Bundan sonraki ayet, kafirlerin bu cevaplarını haber veriyor.

 وَيَقُولُونَ مَتَى هَذَا الْوَعْدُ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ

{٤٨} 

48) Bir de, "Eğer doğru söyleyenlerden iseniz, bu vaat ne zaman?" diyorlar.

Kafirler, ahiret sıkıntılarından ve cehennem azabından bahseden mü’minlere, böyle diyorlardı. Hz. Allah (c.c.) müminler namına onlara şöyle cevap veriyor:

 مَا يَنْظُرُونَ إِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً تَأْخُذُهُمْ وَهُمْ يَخِصِّمُونَ 

{٤٩} 

49) Onların beklediği sadece bir naradır. (Birinci sur) Onlar çekişip dururlarken kendilerini yakalayıverir.

İbni Abbas (r.a.) Hazretleri buyuruyor ki:

Ayetteki, "Nara" ile kastedilen, Birinci Sur'dur. Yani, onlar birbirleriyle alış-veriş benzeri dünya işleriyle uğraşırlarken, sokak ve mescidlerde konuşurlarken, aniden birinci sura üfleniverir ve kıyamet kopar.

* * *

Diğer kıraat alimlerinin, bildiğimiz şekilde okumalarına karşılık, yine kıraat alimlerinden Hamza Hazretleri, ayetteki son kelimenin Hı harfini sakin, Sad harfini de şeddesiz şekilde, yani "Yahsımun" şeklinde okumuştur. Bu takdirde, ayetin manası, "Bir kısmı bir kısmına düşmanca hücum edip galip gelirken ... " şeklinde olur.

Peygamberimiz’den (Sallallahü Aleyhi ve Selem) rivayet ediliyor:

"Kıyametten önce, iki kişi alış-veriş yapmak için mallarını açar da geri toplamadan kıyamet kopar ve aniden ölürler. Veya, bir kişi lokmayı ağzına kaldırır da yiyemeden kıyamet kopar. Kişi koşarken bir ayağını kaldırır da diğer ayağını kaldırmadan kıyamet kopar. Kişi terazisini kaldırır da indirmeden kıyamet kopar."

 فَلَا يَسْتَطِيعُونَ تَوْصِيَةً وَلَا إِلَى أَهْلِهِمْ يَرْجِعُونَ 

{٥٠} 

50) O zaman bir vasiyyet bile yapamazlar; ailelerine de dönemezler.

 وَنُفِخَ فِي الصُّورِ فَإِذَا هُمْ مِنَ الْأَجْدَاثِ إِلَى رَبِّهِمْ يَنْسِلُونَ

{٥١} 

51) Sur'a (ikinci defa) üfürülür. Bir de bakarsın ki kabirlerinden kalkmışlar. Rablerine akın ediyorlar.

Ayetteki "Ecdas" kelimesi "Cedes"in çoğulu olup "Kabirler” demektir.

"Yahrucun-çıkarlar" manasına gelen ve ayetin son kelimesi olan "Yensilun" ise, "Nesil" kelimesinden gelmedir. Nitekim, "Şu çocuk falanın neslidir" demek, "Onun sulbünden çıkmıştır" demektir.

* * *

Burada zikredilen sur, ikinci surdur. İki sur arasında 40 yıl geçeceği rivayet edilmektedir. İkinci surla beraber insanlar dirileceklerdir. Sura üfürülünce, insanlar dirilip kabirlerinden çıkacaklar..

Müfessirler, sura kaç kere üfürüleceği hakkında ihtilaf ediyorlar. Bazıları üç kere üfürüleceğini söylemektedirler.

Şöyle ki:

a) Korku veren üfleme. Bu surda insanlar korkuya kapılacaklardır.

b) Öldüren üfleme. Bu surda kıyamet kopacak ve her şey ölecektir.

c) Dirilten üfleme. Bu surla bütün mahlukat yeniden dirilecektir.

Bazılarına göre ise sura iki defa üflenecektir: Birincide kıyamet kopup her şey ölecek, ikincide ise tekrar dirilme gerçekleşecektir.

Sura iki defa üfürülecektir diyenlerin delili, Ebu Hüreyre (r.a.) Hazretleri'nin, Peygamberimiz'den rivayet ettiği şu hadis-i şeriftir:

"İki sur arasında 40 vardır."

Hadis şarihleri, (açıklayanlar) "Bu hadisteki 40'ın, sene mi ay mı olduğunun bilinmediğini" söylemektedirler.

Sura üç defa üfürüleceğini söyleyenler ise şu iki ayet-i kerimeyi delil getiriyorlar:

a) "O (kıyamet) gününde sura üfürülür. Hemen göklerde ve yerde kim varsa müthiş bir korkuya kapılmıştır." (Neml, 87)

b) "Sura ilk defa üfürülecek, Allah'ın diledikleri hariç olmak üzere göklerde ve yerde kim varsa hepsi düşüp ölecektir. (Allah'ın diledikleri; dört büyük melek ile huriler ve sairedir) Sonra tekrar sura üfürülecek ve hemen (bütün insanlar) kabirlerinden kalkıp bakınmaya başlayacaklardır. (Zümer, 68)

Bu konuda doğru olan, önceki görüştür. Çünkü, korkuya ve insanların düşüp ölmesine sebep olan sur, ayrı ayrı değil aynıdır. Böyle olduğunun delili, Ebu Said-i Hudrı (r. a.) yoluyla gelen şu hadisi şeriftir:

 Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki: Ben nasıl nimetleyim; nasıl rahat olayım ki, Sur sahibi (İsrafil aleyhisselam) Sur'u ağzına almış, kulağını dikmiş ve başını kaldırmış, kendisine verilecek emri bekliyor.

Ashab,

- Ya Resulallah, bize Sur'un nasıl olduğunu anlatır mısın!  dedi.

Peygamberimiz anlatmaya başladı:

"Sur' a üfürüldüğü zaman, onun şiddetinden yeryüzü sallanır ve atılmış yün gibi olur. Hava hareket eder. Denizler kaynar ve hepsi birbirine karışıp tek bir deniz olur. Bundan sonra sular bir yerde toplanır ve topraktan dışarı çıkar ve sonunda yeryüzünde hiç su kalmaz. Çocuğunu emziren kadın çocuğunu kucağından düşürür Hamile kadınlar bu günün dehşetinden düşük yaparlar. Yine o günün dehşetinden, insanlar sarhoş gibi olurlar; çocuklar yaşlanır. Sadece Arşı taşıyan melekler, Cebral, Mıkail, İsrafil ve Azrail Aleyhimüsselam ölmez, kalan her şey ölür. Bundan sonra Allah (c.c.) Azrail Aleyhisselam'a, onların da ruhlarını almasını emreder. O da onların ruhlarını da alır."

Başka bir rivayete göre ise şöyle olacaktır:

Allah, (c.c.) "Arşı taşıyan melekler ölsün" diye emreder. Arşı taşımakla vazifeli melekler Allah'ın emriyle ölürler ve Arş boşlukta asılı kalır.

Sonra Allah'tan tekrar bir hitap gelir: "Cebrail, Mıkail, İsrafil ve Azrail ölsünler."

Allah'ın emri üzere onlar da ölürler. Sadece yer ve gökler kalır; Artık Allah'dan başka hiç bir şey kalmaz. Kur'an-ı Kerim'deki şu ayet bu manayı ifade etmektedir: "Yüryüzünde olar her canlı fanidir. Yalnız azamet ve ikram sahibi rabbinin zatı bakidir." (Rahman, 26-27)

Bundan sonra Allahü Teala şöyle üç kere hitapta bulunur: "Bu gün mülk kimindir?." Hz. Allah'ın kendisinden başka hiç bir canlı bulunmadığı için, hiç bir cevap gelmez. Allah (c.c.) yine kendisi cevap verir: "Bir olan ve her şeye gücü yeten Allah’ındır." (Mü'min 16)

Hz. Allah devamla şöyle buyurur: Ben hükümdarlar hükümdarıyım!

Nerede o hükümdarlar!

Nerede zorbalar ve inkarcılar!

Nerede benim verdiğim rızkı yeyipte benden başkasına tapanlar!...

Dünya, bundan sonra 40 sene boş olarak kalır. Allah, sonra mahlukatı diriltmeyi murat eder ve Arş'ın altında, suyu insan menisi gibi olan "Hayat Denizi" denilen bir deniz yaratır. Bu denizden, yeryüzüne 40 gün yağmur yağar. Bundan sonra, bütün cesetler ilkbaharda sebzelerin canlandığı gibi canlanır.

* * *

Peygamberimiz buyuruyorlar ki, "Mahlukatın bütün organları, öldükten sonra çürüyüp toz-toprak olur. Sadece üç kemik çürümez  ve cesetler bu üç kemikten tekrar meydana gelir."

* * *

Rivayet ediliyor ki, Allah’ü Teala, Sur'daki ilk deliğe meleklerin ruhlarını koyar, ikinci deliğe peygamberlerin, üçüncü deliğe evliya ve salihlerin, dördüncü deliğe sıradan mü'minlerin ve şehidlerin, beşinci deliğe cinlerin, altıncı deliğe şeytanların, yedinci deliğe ise kafirlerin ve hayvanların ruhlarını koyar.

Diğer bir rivayete göre ise her ruh ayrı bir deliktedir.

* * *

Sur'un nasıl olduğu sorulduğunda, Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle cevap verdi:

"Sur, uzunluğu yedi bin senelik yol olan bir boynuzdur. İçinde yedi delik vardır. Bir delikten diğer deliğe bin senede varılır."

Hz. Allah’ın (c.c.) emriyle İsrafil Aleyhisselam'ın Sur'a üfürmesiyle beraber, bütün ruhlar Surdan çıkıp kendi cesetlerine girerler.

Sur'dan, mü'minlerin ruhları kandil/lamba ışığı gibi, kafir ve münafıkların ruhları ise irin gibi çıkarlar.

Hz. Allah buyurur ki: İzzet ve celalim hakkı için, ben alemlerin rabbi olan Allah'ım. Her ruhu kesin olarak tekrar dünyadaki kalıbına sokarım.

Aynen öyle olur ve her ruh kendi cesedini bulur. Hiç bir ruh kendi cesedinden başka bir cesede girmez. Sonra bütün mahlukatın cesetleri Allah'ın izniyle eksiksiz ve diri olarak topraktan dışarı çıkar. Toprak hepsini bir nevi içinden dışarı atmış olur.

Mahlukatın hepsi topraktan çıkarıldıktan sonra, Allah dünyayı doğusundan, batısından yani her tarafından ateşle çevirir. Meleklerin sevkettiği bu ateş yaklaştırılarak, bütün mahlukat mahşer yerine toplanır. Yani hepsi Allah'ın huzuruna çıkarılmış olur. İşte bu vaziyet,

“Bir de bakarsın ki, kabirlerinden kalkmışlar. Rablerine akın ediyorlar" mealindeki ayette verilen haberin gerçekleşmesidir.

Cesetler Allah'ın izniyle eski hallerini alınca, Allah (c. c.) bütün mahlukattan önce İsrafil Aleyhisselam'ı yaratıp, ona, her şeyin dirilmesi için Sur' a üfürmesini emreder. İsrafil Aleyhisselam, Sur' a üfürür ve cesetlere ruh verilip bütün cesetler dirilir. Herkes dirilince, Hz İsrafil şöyle nida eder:

"Ey çürüyen kemikler!

Ey eskiyen deriler!

Hesap vermek için kalkın!"

Bundan sonraki ayette, insanların ne yapacakları haber veriliyor:

 قَالُوا يَاوَيْلَنَا مَنْ بَعَثَنَا مِنْ مَرْقَدِنَا هَذَا مَا وَعَدَ الرَّحْمَنُ وَصَدَقَ الْمُرْسَلُونَ

{٥٢}

52) Eyvah başımıza gelenlere! Kim aldırdı bizi kabirlerimizden? İşte Allah'ın va'd buyurduğu buymuş. O Peygamberler doğru söylemiş derler.

Herkes, uykudan yeni uyanan kimse gibi kafasını kaldırır. Bir de bakarlar ki, kıyamet kopmuş ... Bunu anlar anlamaz, "Eyvah bize!.." derler.

Ayet işte o hali beyan buyuruyor.

İbni-i Ka'b, ibn-i Abbas ve Katade (r. anhüm) buyuruyorlar ki:

Allah, (c. c. ) kabirlerinde azap görenlerden, iki Sur arasında azabı kaldırır. Azaptan kurtulanlar, kabirlerinde uykuya dalarlar. İkinci Sur’dan sonra insanlar tekrar diriltilince, kabirlerinde uykuya dalmış olanlar uyanır ve kıyametin koptuğunu ve başlarına gelecek olanı anlarlar. İşte bunu anlar anlamaz "Eyvah!.." diyeceklerdir.

Bazı Allah dostlarıysa, şöyle diyorlar:

Kafirler, cehennemin çeşit çeşit ve şiddetli azabını görünce daha önceki kabir azabı bu azaplara göre onlara uyku gibi rahat gelecek. Onun için, cehennem azabını görür görmez, "Bizi kabirlerimizden kim uyandırdı? .. " diyecekler. Kafirler, artık faydası olmayacak olsa da, doğruları hem kabul hem de itiraf edeceklerdir.

O durumda ne yapacaklarını ayet şöyle haber veriyor: "Allah'ın va’d buyurduğu buymuş. O peygamberler doğru söylemiş derler"

Diğer bir görüşe göre, bu son cümleyi kafirlere karşı melekler söyleyecekler; yani şöyle diyecekler: "Allah'ın va'd buyurduğu işte budur. O peygamberler doğru söylemişlerdi.”

 إِنْ كَانَتْ إِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً فَإِذَا هُمْ جَمِيعٌ لَدَيْنَا مُحْضَرُونَ

{٥٣}  

53) Sadece bir naradan başkası değjl.. Bakarsın hepsi huzurumuza gelmişlerdir.

Mahlukatın ölümü İsrafil Aleyhisselam'ın bir narasıyla yani Sur'a üfürmesiyle olduğu gibi, dirilip kabirden kalkış da yine onun bir narasıyle olacaktır. Evet... Başka bir şeyle değil, İsrafil Aleyhisselam'ın bir narasıyla kabirlerinden kalkar sonra hesap vermek üzere Allah huzurunda toplanırlar.

"Kafirlerin Allah'a bir yakınlığı olmadığı halde, Allahü Teala için 'Huzurumuzda toplanırlar' buyuruyor?" şeklinde bir soru sorulabilir.

Buna şöyle cevap veririz: Burada bahsedilen yakınlık, kafirlerin iyiliği ve nimetlere erdirilmeleri için değil, aksine Allah huzurunda hesaba çekilmeleri ve azaba atılmaları için toplanmalarıdır.

Artık Allah ile kulları arasında bütün perdeler kaldırılmıştır. Allah (c.c.) azametiyle, kullarından dünyada yaptıkları iyi-kötü her şeyin hesabını soracaktır.

 فَالْيَوْمَ لَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْئًا وَلَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

{٥٤}  

54) Artık bugün kimseye zerre kadar haksızlık edilmez. Sadece yaptıklarınızın cezasını çekersiniz.

Allah, insanoğlunu yaratıp akıl ve fikir verdi. Ona hayır ve şer (iyilik ve kötülük) yollarını gösterdi; hayrın mükafatının, şerrin de cezasının nasıl olduğunu bildirdi. Allah (c.c.) kullarına asla zulmetmez.

"Kim zerre kadar hayır işlediyse onu (n karşılığını) görecek, kim de zerre kadar şer (kötülük) işlediyse onu ( n karşılığını) görecektir." (Zilzal, 7-8)

* * *

Ayette "yevm" kelimesi geçmektedir. Güneşin doğuşuyla batışı arasında geçen zamanın adı olan ve "gün" manasına gelen ayetteki “yevm" kelimesi hakkında alimler çeşitli görüşler ileri sürmüşlerdir. İbni Hamme el-İsfehanı, EI-Vücuh ve'n-Nezair isimli eserinde şöyle diyor :

"Yevm" kelimesi Kur'an'da dört manaya gelmektedir.

1- Allah'ın yeri ve gökleri yarattığı 6 günden biri.

Yer ve göklerin 6 günde yaratıldığı birçok ayette beyan buyruluyor: A'raf 54, Yunus 3, Hud 7, Furkan 59, Secde 4, Hadid 4.

2- Ahiret günlerinden bir gün.

Allah, (c. c. ) bu hususta buyuruyor ki: "Ona, melekler ve ruh 50 bin sene tutarında bir günde çıkarlar." (Mearic, 4)

Bu bir günlük mesafe, Cebrail Aleyhisselam'ın, makamından yeryüzüne inip tekrar çıkış mesafesidir ki, ayette de ifade buyurulduğu gibi tek bir gündür ..

3- Kıyamet günü.

Nitekim Kur'an-ı Kerim'de "gün" kelimesiyle şöyle buyuruluyor:

“O gün onların ağızları üzerine mühür basarız." (Yasın, 65)

4- Vakit manasına.

Buyuruluyor ki: "Her biri mahsul verdiği vakit mahsulünden yeyin. Hasad günü (vakti) de sadakasını verin." (En'am, 141)

Hülasatü't- Tefsir' de söyle deniliyor:

“Yevm”, (gün) kelimesi, ister gece ister gündüz olsun, “vakit” demektir. Ayette geçen “Yevm” kelimesi de “gün” değil, “vakit” manasınadır. Tekvir suresinin ilk ayetinde, “Güneş dürüldüğü (ve nuru söndürüldüğü) vakit" buyurulmaktadır. Yani o zaman zaten güneşin ışığı söndürülmüş olacağından, gece ve gündüz, dolayısıyla bildiğimiz manada gün olmayacaktır.

Behlül Dana Hazretleri'nin Cevabı

Bir adam, Behlül Dana HZ.ne sormuş: ..

- Nereden geliyorsun ey Behlül?

- Cehennemden.

- Cehenneme niçin gitmiştin?

- Ateş almaya gitmiştim ama, orada ateş bulamadım.

- O ne demek ya Behlül?

- Orada gerçekten ateş yok. Çünkü, cehenneme girenler ateşlerini de beraberlerinde götürüyorlar.

Evet ... Cehennemlikler, dünyadayken cehennem ehlinin yaptığını yapıyor ve cehenneme onunla beraber giriyorlar.

Şairin söylediği buna aynen uyuyor:

Ateşi kendi elimle aldım

Ve onu ciğerime koydum.

Kime şikayet edeyim efendim!

Kalbimi kendi elimle yaktım.

İşte bunlar, "Sadece yaptıklarımızın cezasını çekersiniz" ayetinin manasım ifade etmektedir.

***

Kabirlerden Kalkış

Sözün başına, konumuz olan tekrar dirilmeye dönelim.

Mahlukat kabirlerinden kalktıktan sonra bekleşmeye başlar. Kabirlerinin başında, ayak yalın, baş açık, çıplak, aç, susuz olarak bin sene beklerler. İmanlı olarak ölenlere bu müddet bir saat gibi gelir.

Hazreti Aişe Validemiz (r. anha) Peygamberimiz'e sordu:

"Ya Resulallah! Kadınlar erkeklerle bu vaziyette karışık mı haşrolacaklar?"

Peygamberimiz, "Evet" buyurdu.

Bunun üzerine Hz. Aişe Validemiz, "Vay başıma gelene! Eyvah başıma gelene’ Eyvah bu rezilliğe!" diye şiddetli bir şekilde ağlamaya başladı.

Bunun üzerine Peygamberimiz, şöyle buyurdu:

"Ağlama ya Aişe. Allah'ın, “O gün onlardan herkesin başından aşan işi (derdi) vardır' (Abese, 80) kelamını duymadın mı? O günün dehşetinden, hiç bir kimse yanı başındakine bakamaz."

* * *

Mahşer

Sonra mahlukat mahşer yerine sevk edilir. Mahşer yerine bazıları yürüyerek, bazıları yüzüstü sürüne sürüne, bazıları emekleyerek giderler. İmanlı olup salih amel işlemiş olanlara, amelleri binek olur yaya gitmezler.

Mahlukat mahşer yerinde toplandığında, güneş kafalarının üzerine bir mil yaklaştırılır. Her taraf terle dolar. Sırtlarında günahlarının ağırlığı üstlerinde güneşin sıcaklığı. ..

Bazıları diz kapaklarına kadar, bazıları bellerine kadar, bazıları boyunlarına kadar tere batarlar. Bazıları ise ter içinde boğulurlar. Öyle ki, ter 70 zira kadar toprağın içine işlemiştir. (70 zira, 53 ila 63 metre arasındadır)

O gün, Arş'ın gölgesinden başka gölge yoktur. Diğer insanlar tere batmış şekilde sıkıntı içindeyken, şu 7 kısım kimse Arş'ın gölgesi altında olacaklardır:

1) Adaletli hükümdar,

2) Gençliğini Allah'a ibadetle geçirenler,

3) Mescidlere (camilere) bağlı olanlar. Namazlarını cemaatle kılanlar,

4) Birbirlerini Allan için sevenler,

5) İyilikleri, Allah'ın haklarını yani ibadetlerini koruyan, aksatmadan devam edenler,

6) Kendisini güzel bir kadın çağırdığı halde, Allah'tan korkup onunla zina etmeyenler,

7) Allah korkusuyla sabah akşam ağlayan, gözlerinden yaş dökenler.

Bu yedi sınıf kimse Arş'ın gölgesinde gölgelenip rahat ederlerken, diğerleri güneşin sıcaklığı altında bin sene beklerler.

Bu bekleme bittikten sonra, insanlar oradan alınıp bir karanlık içine sokulurlar. Mü'minler bu karanlıktan bir saatte çıkarken, kafir ye münafıklar orada bin sene kalırlar.

Sonra herkes hesapları görülmek üzere hesap yerine götürülür. Hesap yerinde 10 durak yani hesap yeri vardır. Ayrı ayrı konulardan hesaba çekilecekleri durakların, hesap yerlerinin her birinde bin sene kalırlar.

Birinci durakta namazdan,

İkinci durakta nefsine uyup uymadığından,

Üçüncü durakta anne baba hakkından,

Dördüncü durakta evlat hakkından,

Beşinci durakta hizmetçilerine iyi davranıp davranmadığından,

Altıncı durakta komşu ve akraba hakkından,

Yedinci durakta uzaktaki akrabalarını ziyaret edip etmediğinden,

Sekizinci durakta kin ve düşmanlıktan,

Dokuzuncu durakta, insanlara iyilikleri yapıp kötülükleri terk etmeyi tavsiye edip etmediğinden,

Onuncu durakta gıybet, laf taşıma ve iftiradan hesaba çekilirler.

Dünyadayken, burada sayılan kötülükleri yapmayıp iyilikleri yapmış olanlar, hesaplarını çabuk verip bu 10 duraktan bir saat içinde geçerler. Aksine, dünyadayken iyilik işlemeyip kötülük işlemiş olanlar, bu 10 durağın her birinde bin sene bekletilirler.

Amel Defterlerinin Verilişi

Buradaki sorgular bittikten sonra, insanlar amel defterlerinin açılacağı yere getirilirler. Amel defterlerinin verilmesinde de bin sene beklerler. Kimisinin amel defteri sağından ve beyaz olarak verilir; kimisinin ki solundan ve siyah olarak, kimisinin ki ise arkasından verilir.

Amel defterlerinin verilmesinden sonra, Allah tarafından şu hitap gelir:

"Oku kitabını! Hesaba çekici olarak bugün nefsin sana yeter.” (İsra, 14)

Amel defterlerini alanlar, bakarlar ki, dünyada yaptıkları hayır şer ne varsa hepsinin bu defterde yazılı. Bunu görünce, "Eyvah! Bu defter, küçük büyük hiç bir şey bırakmayıp hepsini kaydetmiş"

Mizan

Amel defterleri verildikten sonra, insanlar amelleri tartılmak üzere Mizan’a sevk edilirler.

Mizan, terazi demektir; Arş'ın önündedir. İnsanların amellerinin tartılacağı yer Mizan'dır. Cennetin kapıcısı ve vazifelisi olan Rıdvan ismindeki melek, yanında vazifeli diğer melekler, cennet elbiseleri ve burak olduğu halde Mizan'ın sağ kefesinin başında durur. Sol kefesinin başında da beraberlerinde bukağı ve zincirlerle zebaniler durmaktadır.

İnsanlar da günah ve sevaplarını yüklenmiş vaziyette Mizan'ın yanı başında dururlar. Orada bin sene beklerler. Her bir kişinin ameli tartılırken şu ilan yapılır:

Ey insanlar Mizan'a bakın! Şu anda falan oğlu falanın ameli tartılıyoor!

Böylece, kimin sevap veya günahının ağır geldiğini bütün mahşer halkı görür.

* * *

Peygamberimiz’den şöyle rivayet ediliyor:

Ümmetimden bir kişi Mizan’a getirilir. Günah ve sicilleri yüzde doksan dokuzu bulmuştur. Her bir sicili gözün gördüğü yer kadar uzundur. Allah’ü Teala,

“Ey kulum! Bu suçları inkar ediyor musun? Melekler yanlış mı yazmışlar yoksa?” der.

O kul der ki,

“Hayır ya rabbi; inkar edemem. Ben dünyadayken bu yazılan kötü fiillerin hepsini işledim.”

Bunun üzerine Allah’ü Teala,

“Ey kulum! Ben bugün sana asla zulmetmeyeceğim” buyurur. Ve üzerinde “Eşhedü en la ilahe ilahe illellah” yazılı parmak kadar bir kağıt çıkarır ve buyurur ki,

“Ey kulum! Sen kabrin kenarına gelene kadar bu kelimeden ayrılmadın. Ben de seni bu kelimeden ayırmayacağım. Ben bu gün kimseye zulmetmem.”  

Ve o kişinin günahları Mizan'ın bir kefesine, o kağıt da diğer kefesine konur. O kağıt, bütün günahlarından ağır gelir. Zira, Allah'ın ve Habibinin ismi her şeyden büyüktür. Onlardan daha büyük bir şey olamaz.

* * *

Aişe Validemiz, (r. anha) Peygamberimiz'e sordu: "Ya Resulallah, insanlar kıyamet günü yakınlarını hatırlayacaklar mı?" Peygamberimiz buyurdu ki:

"Evet hatırlayacaklar; ancak üç yerde insan kendisindisinden başka kimseyi hatırlayamaz.

1- Amel defterleri okunduğu sırada,

2- Amellerin tartıldığı sırada,

3- Sıratın başında.

Sırat

Amel defterleri okunup, ameller tartıldıktan sonra, melekler insanları sırat başına getirirler. Sırat, cehennem üzerinde kıldan ince, kılıçtan keskin olan uzun bir köprüdür. Sırat köprüsünün altında olan cehennemin ateşi, sıratın üstüne kadar yükselir. Zebaniler, geçmek istemeyen günahkarları sırat üzerine atarlar.

Sıratın uzunluğu bin sene yukarı, bin sene aşağı, bin sene de düz olmak üzere üç bin senelik yoldur. Sırat üzerinde 7 durak (sorgu yeri) vardır. Her durakta ayrı bir şeyden hesap sorulur.

İnsanlar birinci durakta imandan,

İkinci durakta namazdan,

Üçüncü durakta zekattan,

Dördüncü durakta oruçtan,

Beşinci durakta zulümden hesaba çekilirler.

Bu meselelerden her hangi birinde kusurlu görülenler, o durakta bin sene bekletilirler. Kusuru olmayanlarsa, her sorgu mahallinden bir saatte geçerler.

Kıyamet günü gerçi sadece bir gündür, ama bahsedilen sorgu yerlerinde kalınması hesap edilince görülür ki, o bir günün uzunluğu bin senedir. Çünkü, elli tane sorgu yeri vardır ve her sorgu yerinde bin sene kalınacaktır.

Sırattan ilk geçecek olan Muhammed Aleyhisselam'dır. Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sıratın başında durur, "Allahım, ümmetime selamet ver" diyerek müslümanları sırattan geçirir.

Melekler, sancaklarla gelirler.

Muhammed Aleyhisselam'a Livaü'l-Hamd sancağı verilir. Livaü'l Hamd'in uzunluğu bin senelik yoldur. Üzerinde üç satır bulunmaktadır. Birinci satırda "Bismillahirrahmanirrahim", ikinci satırda "El hamdü lillahi rabbil alemin", üçüncü satırda "La ilahe illallah Muhammedün resulüllah" yazılıdır.

Peygamberimiz, (a.s.) bu sancağın altında durur. Bütün peygaberler, alimler, salihler, şehidler ve sıddıklar gelip Peygamberimiz'in sancağı altında toplanırlar. Nitekim Peygamberimiz bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyorlar: "Adem de diğer peygamberler de benim sancağımın altında olacaklardır."

Cennete Giriş

Melekler, beraberlerinde burak, cennet elbiseleri ve cennete ait saltanat tacı olduğu halde sırattan selametle geçen bu topluluğun yanına gelirler.

Bir sancak getirip, "Hayırda önde olanlar, ilkler nerede?" diye nida ederler. Hz. Ebubekir (r.a.) Efendimiz, "Lebbeyk-buyurun" der. Kendisine bu sancak verilir. Muhacirler (Mekke’den Medine’ye hicret edenler) ve sıddıklar o sancağın altında toplanıp Hz. Ebubekir' le (r.a.) beraber cennete girerler.

* * *

Başka bir sancak getirilir. "İslam dinine hizmet edenler nerede?" diye nida edilir. Hz. Ömer (r.a.) "Lebbeyk" diye kalkar. Bu sancak ona verilir; adaletle hareket edenlerle, emri bil maruf ve nehyi anil münker (iyilikleri tavsiye ve kötülüklerden sakındırma) vazifesini yapanlar, o sancağın altında toplanıp Hz. Ömer'le (r.a.) beraber cennete girerler.

* * *

Başka bir sancak getirilir. "Malını Allah yolunda harcayanlar nerede?" diye nida edilir. Hz. Osman (r.a.) "Lebbeyk" diyerek kalkar. Bu sancak da ona verilir; malını Allah yolunda harcayanların hepsi o sancağın altında toplanıp Hz. Osman'la (r.a.) beraber cennete girerler.

* * *

Başka bir sancak getirilir. "Allah'ın velileri (dostları) nerede?” diye nida edilir. Hz. Ali (r.a.) "Lebbeyk" diye kalkar. Bu sancak ona verilir; bütün veliler o sancağın altında toplanıp Hz. Ali (r.a.) ile beraber cennete girerler.

Başka bir sancak getirilir. "Dünyadayken zulmen öldürülenler nerede?" diye nida edilir. Hz Hüseyin (r.a.) "Lebbeyk" diye kalkar. Bu sancak ona verilir; dünyadayken zulmen öldürülenlerin hepsi o sancağın altında toplanır.

Hz. Fatıma (r. anha) Validemiz bu topluluğun önüne geçer. Sağ eline Hz. Hüseyin'in kanlı gömleğini, sol eline de Hz. Hasan'ın zehire batırılmış gömleğini alır. "Ya rabbi! Zalimden bizim hakkımızı al" der.

Peygamerimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) "Ya Fatıma, bu gün düşmanlık günü değil şefaat günüdür” buyurur. Hz. Fatıma  (r. Anha) babasının bu sözü üzerine o halini terk eder. Bundan sonra, zulmen öldürülenler Hz. Hüseyin'le (r.a.) beraber topluca cennete girerler.

* * *

Başka bir sancak getirilir. "Tevbe edip tevbelerini bozmayanlar nerede?" diye nida edilir. Henüz müslüman değilken Hz. Hamza'yı şehid eden Hz. Vahşi "Lebbeyk" diye ayağa kalkar. Bu sancak da ona verilir. Tevbe edip tevbelerini bozmayanlar o sancağın altında toplanıp Hz. Vahşi ile beraber cennete girerler.

* * *

Başka bir sancak getirilir. "Namazlarını huşu ile (Allah korkusuyla) kılanlar nerede?" denilir. ..

Başka bir sancak getirilir; "Allah'ı çok zikredenler nerede?" denilir.

Başka bir sancak getirilir; "Allah korkusu taşıyanlar nerede?"denilir.

Bu şekilde 320 sancak getirilip her birerinin altında bir gurup müslüman toplanıp cennete girerler. Çünkü, İslam dininde 320 şer'i hüküm vardır.

Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulmaktadır: "Rablerinden korkanlar, takım takım cennete sevk edilirler." (Zümer, 73)

***

Kafirlerin Cehenneme Sevki

Bundan sonra sıra kafirlerin cehenneme sevk edilmelerine gelir. "Firavun nerede?" diye nida olunur. Başında ateşten bir taç olduğu halde Firavun getirilir. Zorbalar, büyüklük taslayanlar da onun etrafında toplanırlar. Firavun önlerinde olduğu halde hepsi cehenneme sevk edilirler.

Sonra, "Adem'in oğlu Kabil nerede?" diye nida edilir. Kabil, boynunda ateşten zincirler, ayaklarında ateşten bukağılar olduğu halde getirilir. Bütün hasetler ve katiller onun etrafında toplanırlar. Kabil önlerinde olduğu halde hepsi cehenneme sevk edilir.

***

Sonra "Yahudi reisi Ka'b ibni Eşref nerede?" diye nida edilir. Ka’b ellerinde ateşten kelepçeler olduğu halde getirilir. Hakkı bile bile gizleyenler de onun etrafında toplanırlar. Ka'b onların önünde olduğu halde hepsi cehenneme sevk edilir.

"Ebucehil nerede?" diye nida olunur. Ebucehil getirilir. Peygamberlere inanmayan ve onları tasdik etmeyenler, onun etrafında toplanırlar. Ebucehil önlerinde olduğu halde hepsi cehenneme sevk edilir.

* * *

"Velid ibni Muğıyre nerede?" diyen nida olunur. Velid getirilir. Fakirleri aşağılayanlar onun etrafında toplanırlar. Velid önlerinde olduğu halde hepsi cehenneme sevk edilir.

* * *

"İmriü'l-Kays nerede?" diye nida olunur. Yüzü kapkara olarak oda getirilir. İmansız şairler de onun etrafında toplanırlar. Önlerinde İmriül- Kays olduğu halde hepsi cehenneme sevk edilirler.

* * *

Bütün bunları Allahü Teala Kur'an-ı Kerim'de şöyle haber veriyor:

“O gün bütün insanları önderleriyle çağıracağız." (İsra, 71)

Cennete Girmeden Önce

Cennetlikler belli olduktan sonra, cennete gidecek olan bu insanlar geniş bir sahraya getirilirler. Orada çeşit çeşit meyveleri olan çeşit çeşit ağaçlar, rengarenk çiçekler ve ağaçlar arasında fışkıran soğuk sulu kaynaklar görürler. Etrafı ağaçların gölgesi kaplamıştır.

Cennetlikler bu gölgeliğe gelirler. Kaynakların soğuk sularından içerler. O sulardan içince, içlerinde kin, haset, kibir, kendini beğenme, buğuz ve düşmanlık gibi kötü hasletlerden hiç bir eser kalmaz; bu su sebebiyle hepsi vücutlarından çıkar. İçleri de dışları da gümüş gibi tertemiz olur. Sonra buraklara binip cennetin kapısına gelirler. Kendilerini cennetin vazifeli bekçileri/kapıcıları karşılar. Başlarından cevher, gümüş ve inci saçarlar ve

"Size (Allah'tan) selam olsun! Tertemizsiniz, Haydi ebedi kalmak üzere (buyurun) buraya girin derler." (Zümer, 73)

Böylece cennete girip makamlarına yerleşirler. Sonra, yakut ve inciden kaselerle çeşit çeşit içecekler sunan huriler gelir. Hurilerin ellerinden bu içecekleri içerler. Allah'a şükreder ve bu nimetlerden istifade etmeye devam ederler.  

"Bugün kimseye zerre kadar haksızlık edilmez" fermanının manası işte budur.