27. Risale: İnsan ve Dünya

Yayınlanma İnce Risaleler

 HAYATIN GAYESİ VE İNSANIN

 YARATILIŞINDAKİ HİKMET:

Ferman-ı İlâhîde: "Cin ve insanları ancak bana ibadet (kulluk) etsinler diye yarattım," (S. Zâriyât 56) buyurulduğu halde:

Ey İnsan! İbâdetleri boşluk zamanına terk etmen nefsin ahmaklığındandır. Allah'a ulaşmaya mânî olan dünya işleriyle meşgul olup da, rızâ-i ilâhîye sebep olan amelleri köşeye çekilme zamanına te'hir etmek, şeytanın tesiri olup, büyük vebal ve budalalıktır.

Dünyayı, ebedî saâdete sebep olan âhiret amelleri üzerine tercih etmek, ya kat'î olmayan boş zamana ameli te'hir ile fânî hayata kıymet vermektir veya boş vakitte zayıf niyetle iyi amelleri ihmal etmek, fırsatı kaçırıp vakti öldürmektir.

Bu kimseler:

"Hayır te'hir olunmaz" hükmünce, "Te'-hirciler helâk oldu"  hadis-i şerifini bilmiyor mu?

GÜZEL ÖĞÜT: "Sana vaaz olarak ölüm yeter".

"Allahü Teâlâ'nın hidâyet ettiği kimseye vaaz olarak ölüm yeter". "Halkın akıllısı, ölümü çok hatırlayan ve ona hazırlanandır".

Ey Birader! Ölüm denilen hakikat nice ruhları evinden etmiş, cesetleri toprak altına indirmiştir. Sâkin ve neşeli gözlerden yaş akıtmış, haneler harap etmiştir.

Ey şu müreffeh hayata aldanıp hayra sırt çeviren insan! İstesen de istemesen de ölüm gelecek, bu hayattan ayrılacaksın.

Belâlar insanı yurdundan, kuşları yuvasından ediyor.

Doğudan batıya hükmedip ferman yazan krallar nerede? Şehirler kuran, bahçeler, kâşâneler yapan, arzularına son olmayan, küheylânlara (lüks arabalara) binen, dünya nimetlerine güvenen, mağrûrâne yürüyen yiğitler nerede?!..

Beklenmeyen bir ses onları evinden çıkardı, huzur ve eğlencelerini bozdu. Yıldırımlar ve şimşekler onları ürküttü. Kocalık, saçlarını ağarttı. Yanlarından ayrılmayan sevgililer onları yüzüstü bıraktı. Dostları ve ahbabları kendilerini terketti. Her biri yaratılmışları bırakıp Yaradan'ın huzuruna göçtü; ölümü tattı; izzet ve ikramdan sonra zillete düştü; kaba minderleri, süslü koltukları toprakla değişti. Kabirde haşereler kefenini deldi, etlerini yedi.

Sıkıntı dolu hayata sürüklendi. Sanki beraber bulunmamışlar gibi dostlarından uzak kaldı.

Yemin olsun ki hiç biri ona faydalı olmadı. Servet ve altınları işe yaramadı. Aksine azıksız kalıp, gelip geçene ibret oldu. Yalınayak çöllere geçerek, kurtulup kurtulmayacağını bilmeden amelinin rehini, esiri oldu.

Bir zaman sonra sen de böyle olacaksın, yaşadığın şu hayat hayal olacak. Dünyan bir şeye yaramayacak. Şimdi işittiklerini yarın gözünle göreceksin. Ben de, sen de bu hali yaşayacağız...

Akıllılar, başkasının ölümünden ibret alır da, hakikî hayat ve nimetlerin mahalli olan ahiret için hazırlanır.

Dünyaya dalmış gönlü dolu olan insanlara, ölüm gelip âhirete gideceğini, ev, akar, emlâk ve evlâd ü iyâli terk ederek, türlü kumaşlar giyen, lezzetli yemekler yiyen vücudu dar kabre konulup yılanlara yem olacağını düşünmek tesirli derstir.

Zavallı insan bunları düşünmediğinden nefsine hoş gelen geçici şehvet ve lezzetlerle eğlenirken ansızın ölüm onu yakalar da, sonu gelmeyen hayatta büyük nedâmet başlar. Bu sözler uyarıcı şeylerdir, ders almaz mısınız?!..

H.Ş. "İnsanlar uykudadır. Ölünce uyanırlar".  İnsan olana ölümden büyük ders yoktur.

"Ölümü unutmak kalbin pasındandın".  (Hz.Ali)

Bu öğütten anlamayan neden anlayacak? Nasıl uyanacak?!.

İlâhî! Hudutsuz rahmetinle bizlere inâyet, kereminle hidayet eyle. Bihürmet-i Seyyid-il Mürselîn. Amin.. (HAFIZ ZEHEBI, Kitab-ül Kebâir )

Hülâsa: Ne görülen dünyaya, ne de görülmeyen âhirete böbürlenmeden uzun emelleri kısa ecellere müvâzî (denk) yapmalıdır.

Hadis-i kudsîde:

"Ben gizli hazine idim. Bilinmeyi murad ettim de mahlukâtı yarattım",  buyuruyor. O'nun Rabb-i Kerîm olduğunu bilmek ve ibâdetle kalpleri nurlandırmak lâzımdır.

İnsanoğluna ilk hitap:  "Ben sizin Rabb'iniz değil miyim?" (S.A'raf/172) nazm-ı celili olmuştur.

Allahü Teâlâ, Âdem A.S.'ı yarattıktan sonra, cennete koymadan evvel, onun zürriyetinden gelecekleri zerreler halinde yaratıp onlara hayat ve akıl verdi, konuşma kabiliyeti ihsan etti ve:  "Ben sizin Rabb'iniz değil miyim?"  (A’raf, 172) buyurdu. Rab olduğunu bildirdi. Onlar da kabullendi.

Mevlâ ahit aldı. Bu ikrâra melekleri ve insanların kendi nefislerini şâhit tuttu.

Âdemoğlu şu beşerî kisveyi giyip, bu âleme imtihana geldi.

NİÇİN AHİD ALDI?

Hesap gününde  "Biz bu günü bilmiyorduk"  yahut  "Bizim babalarımız bizden evvel müşriktiler. Bizse onların zürriyetiyiz (evlatlarıyız). Bu yüzden onlara uyduk. O Hakk'ı inkâr edenlerin sebebiyle helâk mı olalım?"  demesinler diye ahde bağladı ve bu ahdi üç nüsha kılıp, birini ind-i İlâhîde, birini insanın göğüs bandında, birini de iman sâhiplerinin kıblesi olan Beyt-i Şerif (Kâ'be)'deki Hacer-ül Esved'de gizledi.

NİÇİN YARATTI?

Bilinmek için ki, bu da ibâdet ve itâatla olur.

NASIL YARATTI?

Allahü Teâlâ Kur'an-ı Kerîm'de buyuruyor:

"İnsan kendini nutfeden nasıl yarattığımızı görmez mi?"  (S.Yasin/77)

"Ey insanlar, öldükten sonra tekrar dirilmekten şüphede iseniz bilin ki, ne olduğunuzu açıklamak için, biz sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra pıhtılaşmış kandan, sonra da yapısı belli belirsiz bir parça etten yarattık. Dilediğimizi belli bir vakte kadar rahimlerde tutarız. Sonra sizi çocuk olarak (dünyaya) çıkarırız. Böylece yetişip ergenlik çağına varırsınız. Kiminiz öldürülür, kiminiz de ömrünün en zelil zamanına ulaştırılır ki, bilirken hiç bir şey bilmez olur" . (S.Hac/5)

Allahü Teâlâ, insanı:

1- Pederlerin belinde yoktan var etti.

2- Oradan ana rahmine geçti.

3- Dünya diyârına indi.

4- Oradan kabre...

5- Oradan mahşer yerine gitti.

6- Nihâyet, ebedî kalacağı yere (cennet ve cehennemden hangisini kazanmışsa oraya) gidecek. İnsan bunu nasıl unutur?..

Ve insanın asıl maddesini, zelil hâlini, iki defa idrar yolundan geçtiğini hatırlayarak, mevzuumuza dönüyoruz:

Dünya, semâ, dağlar, deryalar, güneş, ay... hasılı her varlığın yaratılışında bir hikmet var... İnsanın yaratılışındaki gâye de ilâhî rızâyı kazanmaktır.

Geçen saniyeler, saatler, aylar, seneler, aldığımız nefesler, âdetâ adım adım hayatın bir parçasını tespit eden film makineleridir.

Bu âlemde en şerefli iş, mânevî hayata hizmet etmek ve gideceği yeri hazırlamaktır.

"İnsan ve cinleri ancak bana ibadet etsinler diye yarattım"  buyuran Allahü Teâlâ büyük kazancın ibâdetle elde edildiğini her varlığa duyurdu.

"Ey İnsanlar! Sizi ve sizden evvelkileri yaratan Rabb'inize ibadet ediniz ki, muttakîlerden olup (Allah'ın) azabından kurtulasınız" (S. Bakara/21) ferman-ı celîli vâkî olmuştur.

"Sizin için yeryüzünü döşeyen, yollar açan, gökten su indiren O'dur. Biz o su ile türlü türlü ve çift çift meyveler yetiştirdik" (S.Tâhâ/53) âyet-i celîlesiyle nimetlerini beyan buyurdu.

Hülâsa devlet kanunlarına uymayan nasıl cezasız kalmazsa, ilâhî hükümleri tanımayan da cezasız kalmaz.

İnsan, İslâm'ın emri olan namaz, oruç, hac, zekât ve diğer ibâdetleri terk etmenin cürüm olduğunu bilmeli ve evlâd ü iyâle de öğretmeli. Aşı filizken yapılır, iyi terbiye çocukken verilendir.

Hadis-i şerifle bildirilmiş: "Her doğan İslâm nuruyla doğar, ancak ana babası onu Yahudî, Mecûsî yapar", anarşist ve her şey olur, millete ve memlekete düşman kesilir.

O halde terbiye beşikten başlar. Her şey kendisine verilen kabiliyete göre hareket edip yaratılışındaki maksadı yerine getirmektedir. Zerreler dahî bu hükme uymakta...

Ey İnsan! Ya sen ne için yaratıldın?.. Önce bunu bil! Cansız görünen kara toprak bile her gün ve her mevsimde nice değişmelere uğrar. Buluttan su alır. Sırtında ağaçlar, otlar, ekinler yetiştirir. Bağrında binlerce çeşit maden saklar.

Hepsi insanoğluna hizmet için ilâhî nizam dâhilinde saat gibi çalışır.

Bütün yaratılmışların en şereflisi olan insan da dünya ve âhiret selâmeti için Allah'ın emirlerine uyup, nimetlerine teşekkür ve ibâdetle kulluk borcunu ödemek mecburiyetindedir.

ALTIN LEVHA

Taaccüp ederim o kimselere ki:

1- Kazâ ve kadere imânı olup da gam çeke,

2- Rızkın Allahü Teâlâ'dan olduğunu bilirken, zahmet çeke,

3- Ölümü tasdik ederken, ferah ve sürûrda ola,

4- Kıyâmetin hesâbına imanı varken, vaktini gafletle geçire,

5- Dünyanın dâima değiştiğini bilirken, ona gönül bağlaya...

Lâ ilâhe illallah, Muhammedürrasûlullah  (Mevakıp Tefsiri C:2 S:18) 

Mideyi doyurmak, depoya benzin almak gibidir. Motora yağ konulmazsa yanar. Kalp de ibâdet nuruyla doyar. Bunu unutan huzuru nerede arar!

Avrupalı ve Amerikalı, para, son model araba, kadın ve her çeşit arzuya ulaşmış. Nefsânî isteklerinden eksik bir şey kalmamış. Zâhiren tam refah içindeyken, ruhen huzursuz, en fazla uyuşturucu kullanan ve cinnet hâdiselerine uğrayan onlardır. Çünkü ibâdet nurundan mahrum, boşlukta kalmış bir tulum gibi sallanmakta.

Allahü Teâlâ Kur'an-ı Kerim'de:

"Zikrimizden yüz çevirenlere (Hakk'ın hükümlerini bırakıp, nefsin emirlerine uyanlara) darlık (ve kalb sıkıntısın) vardır.  (S. Tâhâ 124)

A.C.: "Sizi boş yere yarattığımızı ve bize döndürülmeyeceğinizi mi sanırsınız?" (S. Mü'minûn 115)

A.C.: "Kötü işlerle uğraşanlar, iyilerin muamelesini göreceklerini mi zannederler?" (S. Câsiye 21)

Dünya ve âhirette çekilen sıkıntılar (musibetler) günâhların karşılığı olduğu, nice naslarla beyan buyurulmuştur.

"Hattâ fârenin zarar vermesi, merkebin aksilik etmesi de senin günâhlarındandır. Namaz cemâatını kaçıran kişiyi, o ilâhî sofradan mahrum eden de günâhlarıdır", denilmiş ve insan ikaz edilmiştir.

Cihânın her yerinde bugünkü nesillerin mâruz kıldığı rûhî ıstırabın tek sebebi mânevî boşluktur.

İnsanlar yaratıldığından beri her selâmete dinleri sâyesinde ulaştılar. Dinsiz dünya, ruhsuz ceset gibi kokar. Din, insanın dostudur.

Fertleri mânevî duygudan mahrum olan milletler, ayakta görünseler de, içten çürüyen ağaç gibi mahvolmaya mahkûmdur.

Batının sayılı şahsiyetlerinden Napolyon: "Din olmayan yerde kanunlar hükümsüzdür...";

Almanya'nın kurucusu Bismark, Kur'an hakkında:  "Bu kitap ilâhîdir. Tebliğ eden peygamber de bu âleme bir daha benzeri gelmeyecek mümtaz bir varlıktır...";

İngiliz mütefekkirlerinden Bernad Shaw, Kur'an hakkında:  "Hayat âleminin değişen şartlarına göre hitap eden kitap..."  demişlerdir.

Allahü Teâlâ; Kitab-ı Kerim'inde:

"(Cehennemde azapla)  Yüzleri sağa sola döndükçe «Keşke biz de dine uyup Allah ve Resûlüne tâbî olaydık» diyecekler"

"Bâtıl yoldakiler ilâhî azâbı tadınca «Ey Rabbimiz! Biz büyüklerimize uyduk, itaat ettik de onlar bizi hak yoldan saptırdılar. Ey Rabbimiz, onlara bizim azabımızın iki katını ver ve büyük lânete uğrat»  diyecekler" (S.Ahzab / 66-67-68) buyurdu.

"Rabbine yemin ederim ki, biz onları (kıyâmette) mutlaka uydukları şeytanlarla beraber haşrededip, sonra cehennemin etrafında diz çöktürüp hazır bulunduracağız. Sonra her cemaattan Rahman'a en çok kimin baş kaldırıp isyan ettiğini ortaya koyacağız. Cehenneme girmeye en lâyık kim olduğunu biz biliriz".  (S. Meryem 68-69-70) İlâhî hükümleri unutulmasın...

Kusta bin Luka:  "Bâtıl tekrar ede ede hakka galip gelir. Hakikat taraftarları da hakikatı tekrarlamalıdır. Aksi halde mâğlup olurlar..." demiş.

İngiliz ilim adamı Herbert Severn:

"Ahlâkî işler mukaddes mâhiyetlerini kaybediyorlar. Din ahlâkının yıkılması kadar müthiş felâket olamaz",  demiştir. Bunların sözlerine ihtiyaç duyulduğundan değil, garp hayranlarına duyurmak için beyan olunmuştur.

Vicdanları mânevî mesuliyet duygusundan mahrum olan insanlar canavar kesilir. Bugün bu hakikatı görmeyen göz, anlamayan idrak kaldı mı?

Hakîkî dindar olanlar rûhî hastalığa yakalanmazlar. Çünkü kendisine emânet verilen vücut makinesini Kitab'ın hükmünce kullanır da, ârıza olmaz.

Bilinsin ki, beşerin saâdeti Allah'ı bilmekle, o da Kitab-ı İlâhî'ye tâbî olmakladır...

İlimsiz hiç bir özür kabul olunmaz. İlimden büyük şey yoktur.

Kıyâmet gününde:  "Ey suçlular, ayrılın bugün"  (S. Yasin/59) hükmü gelince ancak Hak Din'e tâbî olan ve Allah'ı tanıyanlar kurtulacaklar.

Nuh A.S. onlara:  "Allah'tan korkun ve bana itaat edin. Ben sizden bir ücret istemiyorum. Ücretim ancak Ålemlerin Rabbi Allah üzerinedir" (S. Şuarâ 110) dediğinde kâfirler:

"Ey Nuh! Eğer bu davet ve istekten vazgeçmezsen seni taşlayacağız"  demişlerdi. (S. Şuarâ116).

Ey insanlar, bunlara benzemeyin!

Dünya ile rahatlamak, Allah ile rahatlamayı kalbden götürür.

Allah'tan başkasından korkmak Allah korkusunu kalpten çıkarır.

Başkasından beklemek de Allah'tan beklemeyi kalpten çıkarır.

İhlâs:  Her an Hakk'a bakıp, halkın görmesini unutmaktır.

–Arzusu olan bir şeyi elde edip, onu ben yaptım diye nefsine mal eden insan inkârdadır.

–"Dünya sevgisini gönülden söküp atmadan, kulun dini yerinde sâbit değildir".  (Yahyâ bin Muaz K.S.)

–Dünyaya âhiret hazırlığı için geldik. Dünyaya meyleden aldanır. Muhabbet ve ünsiyet âhirettedir.

–Gönlünde dünya sevgisi olan âlimin ilmi, İbni Abbas Hazretleri'nin ilmi gibi olsa da, onunla ünsiyette hayır yoktur. Kendisine zararlı olan, başkasına hayırlı olamaz.

Ziyâde taaccüp edilecek kişi, kendisini dâima gören Allah'tan gâfil ve uzak olup da, devamı olmayan dünyayı isteyen insandır.

Bu da: kalp körlüğündendir.  Böylesi, bir günden diğer güne göç ede ede, aynı yerde dönen değirmen beygirinden farksızdır.

 


 
 

DÜNYA

A.C.: "Dünya hayatı ancak oyun ve oyuncaktan ibarettir" (S. Muhammed 36).

Çocukların oynayıp, eğlenip dağıldıkları gibi, insanlar da dünyaya gelir, birleşir, sevişir, sonra dağılır. Herkes gideceği yere gider ve dünyada kalan olmaz.

Resûlüllah (S.A.V.)  "Dünya, ahiretin tarlasıdır; burada eken, orada biçer"  buyurdu ve bu işin ehemmiyetini bütün cihana duyurdu.

Dünya:  İnsanı Allahü Teâlâ'dan meşgul eden ve uzaklaştıran şeydir.

H.Ş.  "Dünya sizin için yaratıldı. Siz de ahiret için yaratıldınız. Ondan istifade edip ahireti ihyâya çalışınız!..

Hakk'a uyana dünya tâbî olur, kolay gelir; nefse uyana meşakkat verir.

Su, geminin yüzmesine yarar; lâkin, içine girerse batırır.

Dünya da âhireti kazanmak içindir; lâkin, kalbe girerse karartır. Huzur gider, hüzün gelir.

Yaratılışın gayesi:  Allah'ı bilmek ve O'na kulluk etmektir.

Bu âleme niçin geldiğini bilen, dünyanın hakikatini öğrenir. Yolunu bilmeyen kervan, yolda kalır, perişan olur.

Hz. Ali (R.A.):  "Sabî iken ölüp de cennete gitmeyi değil, Allah'a hakkıyla ibâdet edip derece kazanmayı tercih ederdim",  demiştir.

–Allahü Teâlâ'yı en iyi bilen: O'ndan korkan, çok ibâdet eden ve çok nasihatte bulunandır.

–Dikkat edin! Dünya nimetinin çokluğu, azlığı değil, servetin hayra veya şerre hizmeti mühimdir...

–Hayra harcayan Hakk'a yaklaşır, hamd etmiş olur. Şerre sarf eden de Hakk'a sırt çevirir, küfretmiş olur, âhireti unutur, saâdetten mahrum olur...

–Allahü Teâlâ dünya hayatını beyan buyuruyor:  "Onlara dünya hayatını anlat: Gökten indirdiğimiz su ile yeryüzünde yetişen bitkiler birbirine karışır, amma sonunda rüzgârın savurduğu çer-çöpe olur" . (S. Kehf , 45)

–İşte dünyanın durumu bundan ibarettir. Neyine güvenmeli?..

  * * *

"Dünya hoş görünür; lâkin hakikati, öldüren zehirdir. Öldürdüğü de heder olur.

Gönül verip sevenleri mecnundur. Çünkü faydasıza gönül vermişler.

Dünya, şekerle kaplı zehir ve altınla kaplı necâset gibidir. Böyle fâside gönül vermek akıllı kârı değil. Akıllı insan, âhireti verip dünyayı almaz; ilâhî sevgiyi gönülden çıkarmaz.

Kişi dünya ve âhiretten hangisini severse ona satılmış, kıymetini ortaya koymuş, açıklamıştır.

Dünya adamlarıyla görüşmek ve onların sohbeti öldüren zehirdir".  (İmam-ı Rabbânî K.S.)

  * * *

"İnsan dünyaya yemek, içmek, sefâ sürmek için değil, yaratılışındaki hikmeti öğrenip kendi zilletini idrakle Hakk'a ibâdet için getirildi.

Dünya adamları ve servet sahipleri büyük belâya uğramışlar.

Necaseti altınla, zehiri şekerle kaplamışlar.

Ancak akıllılar dünyaya muhabbetten şiddetle men edildiklerini anlamışlardır".  (İ. Rabbânî K.S.)

  * * *

İnsan için iki âlem selâmeti, adî dünyanın sevgisinden kurtulmakla kabildir. O da iyi amellerle elde edilir. Bu itibarla insan mal yığma tamâ'ını terk edip, onu meşakkat bilmeli.

İki âlemde sıkıntı görmek istemeyen insan, peygamberin emrettiğine uyup menettiğinden uzak kalmalı.

Büyükler:  "Zarif ve lâtif görünen dünya pisliğine meyledip de gaflete düşmeyin!"  demişler...

"Tevbeye devam edip, şüpheleri zehir biliniz.

Allahü Teâlâ mubahların hududunu geniş tuttuğu halde bedbahtlar İslâm hududundan çıkar da, isyana dalarlar.

Bu hududun içinde kalanlar azdan azdır.

Aziz Evlâdım! Sakın âdî dünya pisliğine itibar etme! Fânî dünya tantanasına tâlip olma! Her hareketinde İslâm hudutları içinde ol! Ehl-i sünnet âlimlerinden itikâdını düzelt, farzlara dikkatli ol! Sünnet ve nâfile, farzın yanında denizden damla gibidir". (İ. Rabbânî K.S.)

Dünya süslü kadın gibi insanları kendisine çekip yüz gösterse de kötülüğünden emin olunmaz. Bir saat iyilik etse, bir sene kötülük eder. Çilesinden kurtulmak kolay değildir. Yüz göstermesi felâkete delildir.

Dünyanın âfetleri durmaz. Peşine düşenleri perişan eder. Ona aldanan hakir olur. Dünyalıkla öğünen sonunda helâk ve hüsrana uğrar.

Dünya:

* Kendisini isteyenden kaçar, kaçanın peşinden koşar.

* Kendisine hizmet edeni bırakır, arka çevireni arar.

* Daimâ bulanıktır, berrak olmaz.

* Neşesi kederle karışıktır.

* Huzurunu huzursuzluk, gençliğini ihtiyarlık tâkip eder.

* Bolluğu dahî hasret ve perişanlığa götürür. Hilekâr ve sahtekârdır.

* Tâliplerine süslenir, kendisine gönül verene azı dişlerini gösterir. Zehir içirir, üzerine oklar yağdırır.

* Beğenenleri bolluğa boğmuşken birden yüz çevirir. Hepsini rüya hâline döndürür. Değirmen taşı gibi ezer, kefene koyar, toprak altına alır.

* Bütün varlıkları yok olur. Neşe bekleyen dostlarını aldatır, belâlara uğratır.

* Ona aldanıp servet yığan ve büyük binâlar yapanlar bir gün hepsinin yıkılacağını unuturlar.

* Allah dostlarına, Allah'a giden yolları kapar da düşmanlık eder. Bu sebeple Allahü Teâlâ ona rahmetle nazar etmedi.

* Allah'ın düşmanlarını da türlü ziynetlerle aldatır. Sonra onlara ayrılık acısı verir.

* Sevenleri sayısız hilelerle sevindirir, tuzağa düşürür. Sonunda hepsini alır, ağlatır.

İşte dünyanın içyüzü bundan ibârettir.

A.C.: Onlar ahirete bedel dünya hayatına razı oldular. O sebeple kendilerinden azap ne hafifletilir, ne de (yardımla) kaldırılır. (S. Bakara, 86) buyurulmuştur.

Gâile ve belâlarla dolu olan dünyanın kötülüklerini, yaratılmasındaki hikmeti, ona uyanların uğradığı belâları, değer vermeyenlerin faziletini ibret için anlatmaya devam ediyoruz.

DÜNYANIN KÖTÜLÜKLERİ

Kur'an-ı Kerim, dünyayı zemmedip âhirete rağbet etmeyi emir buyuruyor.

Peygamberlerin gönderilmesindeki sebep de budur...

Allah'ın Resûlü yeminle:  "Dünyanın Allah yanında şu koyun ölüsü kadar kıymeti yoktur"  buyurdu.

H.Ş.  "Eğer dünyanın Allah yanında sivrisinek kanadı kadar kıymeti olsaydı, ondan kâfire bir içim su vermezdi". (Ramuz 466/2)

H.Ş.  "Ebedî olan âhirete inandığı halde gayretini fânî dünyaya sarf edene acırım".

H.Ş.:  "Çekici yeşillikten ibâret olan dünyaya sizi Allahü Teâlâ ne yapacağınızı tespit için gönderdi. 

H.Ş.:  "İsrail oğulları servet, güzel koku, süslü eşya ve kadınlarla zevke daldılar. Sizler sakınınız!..

 İsa (A.S.) buyurdu:

* Dünyayı kendine efendi eden, ona köle olur. Sonra nasıl kurtulur...

* Dünya serveti âfete uğrayabilir. Ahiret serveti için korku yoktur. Ona ehemmiyet veriniz.

*Dünyanın imarı, âhiretin ihmâline sebeptir.

* Kısa şehvet, uzun pişmanlığa sebeptir":

H.Ş.  "Allahü Teâlâ dünya kadar sevimsiz bir şey yaratmadı ve ona hiç nazar etmedi".

H.Ş.: "Servetin çokluğu sizi gaflete düşürdü. İnsanın malı; yediği, giydiği, bir de Allah yolunda verdiğinden ibârettir. Yiyip içtiğin ve giydiğin yok olduğu gibi, servetin de başkasına geçer. Ancak hayır amelin kalır".

Rasûlüllah (S.A.V.) çöplükteki insan kemiklerini gösterip  "Bunlar sizin gibi hırslı ve kuruntulu insanlardı..."  buyurup bizleri irşatta bulundular...

H.Ş.: "Dünyalıktan yücelttiği her şeyi alçaltmak, Allahü Teâlâ'nın katî bir hükmüdür..."

Bu mânâyı iyi düşün!..

Şeytan, yardımcılarına: "Haksız kazanç, lüzumsuz masraf ve yersiz biriktirme ile uğraşanları helâk etmek kolay. Zâten bütün fenâlıklar bu üçün içindedir"  dedi.

Mâlik bin Dinar K.S.: "Dünyalık için üzüldüğün nispette âhiret kalpten çıkar. Ahiret için üzüldüğün nispette de dünya sıkıntıları kalpten çıkar";

Said bin Gusayb Hz:  "Âhiretini azaltarak, dünyasını çoğaltmaktan memnun olan kişi, bilmeyerek kendisiyle alay eden bir gafildir"  buyurmuş.

Miskin insanoğlu helâlinde hesap, haramında azap olan dünya malını azımsar da âhiret amelini az görmez. Dinde uğradığı felâkete aldırmaz da, dünyalıktan kaybına kıyâmeti koparır.

- "Dünyada sevindiren her şey karşılığında Allahü Teâlâ bir de mahzun eden şey yaratmıştır".  (Ebu Hazım Hz.leri)

- "Sanki dünya sevgisi üzerinde sulha oturmuş da anlaşmışız. Kimse kimseyi ikâz etmiyor. Bu hal böyle devam etmez. Sonumuz ne olur bilinmez Allah’ın hangi gazabına uğrayacağımızı bilmem?!" (Mâlik bir Dinar Hz.leri)

İmam-ı Şâfî Hz.leri bir dostuna yazdı:

-"Kardeşim dünya, ayakların kaydığı zillet mahallidir. Mâmureleri viran olur, canlıları mezara konur, toplulukları dağılır, varlığı yok olmağa mahkûmdur. Allah'a sığın ve O'nun hükmüne razı ol!.. Âhiret sermâyesinden dünyalık için harcama! Zira senin yaşaman, yok olacak gölge gibidir. Dayandıkların da yıkılmağa mahkum bir yuvaya benzer. Dünya ise yıkılmağa yüz tutmuş bir vîrânedir"...

Ebû Hâzım Hz.:  "Dünyayı büyük tutana kıyamet günü «Bu adam Allah'ın hakir gördüğünü şerif bilirdi» denilecek"...

İbrahim bin Edhem Hz.: "Dinimizi parçalayıp, dünyamızı yamıyoruz. Bu sebeple ne dinimiz kaldı, ne dünyamız."

Muhammed bin Münkedir Hz.: "Kişi gece namazda gündüz oruçlu olsa da, haramdan kaçıp sadaka verse de, Allah'ın küçülttüğü dünyayı büyük, âhireti küçük görürse, yaptığı ibâdetin kıymeti yoktur";  buyurdular.

* * *

Hasan Basrî K.S., Ömer bin Abdülaziz Hz. leri'ne yazdığı mektupta;

"Bil ki dünya göç etme yeridir. Ölümü unutma! Dünyayı aziz tutan zelil olur. Hilekâr ve zâlim dünyadan sakın! O, aldatan süsleriyle gönülleri kendisine bağlayan, duvaklı gelin gibi dikkatleri çeken, insanları büyüleyen bir büyücüdür.

Ona ulaştım sananlar aldanır. Azgınlık edip, âhireti unutup bütün düşüncesi dünya olanın ayakları kayar. Nedâmetle hasreti artar. Üzerine çöken ölüm acısıyla çeker gider.

Onu beğenenler aslâ aradığını bulamaz. Sıkıntılar içinde yüzer. Bu halden hiç kurtulamaz. Azıksız yolculuğa çıkan, yataksız kalır.

Ey Mü'minlerin Emiri! Dünyadan sakın. Ona değer veren, ne zaman sevinse, ardından keder gelir. Ona dalan aldanır. Fayda bekleyen zarar görür. Onun genişliği belâlı, devamı yok, zevâli çoktur. Neşesi hüzünle karışık... Giden gelmez, sonu bilinmez. ümitleri yalan, emelleri dipsizdir.

Sâfî görünse de bulanık, onda yaşamak meşakkatlidir. Akıllılar onda hep tehlike görürler", buyurmuştur.

Dünya bütün hazineleriyle birlikte, Rasû-lüllah'a arz olunduğunda, ondan yüz çevirdi ve Allah'ın buğzettiğine itibar etmedi.

Allahü Teâlâ dünyayı insanlara imtihan için verdi.

Büyükler,  "Dünyanın zevki, dünya gâilelerinden uzak olmakla elde edilir"  dediler.

Hz. Ali R.A.:

"Bilmiş olun ki, sizler ölecek, sonra dirilecek, yaptıklarınızın hesabını verecek, karşılığını göreceksiniz!..

Dünya hayatı sizi aldatmasın. Zira o felâketlerle dolu ve zevâle mahkûmdur. Ona uyan zarar görür.

Dünyada bulunan her şey helâk olacaktır. O, sevenlerinin bâzen lehine bazen aleyhine olur. Bir hal üzere kaldığı yoktur. Peşinden giden onun kötülüğünden nasıl emin olur?..

Onu sevenler bolluk ve huzur bulsalar da, ardından musibet ve mihnete müptelâ olurlar.

Onda hayat, huzursuz; bolluk ve ferahlığı da muvakkattir. İnsanları hedef alıp, oklarıyla heder eder.

Herkesin eceli mâlum, nasibi de ayrılmıştır.

İçinde bulunduğumuz dünya, sizden evvel geçen, sizden kuvvetli ve uzun ömürlü olan, sizden fazla onu imara çalışanların dünyasıdır.

Uzun seneler geçti. Onların sesleri kesildi, cesetleri çürüdü, sarayları boş kaldı, memleketleri harap oldu, köşkleri binaları, işlemeli eğerleri, yerlerini mezar taşlarına terk etti.

Evleri dünya ile uğraşanlara yakın, fakat kendileri garip ve mâmurelerden uzaktır.

Komşularıyla görüşemez oldular. Çünkü onları mukadder âkıbetleri yakaladı. Toprak cesetlerini yedi.

Yaşadıktan sonra parçalandılar. Dostları onlara acıdı.

Toprak altında kaldılar ve kendileri için bir daha dönüş yok sandılar. Halbuki Allahü Teâlâ:  «Tekrar dirilecekleri güne kadar arkalarında geriye dönmekten onları alıkoyan bir mânî vardır» (S. Mü'minin 100) buyurdu.

Siz de bir an kendinizi onların yerine koyun. Ahiretin ilk durağı olan mezara girip, gizli işlerin açığa çıktığı tüyler ürperten o dehşetli günde yaptıklarınızın hesabını vermek için huzur-u ilâhîye çıkacağınızı düşünün.  İşte o gün herkes kazancına göre karşılık görecektir.

Allahü Teâlâ, buyuruyor:  «O (Allahü Teâlâ) kötülük yapanlara karşılığını verir. İyilik edenlere de işlediklerinden âlâsını ihsan eder» . (S. Necm 31)

«Amel defterleri getirilip (ortaya konun-ca) suçluların ondan ürktüklerini (korktuklarını) görürsün»  (S. Kehf 49).

İnsan bunları düşünmek, kendine çekidüzen vermek zorundadır.

Allahü Teâlâ cümlemizi dostlarına tâbî olan cennet ve cemâliyle şereflenen kullarından eylesin!.. Amin.

Keza, Hz. Ali (R.A.):

"Ölüm kendisini takip ederken dünyayı arayan ve kendisi unutulmadığı halde gafletle yaşayan insana hayret ederim!..";

İsa Aleyhisselâm:

- "Hastalar yemekten lezzet almadığı gibi, dünyayı seven servet sahipleri de ibâdetten zevk almazlar".

-"Dünya peşinde koşan adam, durmadan deniz suyu içen kimse gibidir. İçtikçe susuzluğu artar ve sonunda helâk olur.”

H.Ş.: "Kalbi dünya isteklerinden temizlemek, kurtuluşa sebeptir. Çünkü bu temizlik kul ile Allah'ın azabı arasında perde olur".

Ömer bin Abdülaziz Hz.:

"Ey İnsanlar! Üzerinde yaşadığınız dünya dâim kalacağınız yer değildir.

Nice sağlam mâmûrelerde yaşayanlar, yakında göç ederler.

Dünya bulut gölgesi gibi tez geçer. İnsanlar birbiriyle uğraşırken, o çeker gider.

Allahü Teâlâ insanı kaderiyle dâvet eder ve fânî varlığı yok olur.

Dünyanın kârı zararıyla bir değildir. Onun safâsı az, cefâsı çoktur...

H.Ş.: "Ey Eshab ve Ümmetim! Dikkat ediniz!.. Dünyaya itibar edip de uzun arzulara dalan kimsenin, istek ve muhabbeti nispetinde, Allahü Teâlâ kalb gözünü körletir.

Dünyaya rağbet etmeyip, arzusu az olana Allahü Teâlâ okumadan ilim ve irfan ihsan eder, doğru yolu gösterir.

Dikkat ediniz! Sizden sonra bir kavim gelir: Meliki işlerini katl ve zorla yürütür; zenginlik ve buhl iftihar sebebi olur; muhabbet ancak hevâ ve alçak işlere uymaktan ibâret kalır.

Dikkat ediniz! Siz o zamana yetişirseniz, zenginliğe gücü yeterken fakirliği ihtiyar eden, rezâlete gücü yeterken nefret edip sabırla uzlet eden, kudret ve itibar sahibiyken, hor ve hakirliğe sabrederek kenarda kalmayı tercih eden ve bu hallerin hepsinde Cenab-ı Hakk'ın rızâsını murat eden kimseye Allahü Teâlâ, sıddıklar zümresinden elli kişinin ecrini ihsan eder". (M.İ.R. M    )