10. Risale: İnfak

Yayınlanma İnce Risaleler

İnfak: Nafaka verip geçindirme, besleme, doyurma mânâlarındadır.

İnfak hakkında âyet-i celîleler:

A.C.: “Mallarını Allah yolunda harcayanların misâli, her başakta yüz tane olmak üzere yedi başak veren tâne gibidir. (Bire yedi yüz verir.) Allah dilediğine bundan kat kat fazlasını ihsan eder.” (Bakara, 261) 

A.C.: “Allah’ın rızasını kazanmak ve kalplerini sağlamlaştırmak için mallarını harcayanların misâli; yüksek tepede bulunan, bol yağmur aldığından iki kat veren, bol yağmur almasa da çisentisi düşen bahçenin misâli gibidir. Allah işledikleriniz görür.” (Bakara, 265)  

A.C.: “Gücünüz yettiği kadar Allah’tan korkun. (Emirlerini) dinleyin ve itâat edin. Kendi iyiliğiniz için mallarınızı harcayın. Nefsinin tamâhkârlığından korunanlar, saadete ermişlerdir.(Tegâbûn, 16) 

A.C.: “Eğer Allahü Teâlâ’ya karz-ı hasen takdiminde bulunursanız, onu sizin için kat kat artırır ve sizi mağfiret buyurur.(Tegâbûn, 17) 

A.C.: “Ey İman edenler! Size verdiğimiz rızklardan, alış verişin, dostluğun ve şefaatin fayda vermeyeceği gün gelmeden evvel infak edin.(Bakara, 254) 

Hadîs-i şerifler:

*Malından gizli ve açıktan infakta bulunan hiçbir Müslüman yok ki, onu cennet “Gel, gel” diye çağırmasın. (Râmuz, 285/9) 

*Para var, nefsine infak etmişsindir. Para var, ana babana harcamışsın. Para var, oğlun için, zevcen için sarf etmişsin. Para var, Allah yolunda infak edilmiştir. İşte bu sonuncusu sevap bakımından en güzelidir. (Râmuz, 285/2) 

*Cennette yüksek bir mertebe vardır ki, âilesinin nafakasını temin için her güçlüğe göğüs gerenlerindir.

*Âilene, çocuğuna, hizmetçine yedirdiğin, hatta kendi yediğin senin için sadakadır. (Râmuz, 371/4)

*Bir kadın kocasının izniyle evinden makul bir ölçüde infak ederse, o kadına infak ettiği şeyin ecri verilir. Kocası için de, o malı kazanmış olduğundan ecir vardır. Veren hizmetçi ise, ona da benzeri ecir vardır. Birine verilen ecir sebebiyle diğerlerinin ecrinden noksanlık olmaz. (Râmuz, 36/13)

 

* * *

 

ZEKÂT

Zekât; mal ve paranın temizliğini sağlamak  üzere, her sene kırkta birini sadaka olarak vermektir.

A.C.: “Onların mallarından sadaka (zekât) al ki, bununla kendilerini (günahlardan) temizlesinler ve onların hasenâtını bereketlendirmiş olasın. Onlara duâ et! Çünkü senin duân onlar için sükûnettir. Allah hakkıyla işiten, hakkıyla bilendir.(Tevbe, 103)

A.C.: “Onların mallarında  sâilin ve yoksulların da hakları vardır.(Zâriyât, 19)

H.Ş.: (Zengin olup da) zekât vermeyenlerin namazı yoktur. (Yani kabul olunmaz). (Rûûhu’l-Beyan, C. 2, S.134)

H.Ş.: Mallarınızın zekâtını vererek onları kale içine alın (muhafaza edin). Hastalarınızı sadaka vererek tedâvi edin. Belâları duâ ile karşılayın. (Rûhu’l- Beyan, C. 2, S. 136)

H.Ş.: Kim farz olan zekâtı verir, misafirlerine ikram eder, musîbet ve güçlük zamanlarında verirse, Şuh’tan beri olur. şüphesiz ki Şuh cimriliğin en çirkinidir.

Hikâye:

Mûsa A.S. bir kimseyi huşû ile namaz kılarken gördü: “Yâ Rabb’î, bu kulun ne güzel namaz kılıyor,” dedi. Allahü Teâlâ:

– “Ey Mûsa! O kimse her gün bin rekât namaz kılsa, bin defa hac etse, bin defa harbe girse, malının zekâtını verinceye kadar, yaptıklarının ona bir faydası olmazbuyurdu. (Rûhu’l-Beyan, C. 2, S. 134)

Hikâye:

Abdullah ibni Mes’ud R.A.’den:

Resûlüllah Efendimize S.A.V. kısa boylu, uzun sakallı biri geldi.

Efendimiz ona sual etti:

– İsmin nedir?

– Hacveb.

– Kaç yaşındasın?

– Üç yüz otuz.

– Bir şey okuyor musun?

– Bir deve yükü kitap okudum.

– Allah için ne amelin var?

– Allah rızası için üç yüz mesele hallettim.

Resûlüllah S.A.V.:

– Senin gibisi cennetliktir, buyurdu.

Cebrail A.S. gelip:

– Yâ Resûlallah! bu kimse cehenneme gidecek. Üç gün ömrü kaldı; yarım dirhem zekât borcu var, dedi.

Resûlüllah S.A.V. durumu kendisine bildirdi.

Adam:

–“Unutmuşum yâ Resûlallah! şu yarım dirhem, zekât borcum, şu yüz dirhemi de sadaka olarak fukarâya dağıtınız, diye takdim etti.

Adam üç gün sonra vefat etti. Ebû Bekir R.A., yıkadı, kefenledi. 

Cenazeyi götürürlerken Resûlüllah S.A.V. ayakkabılarını çıkarıp cenazenin önünde yürüdü. Sonra  başını açtı. Kabre konulduğunda, tebessüm edip omuzlarından ridasını aldı.

Sahâbe-i Kiram sordular:

– Yâ Resûlallah! Niye yalın ayak yürüdünüz?

– Kırk bin melek gönderildi. Onların kandına basmayayım diye.

– Niçin baş açık durdunuz?

– Yetmiş bin melek yağmur yağar gibi rahmet yağdırdı, istifade etmek için başımı açtım.

– Niçin ridânızı çıkarıp tebessüm buyurdunuz.?

– Cennetten hûriler gelmiş, hepsi de evlenmek murat ediyorlar. Her birine Hacveb’i gösterip “Sen onun içinsin” dedim. Onlar da kabul ettiler, tebessüm ettim, buyurdu. (Mev’iza-i Hasene S. 126)

* * *

KARZ-I HASEN

Karz- Hasen; Allah rızası için karşılıksız borç para vermektir.

Bazıları: “Farz olan zekâttır”; bazıları, “Mendüp olan infaktır”; bazıları da “Bunların hepsi içine alan umûmi bir tâbirdir,” demişler. Muvâfık olan da budur. (Hak Dîni Kur’an Dili C. 6, S. 5039)

A.C.: “Allahü Teâlâ’ya, karşılığını kat kat artıracak bir karz-ı hasende kim bulunabilir? Allah dilediğine çok, dilediğine az verir.(Bakara, 245)

A.C.: “Allah’a kim karz-ı hasen takdim ederse, O da karşılığını ona kat kat verir. Ona cömertçe mükâfat vardır.(Hadîd, 11)

* * *

*Ashâb-ı Kiramdan Ebû Dahdak R.A.:

– “Yâ Resûlallah! Rabb’ime ödünç versem, cennete kefil olur musunuz?” dedi.

Efendimiz:

– “Evet; hayır ehlinin yeri cennettir,” buyurdu.

Ebû Dahdak:

– “Hanımım Ümmü Dahdak’la, oğlum Dahdak da benimle olur mu?” dedi. 

Resûlüllah S.A.V.:

– “Evet,” buyurdu. Ebû Dahdak:

– “İki hurma bahçemden başka bir şeyim yok. İkisini de Rabb’ime verdim,” dedi.

Resûlüllah S.A.V.:

– “Biri âilene kalsın,” deyip birini kabul buyurdu. (Riyâzu’n- Nâsıhîîn, S. 307) 

 

 

KARZ-I HASEN VERMENİN SEVÂBI

H.Ş.: “Mîrac gecesi cennetin kapısında « Sadakanın sevabı on misli, ödünç vermenin sevabı on sekiz misli» diye yazılmış gördüm.(Şir’atül İslâm S.186)

H.Ş.: “Bir Müslüman diğer Müslüman’a ödünç verince iki misli sadaka sevabı alır.

Allahü Teâlâ, âyet-i celîlede, sadaka sevabının on misli olduğunu bildirdiği halde, ödünç vermenin sevabının kat kat olduğunu beyan buyurdu. (Bakara, 245)

Resûlüllah S.A.V.:

“Cebrail’e «Karz-ı hasenin sevabı neden fazla» dedim. «Borcu muhtaç olmayan istemez, sadaka ise çok zaman ehil olmayana verilir» diye cevap verdi.”

* * *

SADAKA

Sadaka: sıdk ve ihlâsla Allah rızası için fakire hibe edilen para vb. şeylerdir. Kişinin sevaba olan rağbet ve arzularını doğruladığı için “Sadaka” denilmiştir. Çünkü, maddî bir karşılık beklemeden mal sarfetmek, onun sevabına rağbet edenlerin işidir. (Kâmus-u Osmanî)

A.C.: “Sevdiğiniz şeylerden (Allah rızası için) vermedikçe, iyiliğe ulaşamazsınız.” (Âl-i İmrân, 92)

Bu âyet-i celîlenin inmesi üzerine:

Ebû Talha R.A. Mescid-i Nebevîye yakın, içinde güzel suyu bulunan hurmalığını bağışladı. Hanımı Sümeyye Hatun ve çocuklarına:

– “Bahçeden çıkın! Ben burayı Allah için Resûlüllah’a bağışladım,” dedi.

Hanımı:

– “Ortak mıyız, sevabı müşterek mi?” dedi.

Ebû Talha Hz.:

– “Evet.”

Sümeyye Hâtun:

– “Çoktan beri benim arzum da buydu. Hayrın mübârek olsun, Allah senden razı olsun,” demiştir.

Abdurrahman bin Avf R.A. elinde bulunan sekiz bin dirhemin dört binini tasadduk etmiş ve:

– “Yâ Resûlallah! servetimin yarısını Allah rızası için sadaka verdim, yarısını da âileme bıraktım,” demişti.

Resûlüllah S.A.V.:

– “Bu sebeple Allahü Teâlâ malına bereket ihsan etsin,” diye duâ etmiş, Abdurrahman bin Avf’ın malında büyük bereket  ve artış olmuştur.    

*Sıddîk-ı Ekber R.A.’in her şeyini Allah yolunda verdiği ve namaz kılarken hasıra sarıldığı kitaplarda geçmektedir.

* Hz. Osman R.A. yüz deve yükü buğdayına yüksek fiyat verildiği halde,

– “Daha fazla veren var,” deyip hepsini Allah rızası için tasadduk ettiler.

* Âsım bin Adiyy R.A. sadaka olarak yüz vasak hurma getirmiştir.

* Ebû Akil Ensârî R.A., bir sa’ buğday götürüp, “Bir sa’ da âileme bıraktım” demiştir.

* Ebû Mes’ud-ü Ensârî R.A.:

– “Bu hususta âyeti nâzil olup Resûlüllah bize sadaka ile emrettiği zaman, sadaka vermeye kudreti olmayan herhangi birimiz, çarşıya gider, arkasında yük taşıyarak iki avuç hurma kazanır  ve bundan sadaka verirdi” demiştir.

Hâsılı Eshâb-ı Kirâm birbirleriyle yarışır-casına bölük bölük gelip az veya çok bu malî vazifeyi yerine getirdiler.

* * *

SADAKADAN SAYILANLAR

H.Ş.: “Her mâ’ruf (Şeriate uygun, aklın güzel gördüğü şey) sadakadır.

H.Ş.: “Kimin malı varsa, malından; kimin ilmi varsa, ilminden; kimin kuvveti varsa, kuvvetinden (bedenen çalışmak suretiyle) sadaka versin.(Dürretü’l Vâizîn S. 119)

H.Ş.: “Kendiniz ve ölüleriniz için bir yudum su da olsa sadaka veriniz. Buna gücünüz yetmiyorsa, Allah’ın Kitabı’ndan bir âyet okuyarak (tasadduk edin). Kur’an okumayı da bilmiyorsanız, Allah’ın rahmet ve mağfiretini isteyiniz. Çünkü Allahü Teâlâ duâlarınızı kabul edeceğini va’d etmiştir.(Dürretü’l Vâizîn S. 118)

 

*Ebû Mûsa’l-Eş’arî R.A.’den:

Resûlüllah S.A.V.: “Her Müslüman üzerine sadaka vermek vâciptir,” buyurmuştu.

–“Sadaka edecek bir şey bulamazlarsa...?” denildi.

Resûlüllah S.A.V.

–“Çalışsın, elinin emeği ile kazandığından hem kendisi harcasın, hem de sadaka versin.

–“Çalışmaya gücü yetmezse?”

–“Yardıma muhtaç olan mazluma yardım ve onu himaye etsin.

–“Böyle bir yardıma da gücü yetmezse?”

–“Hayır ve iyilikle emretsin ve müslümanlara hayırlı olsun.

–“Bunu da yapmaya gücü yetmezse?”

–“Şer ve musîbetten kendini korusun. Bu da onun için sadakadır.

 

*Ebu Zer R.A., Resûlüllah S.A.V.’e:

–“Yâ Resûlallah! Ecir ve sevap itibariyle hangi sadaka daha büyüktür? dedi.

Resûlüllah S.A.V.:

–“Sevabı çok olan sadaka, senin son derece bahil olduğun, fukaralıktan korkar bulunduğun halde verdiğin sadakadır,” buyurdu.

* * *

H.Ş.: “Can boğaza gelip «Bu malım falan, şu filan içindir» diyene veya üçte birinden fazlası vereselerin olana kadar sadakanı tehir etme!(Buhârî. C. 5, S.160)

H.Ş.: “Ashâbı! Yarım hurma da olsa sadaka vererek cehennem ateşinden korunun.(Buhâri, C. 5, S. 158)

H.Ş.: “Bir ağaçtan insanlara, hayvanlar, kuşlar istifade ederse, bu, ağacı diken kimse için sadakadır.

H.Ş.: “Küçük günahlardan sakının! Çünkü onlar kıyâmet gününde dağlar gibi büyüyerek gelir. Kefâreti ise sadakadır.

H.Ş.: “İyilik etmek ve akrabayı ziyaret ömrü uzatır; beldeleri imar eder ve malı artırır.

H.Ş.: “Üç şeye yemin ederim:

1-Sadaka vermekle mal eksilmez.

2-Zulmedeni affeden affolunur.

3-Kimseden bir şey istemeyen muhtaç olmaz. (İhyâ)

H.Ş.: “Sadaka, sahibinin kabir hararetini söndürür; mümin de kıyâmette sadakasının gölgesinde gölgelenir.(Ramuz, 103/9)

H.Ş.: “Kişinin sağ iken bir dirhem sadaka vermesi, ölüm anında yüz dirhem sadaka vermesinden hayırlıdır.(Şir’atü’l-İslâm, S.186)

H.Ş.: “Sadaka, Rabb’in gazabını söndürür ve son nefeste fenâ ölümden korur.(Ramuz, 105/5)

H.Ş.: “Sadaka ve duâ belâyı def eder, ömrü uzatır.

H.Ş.: “Sadaka verin, hastalarınızı sadaka ile tedâvi edin. Sadaka her türlü hastalığı ve belâyı def eder ve hasenâtı artırır.(Ramuz, 232/4)

H.Ş.: “Sadaka kötülüklerden yetmiş kapıyı kapatır.(Ramuz, 217/13)

H.Ş.: “Sadakayı önce verin. Zira belâ, sadakayı çiğneyip geçmez.(Ramuz, 243/5)

H.Ş.: “İnsan acele ameli kesilir. Ancak sadaka-i câriye, faydalanılan ilim, kendisine duâ eden sâlih evlât sahiplerinin amel defteri kapanmaz.

Sadaka-i Câriye: Vakıf yapılan mal...

Faydalı İlim: Yetiştirdiği talebe ve yazdığı kitaplar...

Duâ Eden Sâlih Evlât: Böyle buyurul-ması, evlâtları ana babaya duâya teşvik içindir. Yoksa, duâ etmesi şart değildir. Çünkü iyi evlâdın işlediği iyi amellerden ana ve babası istifade eder.

Ağacın meyvesinden istifade edildikçe, o ağacı diken kimsenin amel defterine sevap yazıldığı gibi. İstifade eden duâ etsin etmesin müsavidir.

H.Ş.: “Ancak iki kişiye gıpta edilir: Biri; Allahü Teâlâ kendisine mal vermiş ve o kimseyi, bu malı hak yoluna sarf etmeye sevk etmiş. Diğeri; Allah kendisine ilim vermiş, o da bununla amel etmiş ve başkalarına öğretmiş.(İbni Mâce)

H.Ş.: “Sadaka ile Allahü Teâlâ’nın rızası, hediyeleşerek de Resûlüllah S.A.V.’in hoşnutluğu ve hâcetin görülmesi istenir.(Taberânî)

H.Ş.: “İki şey gıpta edilmeye değer: Biri, Allah’ın kendisine vermiş olduğu Kur'an-ı Kerîm’i gece gündüz okumak, diğeri de, Allah’ın kendisine verdiği malı gece gündüz sadaka olarak dağıtmaktır.(Ramuz)

Hikâye: 

Bir kadın Hz. Âişe R.A.’ye geldi. Elini devamlı yeniyle örtüyordu. Hz. Âişe R.A.:

–Elini yeninden neden çıkarmıyorsun? dedi. Kadın:

–Ey Müminlerin annesi! Benim babam sadaka vermeyi sever, anam ise sevmezdi. Onun sadaka verdiğini hiç görmedim. Ancak bir parça iç yağı ile, bir eski elbise vermişti.

Öldüklerinde her ikisini de rüyada gördüm: kıyâmet kopmuştu. Anam, halkın içinde avret yerini eski bir elbise ile örtüyordu, elinde de bir parça iç yağı vardı, onu yalıyor ve “Su veren yok mu?” diye bağırıyordu.

Babam ise, bir su kenarına oturmuş, herkese su dağıtıyordu. Çünkü babamın en sevdiği sadaka su dağıtmaktı.

Oradan bir bardak su alıp anama verdim, içti. O anda bir ses işittim: “Kim bu kadına su verirse çolak olsun” diyordu.

Uyandığımda elimi çolak olmuş gördüm. Bu sebepten yenimden çıkaramıyorum, dedi. (Rûhü’l-Beyân C. 9, S. 436)

* * *

CÖMERTLİK – CİMRİLİK – ÎSÂR

Cimri: Hasis, eli sıkı demektir.

Cömert: Eli açık, sahâvet sahibidir.

Îsâr: Cömertliğin bir üst derecesidir. kişinin kendi ihtiyaç duyduğu şeyi, muhtaç olanlara vermesi, onu kendi nefsine tercih etmesi, başkasını kendinden daha çok düşünmesidir.

* * *

 

Hadîs-i şerifler:

H.Ş.: “Mümin kişinin içinde, Allah yolunda (cihat ederken) kalkan tozla, cehennem dumanı birleşmez.” Keza: “Mümin kişinin kalbinde imanla cimrilik ebediyen birleşmez.” (Rûhu’l-Beyan, C. 9, S. 436)

H.Ş.: “Zulümden sakının. Çünkü zulüm kıyâmette karanlıktır. Cimrilikten de sakının. Zira bu, sizden evvelkileri helâk etti ve kanlarını dökmek için atlara bindirdi.” (Şir’a, S. 186)

 H.Ş.: “Cömert, Allah’a hüsn-ü zannı olduğu için cömerttir. Hasis de Allah’a sû-i zan ettiğinden hasistir.” (Râmuz, 213/6)

H.Ş.: “Cömertlik, dalları dünyaya sarkmış cennet ağaçlarından bir ağaçtır. Kim bu dallardan birine tutunursa, onu cennete götürür.

Hasislik de cehennem ağacıdır. Onun da dalları dünyaya sarkmıştır. Kim bu dallara sarılırsa, onu cehenneme çeker.” (Râmuz, 213/3)

H.Ş.: “Cömertlik Allahü Teâlâ’nın sıfatıdır.”

H.Ş.: “İçinde cömertlerin bulunduğu eve rızkın gelişi, devenin hörgücüne bıçağın gelişinden daha çabuk olur.” (Râmuz, 210/6)

H.Ş.: “Allahü Teâlâ bu dîni kendisi için hâlis kıldı. Dîninize cömertlik ve güzel ahlâk lâyıktır. Dîninizi bunlarla süsleyin.” (Râmuz, 86/1)

H.Ş.: “Komşusu aç iken tok duran, mümin değildir.” (Tahtâvî)

 

*Yahya A.S. İblis’e:

–Senin için insanların en sevimlisi ve en sevimsizi kimlerdir, diye sordu.

–İblis:

–Bana insanların en sevimlisi cimri Müslüman, en sevimsizi de cömert günahkârdır, dedi.

Yahya A.S.

–Bu nasıldır? diye sordu.

İblis:

–Cimrinin cimriliği benim için kâfidir. Başka kötülüğe hâcet yok. Cömert günahkâra gelince, korkarım ki, Allahü Teâlâ cömertliği sebebiyle onu günahı ile kabul eder, dedi ve:

–Ey Yahyâ! Sen olmasaydın bunu söylemezdim, diye ilâve etti. (Rûhu’l- Beyan, C. 5, S. 154)

 

*Veysel Karânî Hz., akşam sabah evinde yiyecek ne varsa hepsini infak ederdi ve:

– Allah’ım! Açlık ve çıplaklıktan ölen varsa, bunlardan dolayı beni muâheze etme! diye yalvarırdı. (Rûhu’l- Beyan, C. 5, S. 154)

 

A.C.: “Daha önce Medine’yi yurt edin-miş ve kalplerine iman yerleşmiş olan kimseler  (Ensar-ı Kiram) hicret edip Medine’ye gelenleri severler. Onlara verilenler karşısında içlerinde bir çekememezlik hissetmezler. Kendileri zaruret ve ihtiyaç içinde bulunsalar da, onları (Muhâcirleri) kendilerine tercih ederler. Nefsinin tamâhkârlığından korunmuş kimseler saâdete ermişlerdir.” (Haşir, 9)

*Resûlüllah S.A.V. Ensar-ı Kiram’a:

– “Nadıroğullarının ganimetini isterseniz yalnız size taksim edeyim, muhâcirler yine sizin yanınızda kalsınlar veya onlara taksim edeyim ev ve ihtiyaçlarına sarf edip kendi işleriyle meşgul olsunlar” buyurdu. Yüce Ensar cemaati hep birlikte:

–“Yâ Resûlallah! gönlümüz öyle ister ki, ganimeti tamamen Muhâcir kardeşlerimize taksim ediniz. Yine de bizim evlerimizde otursunlar. Zira sırf berekettirler.” dediler. Efendimiz kendilerine duâ etti ve yukarıdaki âyet-i celîle nâzil oldu. (Rûhu’l- Beyan, C. 9, S. 433)

         *Resûlüllah S.A.V. Efendimiz, Abdurrah-man İbni Avf ile Sa’d ibni Rebî R.A.’yı kardeş kıldığında, Hz. Sa’d:

– Gel kardeşim, malımı taksim edelim hattâ hanımın birini boşayayım, sen nikâhla, demiş; Abdurrahman Hz. İse:

– Malını ve âileni Allahü Teâlâ sana mübarek kılsın. Sen bana çarşı ve pazarın yolunu göster, demişti.

         – Bunu işiten Fahr-iÂlem Efendimiz  çok memnun olup haklarında hayır duâ etmişdir. (Hayatü’s- Sahâbe, S. 57)

         *Ebû Hüreyre R.A.’den:

Huzur-u Risâlete gelen biri, açlıktan tâkati kesildiğini söyleyerek, yiyecek bir şey istedi. Resûlüllah S.A.V., Hâne-i Saâdetlerinde, misâfire ikram edecek bir şey bulamadığı için, Ensâr-ı Kirâm’a:

– “Bu kimseyi bugün kim misafir edecek?” diye sordu.

Ensar’dan Ebû Talha R.A.:

– “Yâ Resûlallah, ben misafir ederim” dedi. Adamı evine götürdü. Durumu hanımına anlatı. Evde yiyecek bir şey bulunup bulunmadığını sordu.

Hanım:

– “Evde bu akşam yalnız çocuklara yetecek kadar yiyecek var,” dedi.

Ebû Talha R.A.:

– “Öyle ise çocukları bir şeylerle avut, uyutmaya çalış. Yemek yerken de ışığı söndürüp kendimiz de yiyormuş gibi yapalım; misafiri doyuralım” dedi.

Öyle yaptılar.

Sabah, Ebû Talha R.A. Peygamberimizin yanına gitti. Efendimiz ona:

– “Bu gece misafirinize yaptığınız muameleden Allahü Teâlâ razı oldu,” buyurdu.              

H.Ş.: “Hakka giden yollar Kâinâttaki zerreler kadar çoktur. En kısası, bir kimseye yardım etmektir. Bu, bütün insanların ve cinlerin ibadetine bedeldir.”

H.Ş.: “Müslüman kardeşinin ihtiyacını gören kimseye hac ve umre sevabı yazılır.”

*Esmâ binti Ebû Bekir R.A.’den:

 Resûlüllah S.A.V. buyurdu:

– Ey Esmâ! Kesenin ağzını boğma! Boğarsan, Allah da sana nasibini az verir.

Diğer rivayet:

– Ey Esmâ! Malını sayıp zaptetme! Öyle yaparsan, Allah da sana nimetlerini sayıp az verir.

Diğer rivâyet:

– Ey Esmâ! Paranı çömlekte (kasada, bankada) saklama! Allah da senden saklar.

–Ey Esmâ! Gücün yettiği kadar sadaka ver! (Buhârî, C. 5, S. 186)

*Ebû Hüreyre R.A.’den:

Hiçbir gün yok ki, iki melek dünya semasına inip biri:

– Yâ Rabb’î, malını infak edene bedelini ver! Diye duâ eder. Diğeri:

– Yâ Rabb’î, imsak edenin malını telef et! diye bedduâ eder. (Buhârî, C. 5. S. 190)

  *Hayır işlersen onu elinle yap. Malından fakirlere hisse ayır. Kendi elinle vereceğin bir akça, senden sonra verilecek yüz akçadan üstündür. Elinle verdiğin bir taze hurma, senden sonra verilecek yüz miskal altından daha makbuldür. (Alâaddin Attar K.S. –Pendnâme, S. 58)

*Allah’ın kahrından emin olmak istersen, gizli sadaka ver. Şüphesiz ki, hayır yapmayı âdet edinenlerin ömürleri artar. Halka iyilik yapanları, insanların en şereflisi bil. Halk arasında insanlara zararlı olanlardan daha kötüsü yoktur. Pendnâme, 66)   

*Ensâr-ı Kiram her şeyde Muhâcirîni kendilerine tercih ederlerdi.

Haberde gelmiştir: Dünyada hiçbir zaman hiçbir kavim gelmemiştir ki, içinde cömert ve cimriler bulunmasın. Ancak Ensar-ı Kiramın hepsi cömertti. İçlerinde hiç cimri yoktu. (Rûhu’l- Beyan, C. 9, S. 433)

Haberde gelmiştir: Kıyâmet gününde bir kul huzura getirilir ve kitabı sağından verilir. O kimse kitabını açıp bakar, kitabında hac, umre, zekât, cihad ve sadaka yazılmış. Kendi kendine “Ben bunlardan hiç birini yapmadım; bu kitap benim olmasa gerek,” der. O anda, Allahü Teâlâ tarafından: “Bu senin! «Param olsa da bu hayırları yapsam» diye niyet ederdin. Niyetinde hâlis ve sâdık olduğunu bildiğim için sana o amellerin sevabın ihsan ettim,” hitâb-ı izzeti gelir.

H.Ş.: “Size bir söz söyleyeceğim, hatırda tutunuz! Dünya dört kimse içindir:

1- Bir kimse ki, Allahü Teâlâ ona mal vermiş, o da Allah korkusuyla hareket edip akrabasını gözetmiş, Allah’ın hakkını tanımış. İşte bu kimse en yüksek mertebededir.

2- Allahü Teâlâ ona ilim vermiş, mal vermemiş. Fakat o kimse samimi olarak “Eğer malım olaydı, filanca gibi ben de sadaka verirdim,” der. o da niyetiyle ecre kavuşur.

3- Bir kul ki, mal verilmiş ilim verilmemiş. O da bu malı israf etmiş, harcarken Allah’ı düşünmemiş, akrabasına yardımda bulunmamış, Allah hakkını unutmuş. İşte bu en fena adamdır.

4- Bir kul ki, Allahü Teâlâ ona ilim de mal da vermemiş. O da: “Malım olsaydı, üçüncü şahıs gibi yapardım,” derse, niyeti sebebiyle günaha girer. Her ikisin günahı müsâvidir. (Riyâzü’s- Sâlihîn, C. 1, S. 579)

* * *

Hikâye:

 Hocanın birine alacaklısı kötü davranır. Hâlini sezen Yahûdi komşusu:

– Üzülmene sebep nedir? der.

         Hoca anlatır.

Yahûdi.

         – Dinimiz ayrı, lâkin komşuyuz. Bende varken senin sıkılman doğru olmaz, deyip yirmi altın verir. O da borcunu öder.

         Alacaklı Müslüman:

         – İmkânım yok, demiştin nereden buldun? der.

         Hoca durumu anlatır. Müslüman uyanır ve:

         – Sana borcunu helâl ettim. Allah yolunda bir Yahûdi’den aşağı değilim, der.

         Alacaklı o gece rüyasında cennetle müjdelenir. (Riyâzü’n- Nâsihîn, S. 308)

* * *

 

Hikâye:

Bir hanım:

Eğer efendim irşat olur, hidâyet bulursa, bileziklerimi Allah yolunda hibe edeceğim, diye gönülden niyet eder.

Cenâb-ı Hak hâlis niyetini kabul buyurur, efendisi irşat olur. kadın sevinerek, bileziklerini sadaka verir. Sadâkat ve ihlâsla yapılan duânın kerâmeti ve bir vefa numûnesi... “Sevdiklerinizi infak etmedikçe iyiliğe ulaşamazsınız” ayet-i celilesinin sırrı tecellî etmiştir.

* * *

 

Hikâye:

Bir sohbet sırasında Kütahya’nın Dağardı nahiyesinden yeni bir gelin, bilezikleriyle küpelerini cezbe ile çıkarıp Allah yolunda hizmet için verir ve “Efendim, Almanya’da bunlardan başka bir şeyim yok. Olaydı verirdim” der.

* * *

Hikâye:

Karadenizin bir kazasında, hanım, beyine sorar:

-“Ne hayır işledin ki, Ashâb-ı Kiram Hazerâtı ziyaret ettiler, evimiz dolup taştı!” der.

-“Bugün Kur’an kursu için arsamın tapusunu verdim” demiştir

Şimdi orada güzel bir kurs binası var.

Hikâye:

Balıkesir kız Kur’an Kursuna komşu olan bir kadın, sabah namazına kalkınca, efendisini uyarıp, kurs üzerinde dikilen nuru gösterir. Muhâlif olan adam, bu hâdise üzerine ıslah olur ve namaza başlar. Elleri çözülür, yardımlar yapar.

Hikâye:

Yeni evlenen bir hoca efendinin hanımı, Kur’an Kursu borcu için, efendisini düşünceli gördü, sebebini öğrendi. Boynundan zincirini, kolundan bileziklerini çıkarıp beyine teslim etti:

“Bunları sat, borcunu ver! Bu din benim de dinimdir. Vebali boynumda taşımaktan, Hakk’a fedâ etmek daha iyidir,” der.

Ve “Hz. Fâtıma Vâlidemiz gibi mânevî ziynetle yaşamayı tercih ederim” demiştir. (Sene, 1989)

* * *