17. SOHBET: RİYA

Yayınlanma İnce Sohbetler

17. SOHBET: RİYA

 

 

Meali:O gün, ne mal fayda verir, ne de oğullar. Ancak Allah’a (hastalıklardan) halis ve pak bir kalb ile gelenler müstesna.

 

 Altmış kalb hastalığından beşincisi dini işlerde riyadır. Bu da faziletleri göstermek sureti ile kalblerde yer edinmeyi istemek, ahiret ameli veya onun delili ile dünya menfaati arzu etmektir. Ya da ahiret amelinin delilini murad etmektir; Dudakların kuruması, sesi alçaltmak gibi. Veya o ibadeti insanlardan birine bildirmektir. Bu da duysunlar diye, şöhret için yapılmış olur.

 

Riyanın zıddı ihlastır.

 İhlas: İtaat etmek Sûretiyle Allah’a yakınlık maksadını riyaset, mal, evlenme gibi dünya menfaatlerinden ayırmaktır.

 

 RİYANIN ALETİ:

  Kendisi ile riya yapılabilen şeyler beştir.

 

1- BEDEN:

 

 Beden ile şöyle riya yapılabilir.

 a- Zayıflık ve hastalık izhar etmek suretiyle: Az yemeğe, ibadet için çok çalışmaya ve ahiret korkusunun kendisine galip olduğuna delalet etmesi için.

 b- Renginin sarardığını izhar etmek: Geceleri uykusuz kaldığına delalet etsin diye.

 c- Sesin kısık ve cılız olduğunu izhar etmek: Oruç tutuğuna, açlıktan mütevellid zayıflığa ve benzeri şeylere delalet etsin diye.

 

 2- ŞEKİL VE KIYAFET:

 

 a- Sünnete tabi olduğunu izhar etmek için; Yün elbise giymek, (1) onu bacaklarına, yukarı doğru sıvamak, kalın ve yamalı elbise giymek, sarık takmak. Böyle yapmakla insanların kendisine meyletmesini, yaklaşmasını düşünüyor olmak.

 b- Kalbi dinine ihtimam ile dolu olup dikişe ve yıkamaya önem vermediğini izhar etmek için, ya da tevazu sahibi olduğuna, nefsini kırdığına ve dünyadan vazgeçtiğine delalet etsin diye yamalı ve kirli elbiseler giymek.

 

3- SÖZ, KONUŞMA:

 

a- İlminin çokluğunu ve selefi sahihinin hallerine aşırı dikkat ettiğini izhar etmek için; hikmetli sözler, gizli bilgiler ve hayret edilecek, şaşılacak haberleri konuşmak ve vaaz etmek.

 b- Görenler vaktini zayi etmediğini sansınlar diye; dudaklarını hareket ettirerek zikir etmek.

 c- Kalbinde meydana gelen hüzne veya azab düşüncesi ile korktuğuna delalet etsin diye, okurken sesini inceltmek, yumuşatmak ve güzelleştirmek.

 d- Dünyevi maksatlarına kavuşmak için; geçmişte işlediği itaatleri, yaptığı iyi şeyleri anmak.

 e- İlmi kabiliyetini insanlara göstermek için; hasmını alt etmek için mücadele etmek.

f- Birinin muhabbetini kazanmak maksadı ile herhangi bir kişi hakkındaki gıybeti ret etmek.

Ölünün ruhu için ücret mukabili hatim, tehlil ve tesbih okumak da bu kabilden olsa gerektir.(2)

 

 4- AMEL:

 

 Yalnız olduğu zamanlar değil de, başkalarının hazır olduğu yerlerde, insanlar kendisine saygı duysunlar düşüncesi ile; namaz kılan kişinin kıyamı, ruku ve secdeyi uzatması, tadili erkana riayet, namazda Allah korkusu üzere bulunduğunu zannetsinler diye başını eğmek, sükun izhar etmek, ayaklarını ve bedenini salih insanlar gibi düz tutmak.

 Diğer ibadetleri de namaza kıyas et.

 Camiler, medreseler ve köprüler yaptırmak da bu kabilden olabilir.

 

 5- ARKADAŞ VE ZİYARETÇİLER:

 

 a- İnsanların, çok defa da eşraftan ve uzaktan gelenlerin gelişi ile ferahlanmak.

 b- Davetlere, cumalara giderken arkasından insanların yürümesi ile ferahlamak.

 c- “ Bu, mürşidi kamildir, çok bağlısı vardır” desinler diye gideceği yerlere yalnız gitmemek ve bununla da övünmek.

 

 RİYA’DAN MAKSAD

 

 Mürainin riya ile maksadı şunlar olabilir:

 1- İnsanlar nazarında makam-mevki ve itibar elde etmek

 İşlerini görebilmek için, kalbleri kendisine meylettirmek, kendisini sevmeye ve methetmeye cezbetmek.

 2- Riyayı isyana vesile kılmak: Yetimlerin mallarını yemek ve kadınlara yaklaşıp zina yapmak.

 3- Mübah olan şeylere vesile kılmak: Kadınları kendisi ile evlenmeye teşvik için riya yapmak gibi.

 4- İtaat sayılan bir şeye vesile kılmak: Talebenin hocasına itaat etmek suretiyle onun nazarında bir yer edinmek ve ondan faydalı ilim öğrenmek.

 Böylece riyadan maksat dört kısımdır.

 

 İbadet eden kimse uyanık olup, Ucub ve riyaya düşmemelidir. Zira Allâh’ü Teâlâ ihlaslı olan ile riyakarı ayırt eder. Çünkü O, her şeyden haberdardır ve her şeyi görücüdür. (3) Az olan da küçük olan da ondan gizli değildir. (İyi ve kötü) çok az da olsa muaheze edecek, değerlendirecektir.

 

 

 

 RİYANIN HÜKMÜ:

 Riya, eğer şecaat ve yazı gibi bir dünya işi ile yapılıyor ve mahzurdan da uzak bulunuyorsa haram değildir. Yok, eğer dünyevi bir maksad için yapılıyorsa, gayret ve arzusunu, süratle geçen fani dünyaya hasrettiği (yönelttiği) için kötülenmiştir ve tenzihen mekruhtur.

 Eğer dünya işi ile yapılan riya ahirete müteallık bir amele vesile oluyorsa bu da müstehabdır. Mesela; şeriatın icaplarını uygulamak, bidatleri ve kötülükleri kaldırmak düşüncesi ile bir mevkiye ulaşmak için şecaat izhar etmek gibi.

 Amma, sırf Allâh’ü Teâlâ’yı tazim ve onun rızasını tahsil için meşru kılınmış ibadetlerde riya her çeşidi ile tamamen haramdır.

 Eğer riya, ibadetin aslı olan farzlarda yapılırsa, mesela insanların arasında iken namaz kılıp da yalnız kaldığı zamanlarda amelini, ne yaptığını gören olmadığı için kılmazsa bu hareket bazılarına göre küfürdür.

 

 Tatarhaniye’den:

 Bir kimse riya için namaz kılsa, her ne kadar farz borcu uhdesinden düşse de bir ecir alamadığı gibi riyanın günahına da katlanır, cezasını da çeker.

 

 Denildi ki: Bu durumda şeriatı hafife aldığı ya da mahluku tazimi Halık Teâlâ ’yı tazime tercih ettiği için küfre nisbet edilir.

 

 Belki de küfre nisbet edilme yönü Cami-us Sağir’deki şu hadisi şeriftir:

 

 Hadis Meali: Ümmetim üzerine en çok korktuğum husus Allah’a şirk koşmaktır. Yalnız ben güneşe, aya ve putlara ibadet etmeyi söylemiyorum. Allâh’ü Teâlâ’nın gayrisi için amel etmek (riya) ve gizli şehvet (insanların kendi işlediği amele muttali olmasını sevmek)’i söylüyorum.

 

Hasan-ı Basri’ye “riya şirk midir?” diye soruldu. Buyurdular ki: Evet şirktir. Sen şu ayeti okumadın mı?

 

 Ayet Meali: Her kim Rabbine kavuşmayı arzu ederse salih bir amel işlesin ve Rabbine yaptığı ibadete hiç kimseyi ortak etmesin.

 

 Riya kalbi bir hastalıktır ve kuvvetli bir helak edicidir, öldürücüdür. Ondan kurtulmaya, ilaç ve tedavi ile onu uzaklaştırmaya ihtiyaç vardır. Bu da:

a- Hastalığın sebeplerini bilmeye bağlıdır. Zira hastalığın sebebi var olduğu müddetçe hastalık da devam edecektir.

 b- Hastalığın tehlike ve zararlarını bilmek lazımdır ki ondan kaçılsın.

 c- Riyanın zıddı olan ihlasın sebeplerini bilmek lazımdır.

 d- İhlasın faydalarını bilmek lazımdır.

 

 

RİYANIN SEBEPLERİ:

 

 Geride geçtiği gibi riyanın sebepleri dörttür:

 1- Makam, mevki,

 2- Tamah,

 3- Kötülenmekten kaçmak,

 4- Cahillik, riyanın ne demek olduğunu ve zıddını bilmemek.

 

 RİYANIN ZARARLARI:

 

 a- Acıklı bir azaba müstahak olmak,

 b- Amelin boşa gitmesi

 

İbni Mesud Radıyallâhü Anh’ın rivayet ettiği bir hadisi şerifte Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz buyurdular ki:

Bir kimse halkın gördüğü yerde namazını güzel kılar, gizlide ise iyi kılmazsa bu hal namazı küçümsemektir ve dolayısı ile o kişi Rabbinin makamını küçümsemiş olur.

 Yani, küçümseyen, hafife alan kişinin hareketine benzer. Zaten hafife almayı kastederse kafir olur.

 

Mahmud bin Lebid’den nakledilen bir hadisi şerifte Peygamberimiz. Aleyhisselâm buyurdular ki:

 “Ümmetimin üzerine korkmakta olduklarımın en korkuncu küçük şirktir.” Dediler ki:

 “- Küçük şirk nedir Ya Rasülallah?” Buyurdular ki:

 “Riyadır. Allâh’ü Teâlâ kıyamet günü insanlara amellerinin karşılığını verirken riya edenlere şöyle buyurur: Dünyada iken gösteriş yaptığınız kimselere gidiniz, bakınız bakalım onların yanında amellerinizin karşılığını bulabilecek misiniz?”

 

Başka bir hadis-i şerifte buyuruyor ki: Kıyamet günü Allah insanları topladığı zaman bir münadi şöyle seslenir: Kim Allah rızası için yapması gereken amelinde başka birini ortak kılarsa sevabını o kimsenin yanında arasın. Zira Allâh’ü Teâlâ ortaklardan müstağnidir.  (Ramuz-1/41-10)

 

RİYA EHLİ İÇİN İKİ TEHLİKE

 

Riya ehli için iki tehlike vardır:

 1- Cenneti elden kaçırmak, girememek.

 

Hadis-i Şerif: Şüphesiz cennet “Ben her cimri ve riyakara haramım” der.

 

 2- Cehenneme girmek.

 

 Hadis-i Şerif: Kıyamet günü ilk çağrılacak olan (şu üç sınıf insandır.) Kur’an okuyan, Allah yolunda çarpışan ve zengin. Allâh’ü Teâlâ Kur’an okuyana buyurur ki:

 - Allah Rasülüne indirdiğim (Kur’an)ı sana öğretmedim mi? O kişi:

 - Evet öğrettin der. Allan C.C.

 - Peki ne amel ettin? diye sorar. O da:

 - Ya Rabbi gece - gündüz onu okudum der. Bunun üzerine Allâh’ü Teâlâ:

 - Yalan söyledin der. Melekler de “Yalan söyledin” derler. Hazreti Allah şöyle buyurur:

 - Sen “filan kişi ne güzel okuyor” desinler diye arzu ettin.

 Daha sonra Allah yolunda çarpışan ve zengin olan getirilir.

 

 Hasılı, riyanın kötülüğü hakkında varid olan Hadis-i şerifler çoktur. Bizim zikrettiklerimiz akıllı müslümana yeter.

 

 3- Allâh’ü Teâlâ kendisinde zerre miktarı riya bulunan ameli kabul etmez.

 

 Hadis-i Şerif : (Dini hususlarda) riyanın en azı dahi şirktir.

 

 Hadis-i Şerif : Hazen kuyusundan Allah’a sığının. Sahâbe-i Kiram: “Nedir o Ya Resülallah?” dediler. Aleyhisselam Efendimiz buyurdular ki:

 - Cehennemde bir vadidir ki, (Kur’an-ı) riya için okuyanlara hazırlanmıştır.

 

Yine buyurdular ki: Allâh’ü Teâlâ “Kim bir amel işler de ona benden başkasını ortak kılarsa o amel onun içindir.”

 

Rasülüllah A.S’a “Kurtuluş ne ile mümkündür?” diye sorulduğunda buyurdular ki:

 - Kişinin Allah’a itaat olan bir ameli işlemesi ve o amel ile insanların (rızasını) düşünmemesidir.

 

Rasülüllah A.S’dan: Cehennem ve Cehennemdekiler riya ehlinin (şerrinden) Allah’a yalvarırlar. Denildi ki:

 - Ya Resülallah Cehennem niçin yalvarır? Cevaben:

 - Riya ehlinin azab olunduğu ateşin hararetinden, buyurdu.

 

Bu anlatılanlarda basiret sahipleri için büyük ibretler vardır.

 Bunun içindir ki eskiler riyadan kaçınmak maksadıyla sadakayı insanların gözü önünde vermeyip çok gizli vermeye çalıştılar.

 Hatta bazıları sadakayı verenin kim olduğu bilinmesin diye âmâ (kör) fakir arardı. Bazısı fakirler uykuda iken sadakayı onun elbisesine bağlardı. Bazısı da fakirlerin geçeceği yola bırakıverirdi.

 

 Ayet Meali: Eğer sadakaları âşikâre verirseniz (nafile sadakaları açıktan verirseniz) o ne güzel şeydir. Eğer sadakaları gizler de onları öylece fakirlere verirseniz bu, (aşikare ya da zengin olanlara vermenizden) sizin için daha hayırlıdır ve günahlarınızdan bir kısmını örter. Her ne yaparsanız Allah ondan hakkıyla haberdardır.

 Amma farz olan sadakayı (zekatı) başkaları duysun ve versin diye, bir de töhmet altında kalmamak için aşikare vermek dahamünasiptir. Farz olan sadaka ki, zekat gibi; onun fakirlere verileceği bellidir. Bu mevzu fıkıh kitaplarında açıklanmıştır.

 

Denildi ki: Sağ eli sadaka verip sol eli bunun farkına varmayacak şekilde gizleyen kimsenin hareketi dağlardan ve demirlerden daha şiddetli, daha sağlamdır.

 

Ebu’l Leys’ den:

Sadakada övülmüş on haslet vardır. Bunlardan beş tanesi dünyada, beş tanesi de ahirettedir. ( Kitabın haşiyesinde sayılmıştır) (4)

 

Bazı arifler dedi ki:

 Gösteriş için ve işitsinler diye itaat sayılan şeyleri yapan kişi, cüzdanına çakıl taşlarını doldurup da pazara çıkan adam gibidir. İnsanlar: “Şu adamın cüzdanı ne kadar da dolu” derler. Taşların, insanların böyle söylemesinden başka kişiye faydası yoktur. Onlarla pazardan bir ihtiyacını almak istese pazarcılardan hiç kimse kendisinebir şey vermez.

 Riya sahibi de böyledir. Şüphesiz ahiret sokağından (cennet nimetlerinden) hiç bir şey alamaz. Zira kontrol eden (Rabbimiz) bunu görmektedir. (5)

 

Allah’tan başka ibadet edilecek kimse olmadığına, her şeyin yaratıcısının Allah olduğuna, ondan başka veren, mani olan, fayda ve zarar veren olmadığına inanan kişi ihlassız hiç bir amel yapmaz. Zira bizler dininde ihlas sahipleri olarak Allâh’ü Teâlâ’ya ibadet etmekle, başkasını da ibadette Ona ortak kılmamakla emir olunduk. Öyle ise senin de, ibadetini başkasını kasıt kokusundan ayırman icab eder.

 

 Nebi S.A.V Muaz bin Cebel’i Yemen’e gönderirken:

 -“Dininde (gizli-açık şirk çeşitlerinden) halis ol, az amel sana kafi gelir” buyurdular.

 

Tevrat’ta şöyle zikredildi:

 Kendisi ile benim rızam murad olunan şeyin azı çoktur. Rızamın gayrisi murad olunan şeyin de çoğu azdır.

 

Cami-us Sağir’de zikredilen bir Hadis Şerifte şöyle buyuruldu:

 Bir kimse kırk sabah Allah için ihlas üzere olursa hikmet çeşmeleri kalbinden diline çıkar (akar).

  

İhlasın faydaları ve güzellikleri pek çoktur ve gizlenemeyecek kadar açıktır. Bu husus hadis-i şeriflere bakıldıktan sonra daha iyi anlaşılacaktır.

 

Bayezid-i Bistami Kuddise Sirruh’dan:

Otuz yıl ibadet ettikten sonra bir adam gördüm, şöyle diyordu:

 -“Ya Eba Yezid! Allâh’ü Teâlâ’nın hazineleri ibadetle doludur. Eğer sen O (onun rızası) na kavuşmak istiyorsan amelinde zillet, hakirlik ve ihlas üzere ol. (6)

 

 

 DUA:

 

 Allah’ım!

 Bizi itaatte ihlas ile rızıklandır. Dünyayı gözlerimizde nefret ettir, zira o bir pisliktir. 

 Allah’ım!

  Kalblerimizi nifaktan, amellerimizi riyadan, dillerimizi yalandan, gözlerimizi hıyanetten temizle. Şüphesiz ki sen, gözlerin hain bakışını da, kalblerin gizlediğini de bilirsin.

 Allah’ım!

 Bizi meşakkatsiz bir yaşayış, riyasız amel, hevasız din, ölmeden önce tevbe, ölüm anında rahat, ölümden sonra mağfiret, azabsız afv, hesapsız cennet, perdesiz cemalini görmekle rızıklandır.

 Allah’ım!

  Bizi ihlaslı kimselerden kıl. İhlası bizim için ölüm anında mirac, kabirde kandil ve ışık, cennette yol ve genişlik eyle. Çadırlarda (kocalarına) hasredilmiş hurileri eş kıl. Bizi müttekîler topluluğu ile haşr et.

 Allah’ım!

 Senden zahmetsiz, helal ve temiz rızık, duamızı red etmeyip kabul buyurmanı isteriz. İki alçaklık; düşmanların kahrı ve borcun galebesinden sana sığınırız. Emir’ül Mü’mine ve onun müslüman askerlerine yardım et. Amiyne Ya Muiyn.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

RİYA -II

 

 

Ebu Hüreyre R.A’dan: Rasülüllah S.A.V buyurdular:

Sizden biri mescide girdiği zaman Nebi A.S’a salavat getirsin ve “Allah’ım beni şeytandan koru” desin.

 Cami-us Sağir’de şu ziyade (ilave) vardır:

 “Sizden biri mescide girdiği zaman Nebi üzerine selam versin ve şöyle desin: “Allah’ım, bana rahmet kapılarını aç.” Mescidden çıktığı zaman yine Nebi üzerine selam versin ve şöyle desin: “Allah’ım, beni kovulmuş şeytandan koru.”

 

Allah’ım! İman ehlini kemale ulaştırmak, ihsan ehlinin derecelerini yükseltmek için gönderilen ve insan nev’inin seçilmişi olan Muhammed A.S’a, onun ilim ve irfan sahibi âl ve ashabına salat et.

 

 (1)

  YÜN ELBİSE GİYMEK

 

 Rivayete göre; dört şey büyük günahlardandır:

 1- Dünyalık elde etmek için yün elbise giymek.

 2- Salihleri sevdiğini iddia edip onların yaptıklarını terk etmek.

 3- Zenginleri kötüleyip onlardan bir şeyler almak.

 4- Çalışmayıp başka insanların kazacını yiyen adam.

 

 (2)

 ÖLÜNÜN RUHUNA ÜCRET MUKABİLİ HATİM OKUMAK

 

 Bilmelisin ki, bu mevzuda asıl olan; kişinin hac, namaz, oruç, sadaka ve diğer amellerinin sevabını diri ya da ölü olan başka birine bağışlamasıdır. Mesela: Kur’an okumak gibi. Lakin, bunun için ücret istemek bize göre caiz değildir.

 

 Hazreti Enes R.A Rasülüllah A.S’a sordu:

 -“Ya Rasülallah! Bizler ölülerimiz namına sadaka verir, hac ederiz, onlara dua ederiz. Bu yaptıklarımız onlara ulaşır mı? Peygamberimiz buyurdular ki:

 -“Evet, sizden birine bir tabak hediye edildiğinde sevindiğiniz gibi onlar da sevinirler.”

 

Ancak bu, mala tamah için olursa müstesna. Bunu ibadetin bir lazımı sayıp helal bir kazanç yolu kabul etmek yanlıştır, haramdır ve apaçık bir ma’siyet, çirkin bir günahtır. Amellerin sevabını ücret mukabilinde hediye etmek red edilmiştir. Yani ne ölü sevaba müstahak olur, ne de okuyan. Alan da, veren de günahkar olur. Çünkü Kur’an okumak da namaz ve oruç gibi sırf bedeni bir ibadettir. Namaz ve oruç için ücret almak caiz olmadığı gibi okumak için de caiz olmaz.

 Amma, bir sözleşme ve şart olmadan verilen şeyin hibe, bağış olması, okuyan kişinin de okuduğunun sevabını verene bağışlaması dahi red olunmuştur. Çünkü verilen şey sırf okuduğu için verilmektedir. Okumasa idi veren kişi vermeyecekti. Beriki vermese idi öbürkü de okumayacaktı.

 

 Cami-us Sağir’deki bir hadis-i şerifte şöyle buyuruldu:

 Kim insanlardan yiyecek (karşılık) bekleyerek Kur’an okursa, kıyamet günü, yüzünde hiç et kalmamış şekilde gelir.

 Yani, kim Kur’an-ı dünyaya vesile ederse kıyamet günü çok kötü bir hal ve pek çirkin bir surette gelir.

 

Başka bir Hadis-i Şerif’te şöyle buyuruldu:  

 “Kur’an-ı okuyun, ama onu yemeyin.” Yani yemek ve geçim vasıtası yapmayın.

 

 Ayet Meali: Benim ayetlerimi, dünya menfaati karşılığında bir parça paraya değişmeyin ve ancak benden korkun. (Bakara-41)

 

 Hadis Meali: Kim ilmi, Allah rızası için değil de sırf dünyevi bir maksada ulaşmak için öğrenirse kıyamet günü Cennetin kokusunu (dahi) bulamaz.

 

 Her kim, Allah’tan korkar, takva üzere olur ve nefs-i hevasına muhalefet ederse ilmine, tavsiyesine ve nasihatına karşılık bir bedel almaz. Hakkı aşikare açıklar ve kötüleyenin kötülemesinden de korkmaz.

 

Cami’us Sağir’de zikredilen bir hadis-i şerifte Rasülallah A.S şöyle buyurmaktadır:

 Kim, (riya için) alimlerle tartışmak, sefihlerle mücadele etmek veya insanların teveccühünü üzerine çekmek için ilim öğrenirse, Allah onu Cehenneme koyar.

 

Yine Cami-us Sağir’den bir hadis-i şerif:

 Kim, ilmi yerse (yani ilmi mal toplamak ve süratle geçici olan dünya ziynetlerine ulaşmak için vasıta ederse) Allah onun yüzünü değiştirir, geriye çevirir ve ateş (cehennem) ona layık olur.

 

Hadimî Talebe-i ulumun üç aylarda vaaz ve nasihat gibi hizmetler için çıkıp, halkın da onlara tahsil zamanlarında geçineceği bir şeyler vermesinin caiz olduğuna dair fetvalardan bahsetmektedir.

 Evet, burada zaruret bunu icab etmektedir. Değilse ilim tahsili mümkün olmayacaktır.

 Ama ücretle imamlık, müezzinlik ve sıbyan (küçük çocuk, talebe) okutmak böyle değildir. Lakin müteahhirin alimler, bu hizmetlerin zayi olması ve ortadan kalkmasından endişe ettikleri için bu hizmetlerden dolayı da ücret alınmasını caiz gördüler. (Hadimi)

 

İsmail Hakkı Bursevi Ruhul Beyan’da şöyle buyuruyor:

 Kur’an öğretmek ve ilim okutmak hizmeti için ücret almak hususunda alimler şu ayet-i kerimeyi göz önünde tutarak ihtilaf etti.

 

 Ayet Meali: Benim ayetlerimi az bir baha ile satmayın ve ancak benden korkun. (Bakara-41)

 

 Lakin bu zamanda fetva; bu hizmetlerin zayi olmaması bakımından Kur’an ve ilim öğretmek için ücret taleb etmenin caiz olduğu şeklindedir.

 

Rasülüllah A.S: “Karşılığında ücret aldığınız şeylerin en layığı Allah’ın kitabıdır” buyurdu. (Bazıları bunu sevab üzerine haml etti.)

 Ayet-i kerime ise öğretmek üzere tayin edildiği halde ücret almadan yapmayan kimse hakkındadır. Tayin edilmediği zaman hadis-i şerif deliliyle, ücret almak caiz olur.

 Mesela, köylerde ve bazı beldelerde olduğu gibi kendisinden başka, cenazeyi yıkayan kimse bulunmayan ve bu vazifeye tayin edilen yıkayıcı gibi. Amma, vilayet ve şehirlerde olduğu gibi kendisinden başka yıkayıcı varsa ve kendisi de o vazifeye tayin edilmedi ise ücret alabilir, terk etmekle de günahkar olmaz.

 Bazen de o vazifeye tayin edilir de kendisine ve ailesine harcayacak bir şey bulunmazsa yaptığı işin karşılığını kabul edebilir. Bu durumda onlara idarecinin bir şey tayin ve takdir etmesi icap eder. Değilse bu vazife müslümanlar üzerinedir. 

 

Hazreti Ebu Bekir R.A kendine biat olunup Halife seçildiği zaman ailesine harcayacak bir şeyi yoktu. Bir elbise aldı ve çarşıya çıktı. Kendisine bu mevzuda sorulunca:

 -“Aileme nereden harcayayım?” dedi.

 Onu çevirdiler. Beytül maldan kendisine ve ailesine yetecek bir miktar tayin ettiler. Hazreti Ebu Bekir R.A:

 -“Ben de ticaret yapar, kendime ve aileme harcadığımı öderim,” dedi.

Yine, imam, müezzin ve benzeri vazifeleri yapanların ücret alması caizdir.

 

Mushaf-ı şerifin satılması Kuran’ın satılması demek değildir. Belki kağıtların ve el işçiliğinin satılması demektir.

 

Fukaha dedi ki:

Günümüzde bazı meselelerde, zaman değiştiği için ve ilim ve dinin eserinin ortadan kalkması korkusu ile cevap ta değişti. (Hadimi,Ruhul Beyan,İbn-i Abidin)

 

(3)

Allâh’ü Teâlâ Nisa Sûresinde şöyle buyurdu:

 Kim dünya mükafatını isterse, bilsin ki, dünyanın da, ahiretin de bütün mükafatı Allah’ın katındadır. Allah söylenenleri işitici ve yapılanları görücüdür. (Nisa-134)

 Ayet-i kerimede münafıkları ve riyakarları tehdit vardır.

 

Hadis Meali: Cehennemde bir vadi vardır. Cehennem günde dört yüz defa o vadiden Allah’a sığınır. Burası mürai okuyucular için hazırlanmıştır.

 

Yine Nebi A.S buyurdular:

 Allâh’ü Teâlâ Adn cennetini yarattığı zaman orada hiç bir gözün görmediği, hiç bir kulağın işitmediği ve hiç bir insanın kalbine, hatırına gelmeyen nimetler yarattı. Sonra cennete hitaben:

 -“Konuş” buyurdu. Cennet üç defa:

 -“Müminler kurtuldu” üç defada “ben her riyakar ve cimriye haramım” dedi.

 

 Öyle ise mü’mine yakışan; amelinde Allah’ın rızasından başkasını düşünmemek suretiyle riyadan kaçınmak ve ihlası tahsil etmeye koşmaktır.

 

 Hazreti Ali R.A bir harpte hasmını yere yıktı, kellesini kesmek için göğsü üzerine oturdu. O esnada hasmı Hazreti Ali Kerremallahü Veche’nin yüzüne tükürdü. Hazreti Ali R.A hasmının üzerinden kalktı ve bıraktı, öldürmedi. Sebebi sorulduğunda buyurdu ki:

-“Düşmanım yüzüme tükürdü. Onu öldürmem bana yaptığı bu harekete öfkem sebebiyle olma ihtimalinden korktum. Halbuki ben ancak Allah rızası için öldürürüm.”

 Bunun üzerin hasmı Müslüman oldu.

 

İHLAS

 

Cüneyd-i Bağdadi K.S’dan:

 İhlas, kul ile Allâh’ü Teâlâ arasında bir sırdır. Onu melek bilemez ki yazsın, şeytan bilemez ki bozsun.

 İhlaslı kişinin hali, kendisi için ihlaslı olunan zat (Mevla) katında malumdur.

 

Bir zat anlatıyor:

 Bir Cuma namazından önce Sehl bin Abdullah Tüsteri’nin yanına gittim. Evde bir yılan gördüm. İçeriye girmekte tereddüt ettim. Sehl bana dedi ki:

 -“İçeri gir, kişi yer yüzündeki yılandan bu kadar korkarsa ahiretteki yılanlardan daha çok korkması lazım değil mi?” Sonra bana şöyle dedi:

 -“Cuma namazı hususunda bir ihtiyacın var mı?” Ben:

 -“Cami ile aramızda bir gün bir gecelik mesafe var” dedim. Elimden tuttu. Az bir zaman geçti ki kendimi camide buldum. İçeri girdik, namaz kıldık. Sonra çıktık. Camiden çıkanlara baktı ve şöyle buyurdu:

 -“La İlâhe illallah diyen çoktur, ama ihlas sahipleri gayet azdır.”

 

Zahitler ve abidler riya ehli olursa diğer insanlar kime uyacak?

 

BEŞ SINIF BOZULDUĞU ZAMAN ALEM BOZULUR

 

Nevadir-i Kalyubi’den:

 İnsanlardan beş sınıf vardır ki onlar bozulduğu zaman bütün alem bozulur. Zira Allâh’ü Teâlâ bu ümmeti beş kısma ayırdı: Alimler, zahitler, gaziler, emir sahibi idareciler, ticaret adamları.

 Alimler, peygamberlerin varisleridir. Zahitler, yeryüzünün melekleridir. Gaziler, Allah’ın (dinin) yardımcılarıdır. Ümera, Allah’ın mahlukatı üzerine idarecileridir. Tüccar ise Allah adına güvenilen, itimat edilen kimselerdir.

 Alimler hırs ve tamah ile mal toplamaya başladığı zaman kime uyulacaktır? Zahitler riya ile amel ettiği zaman kime tabi olunacaktır? Gaziler ganimette hainlik ettikleri zaman nusret ve düşmana galibiyet nasıl mümkün olacaktır? İdareciler de kurt misali oldukları zaman tebaayı kim koruyacaktır?   Tüccar hainlik ettiği zaman kime güvenilecektir?

  Hasılı, böyle kimseler arasında mü’min yünü kırkılan, sütü sağılan, eti yenen, derisi parçalanan ve kemiği kırılan bir koyun gibidir. Böylesi eziyetçiler arasında ne zahmetler çekecektir ?

 

HİKAYE

O HALDE NEDEN İDARECİLER VE DOKTORLARA GİDİYORSUN ?

 

Süfyan-ı Sevri bir akşam namazında imam olmuştu Fatiha-yı Şerife’yi okurken: “ancak sana ibadet eder ve yalnız senden yardım isteriz” ayetini okuyunca bayılıp düştü. Ayıldığı zaman sebebi soruldu. Şöyle buyurdu:

 -“Öyle ise neden idareciler ve doktorların kapısına gidiyorsun?” denileceğinden korktum.

 Her sabah ve akşam bütün afet ve belalardan afiyet ve sıhhati Hazreti Allah’tan isteriz. Ta ki tabiblerin kapılarına muhtaç olmayalım.

 

Beyit:

 Sararmış tabib, kör olan göz doktoru ve âmâ müneccim1 dünyanın acaib hallerindendir.

 

Hadisi Şerif: Allah’ım! Senden afv ve afiyet isterim.

 

 Bir adam Rasülüllah A.S’a:

 -“Hangi dua daha faziletlidir?” diye sordu. Efendimiz;

 -Rabbinden dünya ve ahirette afv ve afiyet iste,” buyurdu. Çünkü hem dünyada ve hem de ahirette istenecek çok kıymetli bir nimet ve çok yüksek bir şereftir.

 

 Allâh’ü Teâlâ:

 Sonra and olsun, o gün (kıyamette) nimetin (yani afiyetin) şükründen muhakkak sorulacaksınız buyurmaktadır.  (Tekasür-8)

 

Allâh’ü Teâlâ şöyle buyuruyor:

 De ki: Ben ancak sizin gibi bir insanım. Yalnız ilâhımız tek ilâhtır, diye bana vahiy olunuyor. Onun için her kim rabbine kavuşmayı arzu ederse salih bir amel işlesin ve Rabbine yaptığı ibadete hiç kimseyi ortak etmesin. (Kehf-110)

 

Allah C.C başka bir ayette de şöyle buyuruyor:

 O, öyle bir Allah’tır ki yer yüzünü, sizin (fayda ve rahatınız için) bir döşek, semayı (göğü) bir bina yaptı ve sizin için gökten bir su indirdi de onunla türlü mahsullerden rızık çıkardı. Artık siz de Allah’ın eş ve benzerinin olmadığını bildiğiniz halde Allah’a eşler koşmayın. (Bakara-22)

 Yani, Allah’a ibadet eder gibi kendisine ibadet edeceğiniz varlıklar edinmeyin. Çünkü onlar fayda da vermez, zarar da .

 

 İmam-ı Şibli bir gün insanlara vaaz etti. Vaazında kıyametten ve onun korku ve dehşetinden bahsederek onları ağlattı. Ebu Hüseyn-in Nuri oraya gelmişti. Şibliye:

-“İnsanları korkutma, zira o gün hesap bu kadar uzun olmayacak. Sadece iki kelime olacak. “Ben senin için yarattım, sen kimin için yaptın?”

Ezcümle, akıllının yapması gereken şey, ibadetinde başkalarını düşünmeyi terk edip ihlasa sarılmaktır.

 

Hazreti Muaz’ın rivayet ettiği uzunca bir hadis-i şerif’te Aleyhisselâm Efendimiz şöyle buyuruyor:

 Hafaza melekleri kulun namaz, zekat, oruç, hac, güzel ahlak, zikrullah ve diğer amellerini yükseltir. Semadaki melekler de onu uğurlarlar. Perdeler kaldırılır, salih ve halis Allah için olan amele şahidlik etmek için huzurullahta dururlar. Cenab-ı Hak buyurur ki:

 -“Siz kulumun amelinin muhafızlarısınız. Ben ise onun kalbini görüp gözetenim. Bu amel ile benim rızamı değil, fukaha yanında yükseklik, alimler katında iyi anılma, memlekette güzel nam ve şöhret gibi şeyleri istedi. Benim lanetim onun üzerinedir.

 

  HİKAYE:

 KIRBAÇ KORKUSU İLE KILDIM

 

 Bir arabi mescide girdi ve adabına, tadili erkana riayet etmeden namaz kıldı. Bunu gören Hazreti Ali R.A elinde kırbaçla adamın yanına vardı ve:

  -“ Namazını iade et,” dedi. Arabi bu sefer tadili erkana riayet ederek iade etti. Hazreti Ali:

 -“ Bu namaz mı daha hayırlı yoksa evvelki mi?” diye sordu. Arabi:

 -“ Evvelki, çünkü onu sırf Allah için kılmıştım. Bunu ise kırbaç korkusu ile,” diye cevap verdi.

 

 Bir zat diyor ki:

 “Birinci safta kıldığım otuz senelik namazımı kaza ettim. Çünkü bir gün gecikmiş ve namazı ikinci safta kılmıştım. İnsanlar beni gördükçe bu hareketimden utandım. Anladım ki, insanların beni birinci safta görmeleri hoşuma gidiyordu.”

 

 Alimler: “Farz ibadetlerde riya olmaz” dediler. Zaten:  “Ademoğlunun her ameli kendisi içindir, oruç müstesna. O benim içindir ve onun mükafatını ben vereceğim” hadisi kutsisi ile özellikle oruçta riya olmadığı aşikardır. Yalnız öbür ibadetler böyle değildir.

 Ancak, oruçlu olduğunu kendisi söylerse riya oruçta değil söylemektedir.

 

 Bezzaziye’de “namaza ihlasla başlayıp sonra riya karıştırsa itibar sonunadır” denildi.

 

 Farz namazlarda farz borcunun düşmesi hakkında riya yoktur.

 

 Hasan Rahmetüllahi aleyh vefatından sonra rüyada görüldü. Kendisine halinden soruldu. Dedi ki:

 -“ Hazreti Allah beni huzuruna çağırdı ve şöyle buyurdu:

 - Ya Hasan! Hatırlıyor musun, bir gün mescidde namaz kılıyordun. İnsanlar sana bakmaya başladıkları zaman namazını daha bir güzel kılmaya başladın. Eğer namazının ihlasla kıldığın evvelki kısmı olmasaydı elbette seni huzurumdan kovardım.”

 

 Bil ki: Sırf Allah rızası için yapmış olduğu ameline karşılık kabul etmemek ihlas alametlerindendir.

 

 (4)

 SADAKADA ON HASLET VARDIR

 

 Ebul Leys’den: Sadakada övülmüş on haslet vardır. Bunlardan beş tanesi dünyada, beşi de ahirettedir.

 Dünyada ki beş haslet:

 1- Malı temizlemek

 2- Bedeni günahlardan temizlemek

 3- Bela ve hastalıkları defetmek

 4- Fakirleri sevindirmek

 5- Malda bereket ve rızıkta genişlik

 

 Ahiretteki beş haslet:

 1- Şiddetli sıcağa karşı sahibine gölge olur.

 2- Hesabın hafiflemesine sebep olur.

 3- Mizanın ağır gelmesine sebep olur.

 4- Sırat’ı geçmeye sebep olur.

1-  Derecelerin yükselmesine sebep olur.

 (5)

Riya ve nifak sahibi, ölürken işin hakikatını anlar ve altındakinin at mı, merkep mi olduğunu görür.

 

 HİKAYE

RİYA İÇİN YAPILAN AMELLER ÖLÜM ANINDA İŞE YARAMADI

 

Mansur bin Ammar anlatıyor: Benim Allah için (sevdiğim) bir kardeşim vardı. Bana inanırdı. Darlıkta ve bollukta beni ziyaret ederdi. Çok ibadet eder, çok teheccüde kalkar ve çok ağlardı. Birinde günlerce onu göremedim. Hasta olduğunu söylediler. Evine gittim, kapısını çaldım. Bir kız çocuğu kapıyı açtı. İçeri girdim. Evde, döşeğinde yatıyordu. Yüzü kararmış, gözü sabit bir noktaya ilişmiş, beyazı belirmiş, dudakları da sertleşmişti. Dedim ki:

 -“ Kardeşim La İlâhe illallah sözünü çoğalt.”

 Gözlerini açtı ve öfke dolu bakışlarla tekrar tekrar bana baktı. Dedim ki:

 -“ Eğer bu sözü söylemezsen seni yıkamam, kefenlemem ve namazını da kılmam.” O da bana:

 -“ Ya Mansur! O söz ile aramda perde var,” dedi. Ben de:

-“ La havle ve la kuvvete illa billahi-l aliyyil azim, nerede o namazlar, oruçlar, teheccüdler ve ibadetler?” diye sordum. Dedi ki:

 -“ Ey kardeşim! Bunların hiç birisi Allah rızası için değildi. Desinler ve anılayım diye yapmıştım.”

 Yalnız kaldığım zaman kapıyı kilitledim, perdeleri kapattım. Rabbime karşı isyanlarımı ortaya döktüm.

 

 Şiir

 İhlaslı bir kalb ve sahih bir niyyetle olmadıkça,

 Çok amel ile mağrur olmak akıllıya yakışmaz.

 

Rasülüllah A.S şu duayı çok yapardı:

-Ey kalbleri döndüren Allah’ım, kalbimi sana itaat üzere sabit kıl.

 

 Hazreti Aişe validemiz:

 -“ Ya Rasülallah bu duayı çok okuyorsun, yoksa korkuyor musun?” diye sordu. Peygamberimiz A.S şöyle buyurdu:

 -“ Nasıl emin olabilirim Ya Aişe! Halbuki kulların kalbleri Rahman (olan Allah’ın kudret) parmakları arasındadır. Bir kalbi döndürmeyi murad ettiği zaman, döndürüverir.

 

Seddi Rahimehüllah’dan:

 -“Yüzüm kararıverecek korkusu ile her gün defalarca aynaya bakıyorum.”

 

 Akıllı kişi, nefsini temize çıkarmaz ve onu iyiliklere layık görmez. Aksine, kötü amellerini iyi amellerinden çok görerek tevazu üzere bulunur.

 

Muaz ibn-i Cebel anlatıyor:

 -“ Ya Resülallah! Nasıl kurtulabilirim? dedim. Buyurdular ki:

 -“ Bana uy ve amelinde kusur olsa bile yakîn üzere ol. Din kardeşlerini, hususiyle Kur’an hadimlerini gıybetten dilini koru. Kendi nefsini kardeşlerine karşı tezkiye edip temize çıkarma. Ahiret amelini vasıta edip dünya işine girme. İnsanları dağıtıp parçalama (kötülük etme), yoksa kıyamet günü cehennemin köpekleri de seni parçalar. Amelin ile insanlara mürâîlik etme.

 

(6)

HATEM’İN CEVAPLARI KARŞISINDA MÜSLÜMAN OLDU

 

Rivayete göre; Hatem-ül Esam Bağdat’a gitmişti. Kendisine bir yahudinin (müslüman) alimlere galip geldiği söylendi. “Ben onunla tartışırım” dedi. Yahudi geldiğinde Hatem’e şu soruları sordu:

 a- Allah’ın bilmediği şey nedir?

 b- Allah indinde bulunmayan şey nedir?

 c- Allah’ın hazinelerinde olmayan şey nedir?

 

 Hatem şöyle dedi:

 -“ Eğer suallerini cevaplarsam müslüman olur musun?” Yahudi:

 -“ Evet olurum” dedi. Hatem şöyle cevap verdi:

 

 

 a- Allah’ın bilmediği şey; ortağı ve çocuğudur. Zira Hazreti Allah’ın hiç bir ortağı ve çocuğu yoktur.

 b- Allah’ın indinde bulunmayan şey zulümdür.

c-Allah’ın hazinelerinde bulunmayan şey; fakirlik ve (başkasına) ihtiyaç duymaktır.  Bu cevapları alan Yahudi Allah’ın izniyle müslüman oldu.

 

 



1 Müneccim: Yıldızların hareket ve vaziyetlerinden ahkam çıkaran, yıldız falına bakan kişi, falcı.



incemeseleler.com