9.SOHBET KARADA FESADIN İLK ÇIKIŞI

Yayınlanma İnce Sohbetler

9.SOHBET KARADA FESADIN İLK ÇIKIŞI

 

 

 Meali:O gün ,ne mal fayda verir, ne de evlat. Ancak Allah’a kalb-i selim (temiz bir kalp) ile gelenler fayda bulur (Eş-Şuara- 88,89)

 

Geçen derslerden öğrendiğin gibi kalp katılığı ve azaların isyan etmesi karada ve denizde fesadın ortaya çıkmasına sebep olur.

 

Denildi ki :Karada meydana gelen ilk fesat, Kabil ‘in kardeşi Habil’i öldürmesidir.

 

 Ayet Meali : Onlara, Hz Adem’in iki oğlunun haberini gerçek olarak anlat: Hani birer kurban takdim etmişlerdi de, birisinden kabul edilmiş, diğerinden ise kabul edilmemişti.(Kurbanı kabul edilmeyen kardeş, kıskançlık yüzünden ), “And olsun seni öldüreceğim” dedi. Diğeri de “Allah ancak takva sahiplerinden kabul eder” dedi.(ve ekledi): “And olsun ki, sen öldürmek için bana elini uzatsan (bile), ben sana, öldürmek için el uzatacak değilim. Ben, Âlemlerin Rabb’i olan Allah’tan korkarım.”  (El-Maide- 27,28)

 

 

 

 

 

 HABİL-KABİL KISSASI

 

Hz Havva cennette yasak buğdayı yemezden önce, Kabil ve kız kardeşi İklimya’ya hamile kalmış, yer yüzüne indirilince de Habil ve kız kardeşi Lebuda’ya hamile kalmıştı. (1)

 

Âdem (A.S) ‘ın, Allah-ü Teala’nın emri gereğince kızlarını, ikizi hariç istediği kardeşi ile evermesi caizdi.Kabil ve Habil büyüyünce, Kabil’in Habil ile doğan kız kardeşi Lebuda ile, Habil’in de Kabil ile doğan kız kardeşi İklimya ile evlendirmesini, Allah-ü Tealâ, Âdem (A.S)’a emretti. Kabil ‘in ikizi Habil’in ikizinden daha güzeldi. Şeytanın da verdiği vesvese ile Kabil buna rıza göstermedi. “Biz cennet çocuğuyuz ,bunlar ise dünya çocuğu ben kardeşime daha lâyığım”. diyor, bunun Allah-ü Tealâ’nın emri olduğunu bilemiyor, babası Hz. Âdem’in isteği olduğunu zannediyordu.

 

Âdem (A.S): “Birer kurban kesin. Kimin kurbanı kabul edilirse Lebuda ile o evlenir” dedi. Çobanlık yapan ve takva sahibi bir genç olan Habil, çok güzel bir koç getirdi. Çiftçilik yapan, katı tabiatlı olan Kabil ise, bir deste biçilmiş kötü bir buğday getirdi. Bunları bir dağın üzerine koydular, Âdem(A.S) dua etti, semadan bir ateş inip Habil’in kurbanını yedi, Kabil’in kurbanını yemedi. Bununla Habil’in kurbanının kabul, Kabil’inkinin ise reddedildiği anlaşıldı. Şeytan’ın da vesvesesi ile kardeşine olan kin ve hasedi arttı. Gözünü kan bürüyen Kabil:

-“Seni öldüreceğim”dedi. (2) Habil:

-“Niçin beni öldüreceksin?” Kabil:

-Benim kurbanım reddedildi, seninki ise kabul edildi. Sonra sen benim güzel kardeşimle evleneceksin, ben ise senin çirkin kardeşin ile evleneceğim. İnsanlar senin benden daha hayırlı olduğunu zannederler, hem senin çocukların benimkilere karşı övünürler, onları küçük görürler. Habil.: 

 

-“Allah ancak takva sahiplerinden kabul eder” dedi.

 

Ayet Meali : Nihayet nefsi onu, kardeşini öldürmeye itti ve onu öldürdü.:Bu yüzden-de kaybedenlerden oldu .(El- Maide- 30)

 

Hâlbuki haksız yere insan öldürmek, hususuyla kardeş katli çok çirkin bir şeydi.

 

Nihayet haset ve fesadın esiri haline gelen Kabil,babası Hz. Adem hacda olduğu bir sırada, kardeşi Habil’i, kırda koyunlarını otlatırken yakaladı. Habil koyunların arsında uyuyordu. Koyunlar da etrafında otluyordu. Şeytan ona insan suretinde görünüp, bir taşın üstüne bir yılan, yahut bir kuşu koyup, sonrada diğer taşla ona vurarak öldürmesini öğretti.Kabil de şeytanın yaptığı gibi, kardeşini şehit etti .Habil, hiç karşılık vermedi. (3) (Osman İbni Affan ( R.A).’ da böyle yaptı.)

 

Bu öldürme işi Salı günü meydana geldi (4). Habil, henüz yirmi bir yaşında bir gençti. Âlimler, öldürme işinin nerede vuku bulduğu hususunda ihtilaf ettiler.Bazıları, “Hıra Dağı’nın en tepesinde” dediler.Bazıları, “Sevr Dağı’nda” dediler. Bazıları, “Basra’da, bu gün büyük mescidin olduğu yerde” dediler.

 

Kabil kardeşi Habil’i öldürmekle, dünya ve ahirette hüsrana uğramış, zarar ve ziyan içinde kalmıştı. Dünyada anne ve babasını kızdırmış ve kıyamete kadar kötülenen bir insan olmuştu; ahirette ise büyük bir azap kendisini bekliyordu.

 

Cahillikle işlediği bu cinayetten sonra kin ve ihtirası dinen zalim Kabil , maktul kardeşinin ortada kalan cesedini sırtına aldı.Ne yapacağını bilemeden günlerce sırtında taşıdı.Allah-ü Teala iki kara karga gönderdi. Bunlar birbiriyle boğuştular. Nihayet biri diğerini öldürdü. Gagası ve ayakları ile bir çukur kazıp diğer kargayı gömdü.

 

Ayet Meali :  Derken Allah-ü Tealâ, kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini ona göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. ( Katil kardeş ): “ Yazıklar olsun bana ! Şu karga kadar da olamadım mı ki , kardeşimin cesedini gömeyim?” dedi ve yaptığından pişmanlık duyanlardan oldu. (El- Maide- 31 ) 

 

Pişmanlığının sebebi: “Kardeşini öldürmesi, bir sene veya daha çok sırtında taşıması, nasıl gömeceğini kara bir kargadan öğrenmesi, cesedinin renginin kararması, maksadına ulaşamaması , anne ve babasının kendisinden yüz çevirmesidir. Yoksa, Allah-ü Teala ‘dan korktuğu ve ahirette azaba duçar olacağı için değil. Onun için bu nedameti tövbe değildir.

 

 Rivayet : Kabil kardeşi Habil’i öldürünce yeryüzü, üzerindekilerle beraber yedi gün boyunca sallandı. Sonra arz, Habil’in kanını, suyu içine çeker gibi içine çekti. Allah-ü Teala, Kabil’e:

-Kardeşin Habil nerede? diye seslendi. O,

-“Bilmiyorum. Ben onun üzerinde gözcü değilim.” diye cevap verdi.Allah-ü Teala:

-Kardeşinin kanı yerin altından bana sesleniyor.Onu niçin öldürdün? Buyurdu. O:

-Eğer öldürdüysem kanı nerede? diye karşılık verdi.Allah-ü Tealâ o günden sonra yeryüzüne kanı içine çekmeyi yasakladı.

 

Mukatil dedi ki: Kabil, Habil’i öldürmezden önce yırtıcı canavarlar, kuşlar, yabani hayvanlar hepsi evcildi, birbiri ile iyi geçinirlerdi. Arslan sığıra, kurt koyuna saldırmazdı.Yeryüzü yeşil ve parlak idi. İnsanoğlu yanına vardığı her ağacın üzerinde meyva bulurdu.Denizin suyu tatlı idi. Habil öldürülünce ,hayvanlar dağıldılar.Kuşlar havaya çıktı.Yabani hayvanlar karaya dağıldı.Yırtıcı canavarlar ormana kaçtı.Ağaçlar dikenlendi. Yemeklerin tadı değişti. Meyvalar ekşi olmaya başladı. Su acılaştı. Yeryüzü toz, toprak oldu.

 

Âdem (A.S): “Yeryüzünde büyük bir hâdise oldu ki, bu değişiklikler oluyor” dedi.Hacdan Hindistan’a döndü. Habil’i kardeşi Kabil’in öldürdüğünü, Kabil’in beyaz olan cesedinin karardığını öğrendi. “Kardeşin nerede” diye sordu. Kabil: “Ben onun üzerinde muhafız değilim.” dedi. Hz. Âdem : “Onu sen öldürdün; bu sebeple yüzün karardı dedi. Hz. Âdem (A.S), Habil’in şehadetinden çok kederlenerek perişan vaziyette kalmış, yüz sene yüzü hiç gülmemiştir. Habil için Süryani lisanı üzere söylediği mersiyesinde; “bütün beldeler ve üzerinde bulunan nesnelerin değiştiğini, yeryüzünün toz duman içinde çirkinleştiğini, her şeyin tat ve renginin bozulduğunu ve gülen güzel yüzlerin neşesinin kaybolduğunu” dile getirmiştir.

 

Habil ‘in şehit edilişinden beş sene sonra ,Hz. Adem 130 yaşında iken Hz. Şit (A.S), Âdem (A.S)’ın şehit oğlu Habil ‘e bedel olarak dünyaya geldi. İsmi Süryani olup Hibetullah (Allah-ü Tealâ’nın bağışı) manasınadır. Allah-ü Teala ona, gece ve gündüz saatlerini ve her saatteki yapılacak ibadetleri öğretti. Ona 50 suhuf indirdi. Âdem (A.S)’ın halifesi idi. Vefat etmek üzere iken yaptığı vasiyetlerde, bir çok ilâhi sırları öğretip emanet bırakmıştır.

 

Kabil ise,kendisine: “Kovulmuş olarak, ürkerek, korkarak ve gördüğün kişilerden emin olmadan defol git” denildi. Kız kardeşi İklimya’nın elinden tutup Yemen tarafına kaçtı. Yemen’in Aden beldesine yerleşti. İblis ona gelip; “Kardeşin Habil ateşe tapıyordu, onun için ateş onun kurbanını yedi, sen de ateşe tap” diye vesvese verdi. O da kanarak ateşperest oldu.

 

Yanına vardığı herkes onu taşlardı. Bir gün kendi evladından kör bir şahısla onun (körün) gören oğlu beraberken gören, kör olana: Şu baban Kabil’dir dedi. Kör olan, yerden bir taş alıp babasına attı ve onu öldürdü. Körün oğlu: “Babanı öldürdün” deyince kör ona bir tokat attı; onu da öldürdü. Sonra şöyle hayıflandı: “Yazıklar olsun bana. Babamı taşla, oğlumu tokatla öldürdüm.”

 

Mücahid dedi ki:Kabil ‘in ayaklarından biri oyluğuna ve topuğuna bağlı vaziyette ve yüzü de güneşe olduğu halde askıya alındı. Güneş ne tarafta ise yüzü o tarafa döner; yazın etrafında ateşten bir ağıl, kışın ise; kardan bir ağıl vardır. Yeryüzünde Allah-ü Teala’ya ilk isyan eden Kabil’dir.

 

Cehennem’e ilk sevk edilecek olan Kabil’dir. (5) Kıyamet günü: “Kabil nerede? Nerede haksız yere adam öldürenler? Nerede haset edenler” diye nida olunur. Hepsi toplanılır ve Kabil önlerinde olduğu halde cehenneme götürülürler

 

Hadis-i Şerif : Yeryüzünde haksız yere öldürülen her kişinin kanından Hz Âdem’in ilk çocuğu olan (Kabil)’e nasip vardır.

 

Açıklama: Çünkü ,öldürme yolunu ilk açan O’dur. Semada ilk haset eden İblis olduğu gibi; yerde ilk haset eden de, Kabil’dir. O, Ye’cüc ve Me’cüc’ün de babasıdır. Onlar, Âdemoğlunun en şerli evladıdır, en şerli babadan dünyaya gelmişlerdir.

 

Kabil’in evladı; kamış düdükler, davul, kaval... gibi çalgı aletleri ile eğlence ve kutlamalara daldılar. Şarap içme, ateşe tapma, zina ve diğer günahları irtikâp eder oldular. Nuh Tufanı’nda bunlar helâk oldu. Şit (A.S.)’ın evladı hayatta kaldı.

 

Bilmiş ol ki; dünyada üzüntü ve keder kıyamete kadar hiç eksik olmayacaktır.Yangın ve su baskınları hep var olacaktır.Dünya hayatı böyle devam edecek, sabredip razı olanlara ne mutlu! (6)

 

Buraya kadar yazılanlardan anlaşıldı ki; yeryüzünde işlenen ma’siyetler, belâların umumileşmesine, bereketin kalkmasına, nimetlerin değişmesine ve bitkilerin azalmasına sebeptir.

 

Vehb İbni Münebbih şöyle anlatmıştır:

 

Allah-ü Tealâ, Âdem (A.S.)’ı yeryüzüne indirince; Mikail(A.S.) kendisine bir buğday tanesi getirip: “Bu senin ve evladının rızkıdır.(7) Tarlayı sür, tohumu ek” buyurdu.  Âdem (A.S.)’dan İdris (A.S.) zamanına kadar ki O; (Adem (A.S.)’ın beşinci göbekten torunudur.) Tohum deve kuşu yumurtası büyüklüğünde idi. İnsanlar küfre düşünce, tavuk yumurtası kadar küçüldü, sonra güvercin yumurtası kadar, sonra fındık kadar küçüldü.Üzeyr (A.S.) zamanında ise, nohut tanesi kadardı. Günahlar çoğaldıkça, yaygınlaştıkça, bereket kalktığı için bugünkü haline geldi.

 

DUA

 

Ey nida ve seslenişleri duyan, ölülerin kemiklerine et giydiren Allahım! İsmi A’zam ve bildiğimiz bilmediğimiz güzel isimlerin hürmetine; bizi itaatına muvaffak kılmanı, sana isyandan uzaklaştırmanı bütün iş ve sözlerimizde muhafaza etmeni, geçen günahlarımızı bağışlamanı, açığa çıkan kusurlarımızı örtmeni istiyoruz.

 

Binalar yıkılmadan, aydınlıklar bulanmadan, hayattan ümid ipi kesilmeden, gündüz geceye dönüşmeden, alemlere ölüm gelmeden geri kalan ömrümüzde sen bizi koru. O gün yaşlı ihtiyar ah gençliğim der. Hatırı sayılan orta yaşlı ah! Mahcubiyetim der. Günahkâr ah mahrumiyetim der. Genç yazıklar olsun bana der.

 

Allahım, kabirdekilere merhamet et. Müslüman mevtalara şefkatle muamele eyle, Sultanımıza mücahidlere ve islâm akserlerine yardım et.

 

 

 

 

 

 KARADA FESADIN İLK ÇIKIŞI-II

 

Hadis-i Şerif : Ebu Hureyre (R.A)’a hitaben:Yarın arşın gölgesi altında benimle musâfaha etmek istersen; her gün benim üzerime 100 salâvat oku.

 

Hadis-i Şerif : Ebu Hureyre (R.A)’a hitaben :Ey Ebu Hureyre! İlk şefaatim bana çok salâvat okuyanlara olacaktır.

 

Velhasıl, Cennetin bahası: “Lâ ilâhe illallah” olduğu gibi, şefaatin bahası da; Hz. Muhammed ( (A.S) üzerine salâvat okumaktır. Bugün bahayı ödeyenlerin; yarın karşılığını almaları ümit edilir.

 

Allahümme salli ala seyyidina muhammedin müferrikı, firekıl küfri vet-tuğyani ve müşettiti cüyüşi buğatil cinni veşşeytani ve alâ âlihi vesahbihi vesellim.

 

Manası : Allah’ım! Küfür ve azgınlık fırkalarını (iman ve itaat fırkalarından )ayıran, insan ve cinlerin azgın ordularını dağıtan efendimiz Hz. Muhammed ve onun âl ve ashabı üzerine salât ve selam olsun.

 

ÂDEM (A.S.) VE HAVVA(R.A.)’IN CENNETTEN ÇIKARILIP DÜNYAYA GÖNDERİLMELERİNDE; BİR ÇOK HİKMETLER VARDIR.

 

“Allah-ü Tealâ’nın, her insanı önce Cennet’te yaratmamasının hikmeti nedir?Ayrıca Âdem babamızın dolayısıyla insanoğlunun Cennet’ten dünyaya gönderilmesindeki hikmet nedir?”dersen:

 

Biz deriz ki: “Kulların nimetleri tazim etmesi, saygı göstermesi, kadr-ü kıymetini bilmesi vaciptir.Dünyada yaratılmayıp, doğrudan Cennete gitselerdi; Cennetin kıymetini bilmezlerdi.

Bazıları: Cennete girişleri iman ve amellerinin mükafatı olsun. Hem de kaybetmekten emin olmaları için indirildiler demişlerdir.

 

Bazıları da demişlerdir ki: “Bizim dünyada yaratılmamızın sebebi: Allah-ü Tealâ’nın kâfiri müminden, isyan edeni itaat edenden (kimsenin itiraz edemeyeceği şekilde) ayırması içindir.Yahut insanda isyanı ortaya çıkarıp, neticede rahmet ve mağfiretini onlara göstermek içindir. Eğer Hz. Âdem Cennette bırakılsa idi kemalinin yarısı noksan olurdu.

 

Ayrıca Allah-ü Tealâ, Âdem (A.S.)’ın sulbünden Hz. Muhammed (A.S.)’ın, diğer peygamberlerin ve müminlerin gelmesini takdir buyurmuştur.Yine onun neslinden, Cennet’ten nasibi olmayanların gelmesini de takdir buyurmuştur.Âdem babamız Cennet’te bırakılsa idi,ahiret inancı olmayanların, günahkârların, kafirlerin de Cennet’te kalması lâzım gelirdi. İlâhi gayret, onların Cennet’ten çıkmasını icap ettirdi.

 

Ebu Medyen(R.A.)’a, Âdem(A.S.)’ın yasaklandığı halde, Cennet ağacından yiyip dünyaya gönderilmesindeki hikmeti sordular. O:

 

-“Eğer Âdem babamız sulbünden Muhammed (A.S.) gibi bir zatın geleceğini bilseydi; değil Cennet ağacının meyvelerini, köklerini bile yerdi”dedi.(Mefatih)

 

 HİKAYE:

 

Rum hükümdarı Kayser, İbn-i Abbas (R.A.)’a bir mektup göndererek; “Ev sahibinin misafirlerini (Hz Adem ve Havva’yı) evinden çıkarması yakışır mı?” Diye sordu.O:

 

-“Ev sahibi misafirlerini evinden çıkarmadı, bilakis (dış) elbiselerinizi bırakın, ihtiyacınızı giderin, sonra da geri dönün.” diye gönderdi.Dünyada da böyle olur; misafir elbisesini çıkarır, ihtiyacını görür ve sofraya geri döner”.dedi.(Nevadir-i Kalyubi’den)

 

(1)

 Rivayet : Hz Âdem ve Havva’nın yirmi defa, biri erkek biri kız olmak üzere ikiz çocukları dünyaya geldi Ancak Şit (A.S.) yalnız olarak doğdu.İlk çocukları Kabil ve son çocukları Abdül Muğis’tir. Adem (A.S.) çocukları ve torunlarının sayısı kırk bine ulaşıncaya kadar yaşamıştır.(Tefsir-i Hazin)

 

Adem (A.S.) zamanında, kurbanlar kendisine verilecek bir fakir bulunmadığından, gökten bir ateş gelir onu yakardı. Eğer kurban kabul olunmazsa; ateş gelmez, kurbanı yırtıcı hayvanlar yerdi.

 

Said İbn-i Cübeyr’den :Gökten bir ateş geldi. Habil‘in koçunu semaya kaldırıp Cennete götürdü.İsmail (A.S.)’a fidye olarak gelinceye kadar Cennet’te gezip otlardı.(Mealim)

 

TARİH BOYUNCA HAKLI İLE HAKSIZIN AYIRT EDİLMESİ.

İbrahim (A.S.) zamanında da haklı ile haksızı ayırt etmek için, ikisi de ellerini ateşe sokarlar, haklının eli yanmaz, haksızın eli yanardı. 

 

Musa (A.S.) zamanında ise, haklı ile haksız, Musa (A.S.)’ın asası ile ayırt edilirdi. Asa haklının yanında sakince durur, haksızın yanında deprenirdi. Süleyman (A.S.) zamanında ise rüzgâr ile ayırt edilir di. Rüzgâr, haklının yanında sakince durur, haksızı göğe kaldırıp yere düşürürdü.

 

Zülkarneyn (A.S.) zamanında su ile ayırt edilirdi. Haklı suyun üzerine oturduğu zaman su donar , haksız oturduğu zaman erirdi.

 

Davut (A.S.) zamanında ise, asılmış bir zincir vardı. Haklı elini zincire değdirebilir, haksız değdiremezdi. Şöyle ki:

 

Davut (A.S.) hüküm vereceği zaman gökten bir zincir inerdi. Haklı olan öne çıktığında; zincir aşağı iner ve ona elini sürebilirdi. Haksız olan öne çıktığında; zincir yukarı kalkar haksız elini süremezdi. Böylelikle haklı ve haksız belli olurdu.Sonra; bir gün, bir adam diğerine altın paralar emanet olarak bıraktı. Emanet bırakılan şahıs sonradan bunu inkar edince, Davut (A.S.)’ın huzuruna gelerek davalı oldular.Paraların emanet bırakıldığını inkar eden, yaşlı bir adamdı.Elinde de asası vardı.Asayı delip paraları içine koydu.Dava başlayınca, emanet bırakan zincire yaklaştı ve elini sürdü. Diğeri, davacıya: “Şu asamı tutar mısın?” deyip asayı ona verdi. Dolayısı ile paraları da vermiş oldu. Zincire de elini sürdü. O da haklı çıktı. Davut (A.S.) çok şaşırdı. Durumdan haberi olunca; zincir semaya kaldırıldı. Bunun üzerine Hz. Davud’a muhakeme ve davalarda, yemin ve şahitlere müracaat etmesi vahyolundu. (Mühit).

 

Hadis-i Şerif :  İddia eden şahit gösterir, inkâr eden yemin eder.

 

 (2)

 HİKAYE

 İLÂHİ KAZA VE KADERE RAZI OLMAMANIN FENALIĞI

 

Bir adamın bağı ve ağaçları vardı. Soğuk vurması sebebiyle meyveleri kurudu. Şeytanın da vesvesesi ile adam öfkelenerek, elindeki anahtarı semaya doğru atıp: “Meyvelerimi mahvettin, anahtarı al.” demek küstahlığında bulundu. Anahtar gökte uçup geri döndü. Adamın boğazına bir buğday tanesi takıldı, kırk gün boğazından çıkaramadı. Nihayet bu sebeple öldü. (Nevadiri kaylubi) 

 

Ayet Meali : Derken Allah, kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini ona göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi.( Katil kardeş ): “Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar da olamadım mı ki kardeşimin cesedini gömeyim?” dedi.Yaptığından pişmanlık duyanlardan oldu.(El-Maide- 31) 

 

Ruh-ul Beyan’da İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri buyurur ki: “Bu Ayet-i kerimede birçok hususlara işaret vardır:”

 

(1)Allah-ü Tealâ, insanlara bilmedikleri şeyleri öğretmek için; peygamberler, peygamberlerede melek gönderdiği gibi yine bilmediklerini öğretmek için insanlara bir karga veya başka hayvanları da gönderebilir.

 

(2)Melekler ve peygamberler: “Halka bilmediklerini öğretiyoruz ve onları hakka irşad ediyoruz .Bu vazife bize verildi” düşüncesi ile kendilerini beğenmesinler. Zira, Allah-ü Teala bu işi bir karga ile de yapabilir.

 

(3)İnsanoğlu bazı şeyleri öğrenmekte, bir kargaya bile muhtaç olabilir; bazen bir karga kadar bile olamaz.1

 

(4)Her hayvanda, hatta her zerrede, Allah’ın birliğine delalet eden bir ayet; insanlar için bir menfaat vardır. Hiçbir şey batıl olarak, boş yere yaratılmamıştır.Dolayısı ile kul Allah’ın yarattıklarına itirazdan sakınmalıdır.

 

HİKAYE

ALLAH’IN YARATTIKLARINI HOR GÖRMEMELİ. 

Bir adam, dokuzlan böceğini gördü.2 –“Bunun yaratılışı çirkin, kendisinde hiçbir güzellik yok, kokusu da fena. Allah-ü Teala bunu niye yarattı acaba?” dedi.Hz. Allah kendisine bir hastalık verdi.Her tarafı yara içinde kaldı.Doktorlar bir türlü tedavi edemediler. Tam ümidini kesmişti ki; sokakta bağırarak giden tarikat ehli birinin sesini işitti. “Onu bana getirin, hastalığıma bir baksın” dedi.Etrafındakiler:- “Ne yapacaksın onu? Nice işinde maharetli büyük doktorlar yaranı tedavi edemedi. Bu adam mı seni iyileştirecek? dediler.- “Hayır, onu mutlaka bana getirmelisiniz”. Ehl-i tarik olan o zatı getirdiler. Yarayı görünce:- “Bana bir dokuzlan böceği getirin” dedi. Orada bulunan adamlar, güldüler. Fakat hasta ağzından çıkan sözü hatırlamış, hatasını anlamıştı.- “Derhal bu zatın istediği böceği getirin. Çünkü o benim durumumu anladı, yaramı iyileştirecek” dedi. Böceği getirdiler. Ehl-i tarik olan o zat, böceği yakıp küllerini yara üzerine serpince hasta iyileşti ve:- “Biliniz ki; Allah-ü Tealâ, o en değersiz varlıkta, en kıymetli bir ilacın olacağını bana öğretti. O hikmet sahibidir ve her şeyden haberdardır” deyip hatasından dolayı tövbe etti (Nevadiri Kalyubi).

 (3)

 Habil, Kabil’den daha kuvvetli olduğu halde; o gün müdafa-i nefis (nefis müdafası, Kendini savunma) mubah olmadığından, Kabil’e karşılık vermedi. Allah-ü Tealâ’dan korktu. Bağavi der ki: Öldürüleceğini anlayan kişinin Allah’tan ecir bekleyerek katillere karşılık vermemesi caizdir. Hz. Osman da böyle yapmıştır (Ruh-ul Beyan).

 

(4)

Hadis-i Şerif :  Hz. Enes (R.A.) ‘dan: Peygamber Efendimiz’e Salı gününden soruldu. O: Salı günü kan günüdür. Hz. Havva o günde adet gördü, o günde Hz. Âdem’in oğlu kardeşini öldürdü buyurdu. 

 

 

 

 

Rivayet:

 Kabil Habil’i öldürünce; düz ve çıplak bir araziye bıraktı. Fakat vahşi hayvanların ve yırtıcı kuşların yemesinden de korkuyordu. Bir dağarcığa koydu. 40 gün, diğer bir rivayette bir sene sırtında taşıdı. Sonra Hz. Allah bir karga gönderdi...

 

Rivayet: İhlasın ehemmiyeti.

 Hz. Âdem (A.S.) yeryüzüne indirildiğinde; sahrada bulunan yabani hayvanlar gelip kendisini ziyaret ediyorlardı. O da, onların cinsine göre dua ediveriyordu. Bir bölük geyik geldi. Âdem (A.S.) onlara da dua etti ve sırtlarını sıvazladı. Onlarda güzel bir koku peyda oldu. Diğer geyiklerin yanına gelince, onlar: “Bu kokuyu nereden buldunuz?” dediler. İlk giden geyikler de hadiseyi anlatınca; Biz de gidelim de koku alalım” dediler. Fakat kendilerinde herhangi bir koku hasıl olmadı. Çünkü onlar Allah rızası için değil, koku almak için ziyarete gitmişlerdi.(Ruh-ul Beyan 1.Cilt)

 

Ayet Meali : Hem sizin için kısasta hayat vardır. -Ey akıl sahipleri! (Çünkü kendisinin de öldürüleceğini bilen bir kişi, başkasını öldürmekten vazgeçer. Böylece hem kendisi yaşar, hem de öldürmek istediği kimse sağ kalır).Umulur ki,(haksız yere adam öldürmekten) korunursunuz.(El-Bakara-179)

 

Bu ayet-i kerimede, insanı öldürmekten sakındırma vardır. Çünkü, kul haklarının en büyüğü kandır. Ahirette de kul haklarından ilk sorulacak şey; kandır.

 

Hadis-i Şerif :  Öldürülmüş kişi (kıyamet günü) telbiye getirerek (lebbeyk) diyerek, bir elinde başı, diğer elinde de katili (kendisini öldüren) olduğu halde ve şah damarlarından kan akarak gelir.Allah-ü Tealâ’nın huzurunda dururlar.Öldürülen:-“Allah’ım! Bu beni öldürdü der.”Allah-ü Tealâ katile: “Helak oldun”. der ve Cehenneme atılır..

 

Hadis-i Şerif: İnsan Allah-üTealâ’nın inşa ettiği bir binadır.Allah-ü Tealâ’nın inşa ettiği binayı yıkan melundur. İnsan öldürmek; şeytanın yanında makbul bir iş olduğundan, Habil’i öldürme işinde Kabil’e yardımcı oldu. (Dersin başında anlatıldığı gibi )

 

Ebu Musa-el-Eş’ari demiştir ki:

Her sabah İblis, ordusunu yeryüzünde insanları azdırmak ve onlara günah işlettirmek üzere gönderirken şöyle der:

-“Kim bir müslümanı hak yoldan saptırırsa; ona taç giydireceğim.” Dönüp gelince hepsine teker teker sorar .Birisi:

-“Ben filan adama musallat oldum ;karısını boşayıncaya kadar yakasını bırakmadım.”der.  -İblis: Muhtemeldir ki tekrar evlenirler. Diğeri:

-“Ben filancaya musallat oldum; anne ve babasına karşı gelinceye kadar da peşini bırakmadım.”İblis:

-Yine iyilik yapabilir. Başka birisi:

-Ben falancaya içki içirdim.İblis:

-Sen gerçekten benim razı olacağım büyük bir şey yapmışsın.Bir başka şeytan:

-Ben de filanca zina edinceye kadar peşini bırakmadım. İblis:

-Sen de büyük bir iş yapmışsın.

-Ben de falancaya musallat oldum; adam öldürünceye kadar da yakasını bırakmadım.İblis:

-Sen gerçekten en büyük işi yapmışsın, benim güvenimi ve rızamı kazandın” der.

 

İblis’in bundan çok memnun olması; adam öldürmenin cezası çok büyük olduğu içindir.

 

Ayet Meali : Her kim de bir mümini kasten öldürürse; onun cezası; ebedi kalmak üzere cehennemdir. Allah ona gazap etmiş,onu lanetlemiş ve ona büyük bir azap hazırlamıştır.(En-Nisa-93)

 

Haber: Allah-ü Tealâ, Âdem (A.S.)’ı yaratınca; ruh üfürmezden önce, bedeni üzerine otuz dokuz sene üzüntü yağmuru, bir sene de sevinç yağmuru yağdırdı. Baba kök, evlatta dal mesabesinde olduğundan; insanoğlunda üzüntü ve keder çok, sevinç az olur. Çünkü üzüntü ve keder Âdem babamızdan bize mirastır.

 

Hadis-i Şerif :  Belâların en şiddetlisi; peygamberler üzerine, sonra; veliler üzerine, sonra; manevi derecelerine göre müminler üzerinedir.

 

Haber: İyi kimselerin haseneleri mukarrebin (Allah-ü Tealâ’ya) yakın olanlar için günahtır.

 

Hz Âdem (A.S.)’dan ibret al; bir defa canının istediği bir şeyi (yasaklandığı halde) yaptı, iki yüz sene ağladı.

 

ADEM (A.S)’IN DÜNYAYA İNMESİNİN SIRRI.

Üftade (K.S.)’dan: Âdem (A.S.)’ın dünyaya inmesinin sırrı şu dur ki; Hz. Âdem, tevhid derecelerinden bir derecenin, kendi derecesinden daha üstün olduğunu görüp, Allah-ü Tealâ’dan, o dereceye kendisini ulaştırmasını niyaz etti.Allah-ü Tealâ: “O yüksek dereceye ancak ağlamakla ulaşabilirsin” buyurdu. Bunun üzerine Hz. Âdem ağlamak istedi. Fakat kendisine: “Cennet sevinç yeridir ,ağlama yeri değil” denildi. Âdem (A.S.) da, dünyaya indirilip, orada ağlayarak yüksek mertebeye kavuşmak istedi.

 

Nuh (A.S.)’ın da hâlinden de ibret al .O da, kafir olan oğlunun boğulmaktan kurtarılmasını isteyince şu ayeti kerime ile azarlandı:

 

Ayet Meali :  - “Ey Rabb’im! Oğlum benim ehlimdendir, ( Ailemdendir)ve (sen benim ailemi kurtaracağını vaat ettin) Şüphe yok ki senin vaadin de haktır.Muhakkak ki sen hakimlerin en hakimisin” Diyerek iltica etti.(Cenab-ı Hak ) :

 

-“Ey Nuh! O(kafir oğul), senin ehlinden değildir. O, salih olmayan kötü iş sahibidir.(Hakikatini) bilmediğin bir şeyi benden isteme.Ben sana bunu öğütler ve senin cahillerden olmanı men ederim” buyurdu.Bunun üzerine Hz. Nuh :

 

-“Ey Rabb’im! Hakikatini bilmediğim şeyi istemekten sana sığınırım!Yoksa sen bana mağfiret ve merhamet etmezsen; ben ziyana uğrayanlardan olurum” dedi.(Hud- 45,46,47)

 

İbrahim (A.S.)’ın da hâlinden de ibret al. Zira o, yatağında bir saat istirahat etmek istedi. Oğlunu kurban etmekle imtihan edildi.

 

Yakup (A.S.), Yusuf (A.S.) ile bir saat oturduğu için sevindi; kırk sene üzüntü içinde gözyaşı döktü.

 

Yusuf (A.S.) aynaya bakıp: “Ben bir köle olsa idim bana değer biçilemezdi” dedi. Birkaç dirheme, çok düşük fiyata satıldı ve yıllarca hapishanede kaldı.

 

YAKUP (A.S.) İLE YUSUF (A.S.) ARASINDAKİ MEKTUPLAŞMA:

 

İbrahim Halilullah oğlu İshak oğlu Yakup İsrail’den Mısır hükümdarına;

 

Bundan sonra, oğlum Bünyamin’i hırsızlık suçlaması ile hapsetmişsin. Allah’a yemin ederim ki, bizim ailemizden hiçbir hırsız dünyaya gelmemiştir. O, peygamber oğlu peygamber neslidir. Fakat biz belâlara düçar bir aileyiz. Dedem (Hz. İbrahim) elleri ve ayakları bağlanarak yakılmak üzere ateşe atılmış, Allah-ü Tealâ, onu kurtarıp ateşi güllük gülistan kılmıştır. Babam (yerinde olan amcam İsmail) kurban edilmekle imtihan edilmiş ve yerine koç fidye edilerek kurtulmuştur. Ben ise en çok sevdiğim oğlum (Yusuf) ‘u kaybetmekle müptelayım. O’nun ayrılığına yanıyorum. Kardeşi Bünyamin ile teselli buluyordum. O’nu da sen hapsettin. Bu mektubu okuduğun zaman onu bana göndererek iyilik yapmış ol. Yoksa sana öyle bir beddua ederim ki, çocuklarına bile zararı erişir. Vesselam.

 

Yusuf (A.S.) mektubu alınca, ağlamaktan kendini tutamadı, sabrını zorlayarak şöyle yazdı:

 

“Bismillâhirrahmanirrahim. Yakup İsrail’e Rum hükümdarından: Bundan sonra,- Ey şeyh! Mektubun bana ulaştı, onda olanları öğrendim. Mektubunda; salih babalarından bahsediyorsun, onların bela ve musibetlere düçar olduklarını yazıyorsun. Onlar belalara uğradıkları zaman sabrettiler ve kazandılar. Sen de onlar gibi sabret ve kazan.

Yakup (A.S.) mektubu okuyunca: “Vallahi bu padişahların yazdığı bir mektup değil; peygamberlerin yazdığı bir mektup” dedi.[1]

 (Şeyhzade)

 

Musa (A.S.) da, zamanındaki insanların en âlimi olduğunu düşündü. Hızır (A.S.) ile imtihan edildi. Bunun kıssası 10. derste gelecektir.

 .

Süleyman (A.S.), mülkünü büyük gördü ve neticede elinden alındı.

 

Zekeriya (A.S.), Allah’tan başkasına (düşmanlarından kaçarken kendisine seslenen ağaca) sığındı. Ağaç yarılıp içine girdi. Ağaç tekrar kapandı; fakat testere ile kesilip şehit edildi.

 

Yunus (A.S.), kavmine olan bir öfkesi sebebiyle; kırk gün balığın karnında mahpus kaldı.

 

(5)

KIYAMET GÜNÜNDE SANCAKLAR.

Kıyamet günü her bir zalim için bir sancak dikilir. Bir münadi: -“Nerede Firavun? Nerede kendini büyük gören zorbalar? Bunlar toplanıp ateşe atılırlar. Bu sesleniş böyle devam eder. –“Nerede Kabil? Nerede haksız yere adam öldürenler? Bunlar da toplanıp, önlerinde Kabil olduğu halde Cehennem’e atılırlar. Sonra: -“İblis nerede? denilir. İblis getirilince: -“Ey adaletle hükmeden! Bana; askerlerimi, müezzinimi, kurramı (okuyucularımı), sahifelerimi, vezirlerimi, fakihlerimi,bekçilerimi, tüccarlarımı, davulcularımı ve ehl-i iyalimi ver” der.

 

Şeytanın askerleri; dünyaya karşı çok hırslı olanlar, müezzini; kıraatta hata yapanlar, kurrası; şarkıcılar, sahifeleri; dövmeler, fakihleri; musibete uğrayanlarla alay edenler,bekçileri; içki sofrasına oturanlar, tüccarları;gitar ve kaval satanlar,davulcuları; davul,darbuka ve def çalanlar, ehl-i iyali; içki yapımı için üzüm vb. yetiştirenlerdir.

 

Ayet Meali :  Sizden önce nice (milletler hakkında) ilâhi kanunlar gelip geçmiştir. Onun için, yeryüzünde gezin dolaşın da, (Allah’ın ayetlerini ve peygamberlerini) yalan sayanların âkibeti ne olmuş, görün! (Âl-i İmran- 137)

 

Geçmiş ümmetler; dünya ve dünyalığa karşı olan hırsları, dünya lezzetlerine olan istekleri ve nefislerinin isteklerine uymaları sebebiyle peygamberlerinin dediklerinin aksine davrandılar da; yıkılıp gittiler. Dünya ve dünyalıklardan eser bile kalmadı. Geriye kalan; dünyada üzerlerine lânet, Ahirette ise azaptır. Allah-ü Tealâ, Ümmet-i Muhammed’den tasdik edenleri, geçmiş ümmetlerin hallerini düşünmeye teşvik ediyor. Düşünüp ibret alsınlar da, Allah’a dönsünler, geçici lezzetlere aldanmaktan yüz çevirsinler. Çünkü, dünya mümine de, kâfire de yar olmaz. Mümin öldüğünde; geride iyi bir isim bırakır. Ahirette ise kendini çok sevap ve mükâfatlar beklemektedir. Kâfir ise; geride kötü bir isim bırakır. Ahirette ise büyük bir azaba düçar olur.

 

Dünya tuza benzer; ondan yedikçe, insanın susuzluğu artar.

 

Hadis-i Şerif :  Âdem oğlunun iki dere dolusu altını olsa; üçüncüsünü de ister. İnsanın gözünü ancak toprak doldurur.

 

İskender’in hazineleri arasında kırmızı altınla yazılmış şu kitabe bulundu;

 

Gök ve gök cisimlerinin hareketi kimsede nimet bırakmaz. Kendisine mal, zenginlik, şan, şöhret, makam ve mevki verilen kişi, bunları bir fırsat bilip değerlendirsin ve insanlara iyilikte bulunsun. Çünkü; dünya, şan, şöhret, makam ve mevki... bir gün yok olur. Geriye uzun bir pişmanlık veya bolca övgü kalır. Öyle ise soyu temiz olana, asaleti olana, cömertliğe adım atmış olana itibar gösteriniz ve iyilikte bulununuz. Zamanın insanları değiştirmesi sizi aldatmasın. Çünkü zamanın tökezletmesi vardır ki; bazen kırar döker, bazen de, kırıp döktüğünü tamir eder. (Ruh’ul Beyan)

 

 

 

 

 

 (6)

  Bilâkis zorluklar, felaketler, gün be gün artarak devam eder.

 

Hadis-i Şerif :  İşler ancak zorlaşır, dünya daha geri (kötüye) gider. İnsanlar daha da cimrileşir. Neticede kıyamet, kötü insanlar üzerine kopar.

 

Hasan-ı Basri (K.S.) buyurdu ki: “Bu zamanda insanlar altı kısımdır: Arslan, kurt,hınzır,köpek,tilki,koyun.

 

Arslan: Dünya hükümdarlarıdır. Onlar herkese saldırır; ama kimse onlara saldıramaz.

 

Kurt:Tüccarlardır.Satın alacakları zaman malı kötülerler; satacakları zaman öve öve bitiremezler.Bütün gayretleri,çalışmaları; mirasçılarına mal bırakmaktır.Dünyalığa olan hırslarından dolayı geceleri de çalışmak isterler.

 

Hınzır: Kadınlara benzeyen erkekler ki; çağrıldıkları her yere , her fenalığa giderler.

 

Köpek: Günahkar kimseler ki; halka ve yanlışa koşarak gider, hakka sarılmazlar.

 

Tilki: İnsanlara dindar görünen kişi; onların elindeki dünyalıkları almak için dindar görünüp, onları kandırır.

 

Koyun: Mümindir, yünü kırpılır, sütü sağılır ,eti yenir, derisi parçalanır, kemikleri kırılır,şu eza verici (hayvanların) arasında hâli nice olur!

 

Denildi ki: “Beş kısım insan bozulduğu zaman; dünyanın nizamı da bozulur. Allah-ü Tealâ ümmeti beş kısma ayırmıştır. Bunlar: Âlimler, zahitler(dünya ve dünyalığa değer vermeyenler), gaziler, idareciler, tüccarlar.

 

Alimler; peygamberlerin vârisleridir. Zahitler; yeryüzünün manevi hükümdarlarıdır. Gaziler; Allah’ın yardımcılarıdır. İdareciler; halkı görüp gözeten çoban mesabesindedirler. Tüccarlar da ;Allah’ın eminleridirler.

 

Âlimler mal ve zenginlik sevdasına düşerse kime uyulur?

Zahitler mürailik ederse kimin peşinden gidilir?

Gaziler manen hasta olursa zafer kiminle kazanılır?

Tüccarlar hain olursa kime itimat edilir?

Çobanlar kurtlaşırsa halk kiminle korunur?

 

LÂ HAVLE VELÂ KUVVETE İLLÂ BİLLAHİL ALİYYİL AZİYM.

 (Nevadir Kalyubi’den)

 

(7)

Kazanç yollarının en üstünü cihattır; sonra ticaret, sonra çiftçilik, sonra zanaattır. Allah-ü Tealâ Hz. Âdem (A.S.)’a bin çeşit meslek öğretmiş ve: -“Ey Âdem! Evlâdına söyle. Dünya kazancı elde etmek isterlerse; bu mesleklerden biriyle kazansınlar, dini alet ederek değil”buyurmuş.

 

PEYGAMBERLER VE SANATLARI.

Hz. Âdem (A.S.) çiftçi idi. Nuh (A.S.) marangoz, İdris (A.S.) terzi, Salih (A.S.) tüccar idi. Davud (A.S.) zırh imal ederdi. Süleyman (A.S.) sepet örerdi. Musa, Şuayb, Muhammed (A.S) çoban idiler. Her peygamberin bir mesleği vardı ve hepsi kavmine tebliğde bulunurken: “Ben sizden bir ecir, bir karşılık, bir ücret istemiyorum; benim ecrimi, Hz. Allah verecek.” diyorlardı. (Mefatih-it- Tefasir)

 



1 Bir arı, bir ipek böceği kadar olamadığı gibi. 

 

2 Dokunulduğunda etrafa kötü bir koku yayılan böcek.

[1] Yusuf (A.S.) mektubuna başlarken; ta’zîm için alışılmışın dışında, önce mektup gönderilenin, yani babasının ismini yazıyor.



incemeseleler.com