NAKŞİBENDİ TARİKATININ

TEMEL ESASLARI

 

 

 

 Değerli okuyucu! Şunu da bilmemiz gerekir ki, Tasavvuf ilmindeki ekollerden bir tanesi olan Nakşibendi Tarikatının on bir tane temel esası vardır. Bu esaslardan sekiz tanesi insanları Hakka kavuşturan altın silsilenin onuncusu olan Hace Abdul Halik Gucduvani KS tarafından KUR’AN ve SÜNNET'e uygun bir şekilde belirlenmiş olup, üç tanesi ise tarikatın zaman içerisindeki seyri içinde diğer üstadlar tarafından eklenmiştir. Şimdi gücümüz yettiği kadar bunları anlatıp anlamaya çalışacağız.

 

 

 

 

 

1 VUKUF-U ZAMANİ

 

Değerli okuyucu! Bir ayeti kerimede mealen " Her nefis ölümü tadacaktır. Biz sizi kötülük ve iyilik ile deneyerek ne olduğunuzu ortaya çıkartırız. Ve en son bize döneceksiniz " 1 buyurulmaktadır. Bu ayetin tefsirinde Ömer Nasuhi Bilmen şöyledemektedir “ Evet... Şüphe yokki: her hayat sahibi olan mahluk ölümün acısını hissedecektir, ruhu cesedinden ayrılacaktır,... Ey nas!... Sizi imtihana tutanların muamelesi gibi bir muameleye tabi tutarız, sizi gah hastalık, fakirlik gibi bir beleya uğratırız ve gah sıhhat gibi, servet gibi bir dünyevi nimete nail kılarız, taki, sabr ve şükr ederolduğunuz veya olmadığınız meydana çıkmış olsun.(Ve) nihayet (bize döndürüleceksinizdir. 2 aynı ayeti tefsir ederken Seyyid Kutub ise tefsirinde şöyle der “İşte değişmez bir hayat kanunu... Ve istisnası bulunmayan geçerli bir hüküm... Canlılar bu ölümü tadmayı her zaman hesapta bulundurmalıdırlar. Bu zaruridir.... Her canlının sonu nihayet ölmektir. Yeryüzündeki kısacık seyahatten ve gezintiden sonra her varlık ölecektir. Ve hepsi en sonunda Allah’a döndürülecektir. Fakat insanoğlu bu gezinti esnasında hayır ve şerle karşılaşmaktadır. Bütünüyle bunlar bir imtihan ve tecrübe içindir.” 3 İbn Kesir ise tefsirinde şöyle der “Sizi; kim şükredecek, kim inkar edecek, kim sabredecek, kim ümit kesecek görelim diye bir keresinde musibetlerle diğer bir keresinde nimetlerle deneriz “sonunda Bize döndürüleceksiniz(de, size amellerinizin karşılığını vereceğiz.” 4. İşte hem ayeti kerimenin mealinde hem de tefsirlerinde anlatıldığı üzere insanlar her an bir imtihana tabi tutulmaktadırlar ve nihayetinde herkes ama herkes mutlaka ölümü tadacak ki; ondan kaçış mümkün değil. Yaratılmış olan her şey Allah Teala’ya döndürülecektir.

Değerli okuyucu! Burada mümine yakışan şudur ki, bir fani olduğunu bilecek, bir imtihan için dünyada olduğunun idrakine varacak ve bütün zamanını en iyi bir şekilde değerlendirerek bütün gayretini ALLAH Teala hazretlerinin rızasını kazanmak için sarfetmektir, yani kısaca ne için yaratıldığını, ne için yaşadığını ve neyi hedeflediğini iyi bilip, en kıymetli hazinesi olan zamana sahip çıkmaktır.

 

 

 

 

 

2 VUKUF-U ADEDİ

 

Değerli okuyucu! Bir önceki kuralda zamanı en iyi bir şekilde değerlendirmekten bahis ettik. Bu kuralda ise, bir önceki kuraldan daha da derine inerek nefese sahip olmayı tavsiye eder. Çünkü bir ayeti kerimede mealen " De ki: " Kendisin den kaçtığınız ölüm, mutlaka sizi bulacaktır..." 5  buyurulmaktadır. Bu ayeti tefsir ederken Ömer Nasuhi Bilmen tefsirinde şöyle demektedir “Ölüm bir gün (size gelip kavuşacaktır.) sizi hiçbirşey o ölümdan kurtaramıyacaktır.” 6 aynı ayetin tefsirinde ise Seyyid Kutub tefsirinde şöyleder “ Nesiller arasında hiç pörsümeyen bir gerçek vardırki insanlar onu çoğu kere unuturlar. Halbuki nerede olurlarsa olsunlar bu gerçek yakalayıverir kendilerini... Bu hayat elbette birgün son bulacaktır... Bu hayatta Allah’tan uzaklaşmanın sonu O na varmakla neticelenecek...” 7 Elmalı ise tefsirinde şöyle demektedir “Siz asla Allah’ü tealanın hükmünden kaçamayacaksınız, er geç ölüm sizi yakalayacak ve Allah’ü tealanın huzuruna çıkacaksınız.” 8 İşte hem ayeti kerimenin mealinde hem de tefsirlerinde insanın her an ölümle karşı karşıya olduğu hatırlatılmaktadır. Değerli okuyucu! O zaman mümine yakışan şudur ki, aldığı her nefesi son nefesiymiş gibi değerlendirerek, her nefesinde belirli adetlerde veya yapabildiği kadar ALLAH Teala hazretlerini zikretmeye çalışmaktır. O’na en güzel bir biçimde kulluk etmek ve HAK Tealayı daima hatırda tutarak ömür sermayesini en güzel bir şekilde değerlendirmektir. Cenab-ı Mevla cümlemizi bu idrak üzere yaşayanlardan eylesin amin.

 

 

 

 

3 VUKUF-U KALBİ

 

Değerli okuyucu! Şunu da bilmemiz gerekir ki bu esasın diğer iki esastan farklı bir yönü vardır. O da kalbi ALLAH sevgisinden mahrum eden dünyevi geçici muhabbetlerden temizleyerek en güzel bir şekilde ALLAH teala hazretlerini sevmektir. Bir ayeti kerimede mealen " Ey insanlar! Şüphesiz size Rabbinizden bir öğüt ve gönüllere şifa, Müminlere hidayet ve rahmet olan (KUR'AN) gelmiştir " 9  buyurulmaktadır. Bu ayeti tefsir ederken Ömer Nasuhi Bilmen şöyle demektedir “ Kalplerdeki cehaleti, çirkin huyları, bozuk inançları giderecek olan bir deva, gelmiştir. Kur’an-ı Hakim’in tavsiye ettiği faziletlere, güzel hareketlere riayet edildiği takdirde manevi hastalıklar, ruhi üzüntüler zail olup gider. (Ve müminler için bir hidayet) Delaletten kurtaracak bir rehberi saadet gelmiştir.” 10 aynı ayetin tefsirinde ise Seyyid Kutub şöyle demektedir “Evet bu kitap kalbinizi iyi etmek, size afiyet ve huzur vermek, rahat, emniyet, sükün ve imanla birlikte selamet vermek için gelmiştir... Bu kitap imandan payını almış gönüller için sonsuz bir hidayet kaynağıdır.” 11 İbn Kesir ise bu ayetin tefsirinde şöyle der “Allah teala yaratıklarına, şerefli elçisine Kur’an-ı Azim’i indirmek suretiyle ihsanda bulunduğunu haber veriyor. Ey insanlar size Rabbınızdan kötülüklerden men’eden bir öğüt, göğüslerde olan şüphe ve tereddütleri, onlardaki pislikleri gideren bir şifa, müminler, tasdik edenler ve içindekileri iyice anlayanlar için Allah’tan bir hidayet ve rahmet gelmiştir.” 12 Elmalı ise tefsirinde şöyleder “Kur’an-ı Kerim’de bulunanların hiç birisi bir insan işi değildir. O kitap size öğüt vermek ve sizin kalbinizi sürura kavuşturmak için Rabbiniz tarafından gönderilmiştir.Bu kitap, kendisine inananlar için sonsuz bir kurtuluş kaynağıdır, tam bir rahmettir.” 13. Başka bir ayette ise mealen " Öyle dönüş yapanlarki: İnanırlar ve ALLAH'ın zikriyle kalbleri mutmain olur. Şüphesiz, kalbler ancak ALLAH'ın zikriyle huzur ve sukun bulurlar. " 14  buyurulmaktadır. Bu ayetin tefsirinde ise Ömer Nasuhi Bilmen şöyleder “Evet... Onlar, o hak’ka teveccüh edenler (o zatlardırki) onlar (Allah’ın zikriyle kalpleri mutmain) sükunetyab, vicdan ıstırabından beri (olduğu halde iman etmişlerdir.) Kendilerinde hiçbir şüphe kalmamıştır. Maahaza bu gibi zatlar, azamet-i ilahiyeyi düşünürler... El gıpte öyle ulvi bir halet-i ruhiyeye nail olan müminlerin haline.” 15 Seyyid Kutub ise tefsirinde şöyleder “Allah’ı anmakla mü’minlerin kalblerinin huzura kavuşması gerçeğinin çok derin anlamı vardır ve bunu ancak iman aydınlığından nasibini almış ve Allah’a mülaki olmuş kalbler anlarlar.... Bu Allah’a sığınanların... Bu Allah’ın zikriyle huzura erenlerin... Allah onların varacağı yeride güzelleştirmektedir.” 16 İbn Kesir ise tefsirinde şöyleder “Allah’ın tarafına meyledip O’nunla kalbleri hoş olmuş, O’nu zikretme sırasında huzur bulmuş, mevla ve yardım edici olarak O’ndan razı olmuştur. Gerçekten kalbler, ancak Allah’ı anmakla huzura kavuşur, ve O, buna gerçekten layıktır.” 17 Elmalı ise tefsirinde şöyleder “Allah’ü tealayı zikretmek, daima O’nu anarak, her an O’nun kontrolü altında olmanın idraki içinde O’na teslim olmaktır. Kalbler böylece sükunete erer. O'ndan başka herşey terkedilirse, fani ve boş olan şeylerin yerini, Ezeli ve Ebedi olan Allah'ü teala alır ve kalbler bu yüksek derecenin büyük hazzını yaşarlar." 18. İşte hem birinci hem de ikinci ayeti kerimenin meal ve tefsirlerinde kalblerin yegane şifasının Allah'ın kitabı ve O'nu daima anmak, yani her'an devamlı zikretmek olduğu belirtilmektedir. Değerli okuyucu! Burada mümine yakışan şudur ki, yukarda belirttiğimiz gibi ALLAH'ı sevmenin yegane yolu dünyevi şeylere itibar etmemektir. Buda ancak şunun la mümkün olabilir. Az önceki ayetlerde belirtildiği üzere KUR'AN-I KERİM kalblerin yegane şifasıdır. Bu dünyevi (manevi) hastalıklardan kurtulmanın yegane yolu ALLAH'ın kitabına uymaktır, ayrıca bir önceki esasa da riayet etmektir. Yani insan her aldığı nefesi son nefes kabul eder ise, onu daha iyi değerlendirir ve bir nefeste bir defa değil birden fazla ALLAH demeye çalışır. İşte o zaman kalb mutmain olur. Çünkü az önceki ayeti kerimede, kalbin yalnız ALLAH'ın zikriyle mutmain olarak huzura kavuşacağını ALLAH teala hazretleri bizlere bildiriyor. İşte insan bunlara titizlikle riayet edecek olursa, onda muhabbetullah hasıl olur, bir insan Rabbini sevip O nun rızasına uygun yaşar ise ALLAH'ta o kulunu sever bu ne büyük bir nimet öyle değil mi? İşte kalbler ALLAH'ın zikriyle mutmain olunca ne olur bilirmisin? Şu ayeti kerimelerin mealleri senin ve bizim içinde tezahür eder, ALLAH teala hazretleri buyuruyorki " Ey mutmain olmuş nefs. Razı olarak ve kendisinden razı olunmuş olarak Rabbine dön. Ve kullarımın arasına gir.Ve cennetime gir. " 19 elhamdulillah bu ne büyük bir nimet ve ne büyük bir devlet.

 

 

 

 

 

4 HOŞ DERDEM

 

Değerli okuyucu! Bu esasta ki amaç ise " NEFESİN HER GİRİŞ VE ÇIKIŞINDA NEFSİ GAFLETTEN MUHAFAZA ETMEKTİR " yani daha önceki esaslara ilave olarak, her nefesinde ALLAH tealayı hatırında tutmaktır. Her ne kadar sen onu göremiyorsan bile, O nun seni gördüğünü bilerek O na güzel bir şekilde ibadet etmektir. Buna dikkat edilirse ibadetlerde ihlas hasıl olur çünkü sen O nu görmesen bile " Hiç şüphesiz ALLAH, yaptıklarınızı çok iyi görendir. " 20 buyurulmaktadır. Bu ayeti tefsir ederken Ömer Nasuhi Bilmen şöyle demektedir “ O’nun zatı kibriyasına hiçbir şey gizli kalamaz. Binaenaleyh muhlıs olanlarında, Riyakar bulunanlarında hallerine vakıftır. “ 21 İbn Kesir ise tefsirinde şöyleder “ Kullarının amellerinde hiçbir şey O’na gizli kalmaz, buyurmaktadır. “ 22.

Değerli okuyucu! Ayet-i kerime mealine ve tefsirlerine baktığımızda karşımıza çıkacak sonuç, ALLAH teala hazretleri seni çok iyi görmektedir, böyle olunca da, daima ALLAH  teala hazretleri hatırda tutulur ise mümin nasıl olurda helali terk edip de harama meyleder ve yönelir?

 

 

 

 

 

5 NAZAR BER KADEM

 

Değerli okuyucu! Şunu da bilmemiz gerekir ki bu esastan murad edilen şey, insanın yürürken dikkatini ayağının ucuna doğru yöneltmesidir. Çünkü daha önceki kurallarda olduğu gibi, amaç gözü malayani olan boş ve nefsani şeylerden koruyarak ALLAH tealayı hatırdan çıkarmamaktır. Ömür sermayesini en iyi şekilde değerlendirmektir. Eğer insan böyle yapmayacak olursa, o zaman dikkatini etrafındaki şeylere kaptırır. Mesela şu asrımızda kadınların giyimleri malum, bir ayeti kerimede mealen " Nefis kötülüğü emreder durur. " 23 buyurularak insanların nefsin yaptığı telkinlere dikkat etmesi bildirilmektedir. Oysaki nefis duyu organlarına bağlı olarak tepki gösterir. Böyle bir giyim içerisindeki kadınlardan için nefis telkin etse etse ancak zinayı telkin eder. Eğer kişi dikkatini adımının ucuna çevirir ise nefsin böyle bir telkinde bulunması da mümkün olmaz. Allah Teala hazretleri cümlemizin nefsini hayırla ıslah eylesin amin.

 

 

 

 

 

6 SEFER DER VATAN

 

Değerli okuyucu! ALLAH teala hazretleri bir ayeti kerimede mealen " Ve İbrahim: " Ben Rabbime gidiyorum. O, bana yol gösterecektir. " 24 buyurmaktadır. Bu ayeti tefsir ederken Ömer Nasuhi bilmen tefsirinde şöyle demektedir “ (ve) İbrahim aleyhisselam (dedi ki: Şüphe yok ben) bu diyardan ayrılacağım, ibadet ve taatıma devam edebileceğim bir diyara gideceğim.” 25 Seyyid Kutub ise tefsirinde şöyle der “ Bu gidiş bir hicrettir. Nefis ve ruh çapında bir hicret Geçmiş hayatında ne kalmışsa hepsini geride koyup, terkedip giden bir hicret. Bu babasını, kavmini, ehlini, evini,vatanını ve kendisini yeryüzüne ve insanlara bağlayan herşeyi terkediş vardır...” 26 İbn Kesir ise tefsirinde şöyleder “ Allah teala, Halil’i İbrahimden haber veriyor. Allah teala kavmine onu destekleyipte o, görmüş oldukları bunca büyük mucizelere rağmen onların imanından ümit kestiği zaman hicret ederek aralarından çıkıp ayrılmış ve böyle demişti...” 27 Hz İbrahim AS’ın bu hitabı onun Hak Teala hazretlerinin yoluna ne kadar bağlı olduğunu göstermektedir.

Değerli okuyucu! İnsanlarda bir takım kötü huylar vardır. mümine layık olan odur ki, bir insanın bir beldeden bir başka beldeye sefer eylemesi gibi bu kötü huylardan vatan babında olan yaratılış gayesine hicret etmesi gerekir. Yani bütün kötü huylardan güzel ahlaka yönelmesi lazımdır. Peki güzel ahlak nedir? Dersen, sana ALLAH Rasulünün hayatına bakmamız gerekir derim. Çünkü onun hayatı tamamıyla Allah’a itaatin göstergesi olan KUR'AN-I KERİM'e bağlılıktır, onun hayatı da daima sefer üzerine geçmiştir ama bu seferler kainata hakikatı yayma seferleridir. Ama o seferlerden önce bir Mekke dönemi vardır ki onun ve sahabelerinin en çetin imtihanlara tabi tutuldukları ve ilahi tecelliye doğru hicret ettikleri dönemi kapsar. Artık Medine ye sefer vardır. Yani zahirde küfrün hakim olduğu beldeden hakikatların hakim olduğu beldeye Medine ye hicret vardır. İşte bu hicretin sonucunda kainat huzura kavuşmuştur. İşte bu hadise gibi insanlarda kendi iç alemlerinde böyle bir hicreti gerçekleştiremedikleri sürece Medine devri ve dönemi tekraren yaşanmayacaktır. Çünkü o dönemden evvel bin bir meşakkat ve çile vardır. Ama bilirmiyiz ki insanı olgunlaştıran sabrıdır, ama sabrı da olgunlaştıran çiledir.

 

 

 

 

 

7 HALVET DER ENCÜMEN

 

Değerli okuyucu! Tasavvuf ilmiyle meşgul olan bazı alimler, uzlete çekilerek uzun zaman yıllarca insanlardan ayrı ve uzak kalmak yoluyla nefislerini ıslaha çalışmışlardır. Tabi ki bundaki amaçları ALLAH Teala hazretlerini daha çok hatırda tutabilmek için dünya meşguliyetlerinden uzak durmaktır. Oysa Nakşibendi Tarikatı'ndaki bu esas bir önceki yolun tam aksine, halkın içinde HAK'kı daima hatırda tutmayı prensip edinmiştir. Zaten bir ayeti kerimede mealen " Ne bir ticaret nede alış veriş, onları ALLAH'ı zikretmekten, namaz kılmaktan, zekat vermekten alıkoymaz. Onlar kalblerin ve gözlerin döndürüldüğü bir günden korkarlar. " 28 buyurulmuştur, Bu ayetin tefsirinde ise Ömer Nasuhi Bilmen şöyleder “ O abit, zahit kullar, ya hallerine kanaat ederek zahidane bir hayat geçirirler, daima ibadet ve taatla uğraşır dururlar, yahut hem dini vazifelerini yaparlar, hemde meşru surette ticaretleriyle, alış verişleriyle meşgul olurlar, bu dünyevi meşguliyetleri, kendilerinin dini vazifelerine engel olmaz... havfı ilahi ile titreyen kalbleri, kendilerini daima zikr ve fikre sevkeder, onlar gafil bulunmazlar, daima havf ve haşyet üzere uyanık bir halde bulunurlar.” 29 İbn Kesir ise tefsirinde şöyleder “ Dünya, dünyanın süs ve zineti, alış-verişin ve kazancının lezzeti, onları kendilerinin yaratıcısı ve rızık vericisi olan Rablarını anmaktan meşgul edip alıkoymaz.” 30 Elmalı ise tefsirinde şöyleder “ Dünya meşgalesinin, salih kimselerin, Allah’ü Teala ve Rasulünün istediği yolda gitmelerine mani olamayacağı açıklanmaktadır.” 31. İşte bu ayeti kerimede açıkça belirtildiği üzere dünyevi ihtiyaçların temini, o iman sahiplerini Rablerini hatırlamaktan, O nun ayetlerini tefekkür etmekten, O na kulluk etmekten alıkoyamaz. Mana itibariyle kısaca halk içerisinde HAK'la beraber olmak anlamına gelen bu esasın az önceki ayeti kerime mealinin çok kısa bir mukaddimesi olması, bu yolun KUR'AN'a sımsıkı nasıl bağlı olduğunun bir göstergesidir. Allah cümlemizi sırat-ı müstakimden ayırmasın.

 

 

 

 

 

8 YAD GERD

 

Değerli okuyucu! Bu esasta ise kısa olara kelimeyi tevhidi nefesimizi tutarak tekrar etmek, manasını tefekkür etmemiz telkin edilmektedir. Buna riayetle kişi fani alemde dahi bir hiç olduğunu idrak eder. Çünkü bunu yaparken nefesini tuttuğu zaman bu hale belirli bir süre dayanabilir. Eğer ALLAH Teala havayı içeren gazları yaratmamış olsaydı, nefes alamadığı için akıbet malum. Bu durumda kişi hayatını kaybetse bile, ALLAH teala hazretleri hala hayat sahibidir. Bu hal üzere mümin kendisini HAK Tealanın gücü, kuvveti, kudreti karşısında bir hiç sayar ve ALLAH Tealanın ihsanı, ikramı olan o havayı tekraren soluyarak şükrünün ne kadar az olduğunun idrakine varır.

 

 

 

 

 

9 BAZ GEŞT

 

Değerli okuyucu! Bu esas, bir öncekinin devamı gibidir. Kişi nefesini tutup YAD GERD deki anlatılan zikri gerçekleştirdikten sonra, ikinci nefesi almadan önce, yani iki nefes arasında " İlahi ente maksudi ve rıdake matlubi " der bunun manası ise şudur " İlahi! Benim maksudum Sen'sin ve maksadım Sen'in rızandır. " bu cümle zaten her müminin en büyük ve tek hedefi olmalıdır. Çünkü bir ayeti kerimede mealen " İşte ey mutmain olmuş nefs! Razı olarak ve kendisinden razı olunmuş olarak Rabbine dön! Kullarımın arasına gir! Cennetime gir... " 32 buyurulmaktadır. İşte bu bu ayeti kerimenin tefsirinde Ömer Nasuhi Bilmen şöyleder “ Ey emin, inşirah-ı ruha sahip, nezih itikat ile muttasıf şek ve şüpheden müteberri ve cenab-ı hakkın zikriyle, muhabbetle kalbini tenvire muvaffak bulunan mü’min zat!... Kerim mabudunun huzur-i manevisine teveccüh et, O’nun va’d buyurmuş olduğu bir mahalli keramette, bir cennet-i alaya gidiver.(Sen) sana verilen nimetlerden (Razı) olunduğu halde (O) Kerim Rab’bin (de senden razı olarak!...) öyle pek ulvi bir makama nail ol. Ey nefs-i mutmainne!... Sende mükerrem kullarımın zümresine dahil ol...” 33 Elmalı ise tefsirinde şöyleder “ Şimdide Allah’ü tealaya gönül bağlayanların akıbetine geçiliyor. Hakkı önce anlamış, iman etmiş, iman ve ihlas ile Rabbine hayır takdim etmekte bulunmuş olan her mutmainne nefsede, Rabbi Alla’ü teala diyecekki: Ey o mutmain nefs! Bana ihlas ile kulluk eden halis salih kullarımın arasına katıl. O halis kullarla birlikte cennetime gir.” 34 ayeti kerimelerin tefsirinden sonra diyebiliriz ki; bir önceki esasta kişi ALLAH Tealanın bir olduğuna, kendisinin de ne kadar aciz olduğuna ve ALLAH Tealanın ne kadar lütufkar olduğuna kanaat getirdiği zaman, işte bu konularda nefsi mutmain olmuş demektir. Bu hal üzere Rabb'inden de razıdır çünkü " Razı olarak " deniliyor bu kaidede söylenmesi istenen cümlelerle de O nun rızasını istiyor. Çünkü ayette " Kendisinden razı olunmuş olarak Rabb'ine dön..." buyurulmaktadır. Cenab-ı Mevla cümlemizi rızasına erdirdiği kullarından eylesin amin.

 

 

 

 

 

10 NİGAH DAŞT

 

Değerli okuyucu! Bu esasta ise kısaca, Kalb'de yalnız ALLAH Tealayı anmak ve bu halin muhafaza edilmesi anlatılmaktadır. Çünkü bir ayeti kerimede mealen " Hiç şüphesiz, " Rabbimiz ALLAH'tır diyen, sonra istikametli bir hayat yaşayanların... " 35 buyurulmaktadır. Bu ayetin tefsirinde Ömer Nasuhi Bilmen şöyleder “ Allah tealanın rububiyetini, haalikıyetini, vahdaniyetini ikrar ettiler (Sonra istikamette bulundular) bu itikatlarında sebat edip durdular, mükellef oldukları vazifeleri kemal-i ihlas ile ifaya devam eylediler.” 36 Seyyid Kutub tefsirinde şöyleder “Rabbimiz Allah’tır sözünün doğrultusunda yürümek onun hak ve hakikatine bağlanmak, o gerçeği vicdanların içinde hissetmek, hayatta duymak, gereklerine dayanmak şüphesizki çok hemde çok büyük bir şeydir. O nispettede zordur.” 37 Elmalı ise tefsirinde şöyleder “ Müminler, Allah’ü Tealanın birliğini ve rububiyetini tasdik edip, şirke dönmeden bu ikrarda sabit kalarak gereğini yaptılar.” 38 yani kişi önce iman edecek daha sonrada onu muhafaza edecek, işte bu kaidede sahip olunan iyi hallerin elde edildikten sonrada muhafaza edilmesinin gerekliliği ifade edilir.

 

 

 

 

 

11 YAD DAŞT

 

Değerli okuyucu! Bu esasta diğer önceki esasların tamamını içine almaktadır. ama kısaca diyebiliriz ki, her an ALLAH Tealanın sıfatlarını ve bakılan her yerde ALLAH tealanın mahlukatı üzerindeki tasrrufatını onların nasıl yaratıldığını ve nasıl yok olduklarını ama her şeye rağmen O nun baki olduğunu tefekkür edilmesi demektir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

NOTLAR

1 (Enbiya/35)

2 (Kur’an-ı Kerimin Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri) – Ömer Nasuhi Bilmen

3 (Fizilal’il Kur’an) – Seyyid Kutub

4 (Hadislerle Kur’an-ı Kerim Tefsiri) – Tef-sir el-Kur’an el-Azim – İbn Kesir

5 (Cuma/8)

6 (Kur’an-ı Kerimin Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri) – Ömer Nasuhi Bilmen

7 (Fizilal’il Kur’an) – Seyyid Kutub

8 (Hak Dini Kur’an Dili) – Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır

9 (Yunus/57)

10 (Kur’an-ı Kerimin Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri) – Ömer Nasuhi Bilmen

11 (Fizilal’il Kur’an) – Seyyid Kutub

12 (Hadislerle Kur’an-ı Kerim Tefsiri) – Tef-sir el-Kur’an el-Azim – İbn Kesir

13 (Hak Dini Kur’an Dili) – Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır

14 (Rad/28)

15 (Kur’an-ı Kerimin Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri) – Ömer Nasuhi Bilmen

16 (Fizilal’il Kur’an) – Seyyid Kutub

17 (Hadislerle Kur’an-ı Kerim Tefsiri) – Tef-sir el-Kur’an el-Azim – İbn Kesir

18 (Hak Dini Kur’an Dili) – Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır

19 (Fecr/27-28-29-30)

20 (Bakara/265)

21 (Kur’an-ı Kerimin Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri) – Ömer Nasuhi Bilmen

22 (Hadislerle Kur’an-ı Kerim Tefsiri) – Tef-sir el-Kur’an el-Azim – İbn Kesir

23 (Yusuf/53)

24 (Saffat/99)

25 (Kur’an-ı Kerimin Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri) – Ömer Nasuhi Bilmen

26 (Fizilal’il Kur’an) – Seyyid Kutub

27 (Hadislerle Kur’an-ı Kerim Tefsiri) – Tef-sir el-Kur’an el-Azim – İbn Kesir

28 (Nur/37)

29 (Kur’an-ı Kerimin Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri) – Ömer Nasuhi Bilmen

30 (Hadislerle Kur’an-ı Kerim Tefsiri) – Tef-sir el-Kur’an el-Azim – İbn Kesir

31 (Hak Dini Kur’an Dili) – Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır

32 (Fecr/27-28-29-30)

33 (Kur’an-ı Kerimin Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri) – Ömer Nasuhi Bilmen

34 (Hak Dini Kur’an Dili) – Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır

35 (Fussilet/30)

36 (Kur’an-ı Kerimin Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri) – Ömer Nasuhi Bilmen

37 (Fizilal’il Kur’an) – Seyyid Kutub

38 (Hak Dini Kur’an Dili) – Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır

   
© incemeseleler.com